Sözlüklerde şaşaa kelimesinin kökeni Arapça olarak verilir ve isim veya isim yerine kullanıldığı belirtilir. “Parlama”, “parlaklık”, “parıltı” yanında “zahiri (görünüşte) parlak görünüş” anlamları verilir. Hatta “bir şeyi birbirine katıp karıştırmak”, “gösteriş”, “debdebe” anlamlarını içerdiği de bildirilir.
İsmail Hami Danişmend’in “Fransızca-Türkçe Resimli Büyük Dil Kılavuzu”nda “şaşaa”nın karşılığı olarak “eclat” kelimesi yazılmaktadır. Bu kelimeye ise, “kıymık”, “parça”, “parlak ışık”, “nur”, “ani ve şiddetli gürültü”, “şan”, “dedi kodu”, “rezalet” anlamları verilmektedir. Redhouse’un İngilizce-Türkçe/Türkçe-İngilizce Sözlüğünde “şaşaa” karşılığında, “glitter”, “brilliance”, “”splendor”, “resplendence”, “pomp”, “dazzle” kelimeleri yer almaktadır.
Burada bir kelimenin köken ve anlambilimleri bakımından araştırılması, incelenmesi ve irdelenmesi elbette söz konusu değildir. Kuşkusuz dil olgusunun çok yönlü araştırılmasının, incelenmesinin ve irdelenmesinin yapılmasında düşünce ve kültür tarihi açısından sayısız yararlarının olduğu tartışılamaz. Belki de, bu tür çalışmaların yeterli düzeyde gerçekleştirilmemesinin etkilerini, bireysel ve toplumsal hayatımızın birçok alanında yaşamamıza rağmen, farkında olmamamız önemli bir eksikliktir. Bunun bilincine varmak, ne yazık ki bir anda olmuyor.
Şaşaa kelimesinin çağrışımıyla, somut bir örneği de dikkate alarak, bir bakıma belli ölçüde gözlemlediğim bir olay üzerinde irdelemede bulunmaya çalışacağım.
Her hafta olmasa bile, belli günlerde ve aralarda Çengelköy Mezarlığı’na gidiyorum. Boğazın Anadolu yakasındaki en güzel yerleşim yerinden biri olan Çengelköy, Üsküdar İlçesi sınırları içindedir. Kıyıdan geçen yolun her iki tarafında bulunan küçük farklı hizmetler veren işyerleri Çengelköy çarşısını oluşturur. Çarşı içinden ayrılan bir yol ile Çengelköy’ün tepedeki mezarlığına ulaşılır. Oradan boğazı ve karşı kıyıda yer alan yerleşim yerlerinin eşsiz manzarasını seyretmek mümkündür.
Yaşanan ve bilinen o saçma sapan 15 Temmuz meş’um olayından sonra, tepede bulunan ve “Vahdettin Köşkü” olarak adlandırılan alanda, hâlâ devam eden bir inşaat faaliyeti sürdürülmektedir. Yıllar önce, “Vahdettin Köşkü” olarak adlandırılan, iki veya üç binadan meydana gelmiş alanı Marmara İlahiyat’tan birkaç öğretim üyesi başta olmak üzere ziyaret etmiştik. O zaman toprak bir yoldan bu binalara ulaşılabiliyordu ve sanırım korumakla görevli birkaç kişi çalışıyordu. Binalar metruk, yani boş ve dolayısıyla yeterli bir şekilde bakımlı görünmüyorlardı. Buna karşılık, orada Boğaz, Ortaköy, Beşiktaş, Sarayburnu dâhil, Marmara’nın enfes ve şahane bir görünümü ufka kadar önünüzde seriliyordu. Doğal olarak kendi aramızda, bu manzaralı ve güzel tepenin içinde bulunan iki binayla birlikte böyle boş bırakılmayıp nasıl kullanılması gerektiği konusunda akıl da yürütmüştük. Bazısı halka açık bir dinlenme yeri, bazısı bir üniversiteye verilerek ilgili bir fakülte veya araştırma enstitüsü, bazısı bir hastane kurulması vb. şeklinde görüşler ileri sürmüşlerdi. Sanırım köşk o zaman Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün uhdesindeydi. Daha sonraları, bu tür tarihi ve kültürel yerlerin Anıtlar Kurulu yönetimine verildiği söylendi, şimdiki durumun ne olduğunu bilmiyorum.
Şu anda, görebildiğim kadarıyla, tepe ve köşk alanı Çengelköy Mezarlığı’nın dibine kadar genişletilerek demir çitlerle çevrildi. Üç giriş yerine polis noktaları oluşturuldu, sürekli korunmaktadır. Alanın içinde, görülebildiği kadarıyla, birçok değişiklikler, eklemeler, düzenlemeler yapıldı, sanırım yapılmaya da devam edilmektedir. Resmi toplantıların ve çalışmaların ne zaman, nasıl yapıldığı konusunda herhangi bir bilgiye sahip değiliz. Gerekmeye de bilir. Ancak akıl ve mantık bakımından bu kadar harcamanın, masrafın, o kadar polislerin koruma olarak görevlendirilmesi ve daha başka işler kabul edilir görünmüyorlar.
Şaşaanın çeşitli anlamlarının karşılanmaya uğraşılması, herhalde böyle bir şey olmalı!