“Şart” kelimesine karşılık olarak “koşul” kelimesi de kullanılmaktadır. Köken (menşe) itibariyle Arapça olsa bile “şart” Türkçe bir kelimedir ve eş anlamlısı olan “koşul”la birlikte kullanılması kelime dağarının zenginleşmesini sağlamaktadır. Bir dilin kelime sayısının artması, yani dil dağarının zenginleşmesi, doğal olarak duygu ve düşüncenin ifade edilmesi imkânını genişletir. Bilim, düşünce, sanat ve edebiyat ifade edebilme imkânını hem kullanır, hem de yeni imkânların ortaya çıkartılmasını sağlar. Bu yüzden dilin sevilmesi ve ona güvenilmesinin olmazsa olmaz şartının bilim, düşünce, sanat ve edebiyat olduğunu unutmamak gerekir.
Herhangi bir olgunun, olayın, durumun, kısaca “şey”in ortaya çıkması, gerçekleşmesi için gerekli veya zorunlu ya da ihtimal dâhilinde olan şeklinde düşünülebilir “şart”. Bu bağlamda “neden” (sebep) kelimesi de söz konusu edilebilir. Ancak “neden”in zorunlu anlamı “sonuç” dediğimiz şey ile doğrudan ve kaçınılmaz bir bağı ya da ilişkiyi içerir. “Şart” her zaman ve mutlak olarak zorunluluğu gerektirmeyebilir. Mesela, giderek bir sınav döngüsü, devri daim şekline dönüşmüş eğitim sürecindeki bir lise öğrencisi, şu kadar puan alırsam hukuk fakültesine gideceğim, diye düşünebilir. Ancak hukuk fakültesine kaydını yaptırabilmesi için, belirlenecek puanı tutturması gerekir, aksi takdirde, o öğrenciye niçin hukuk fakültesine kaydını yaptırmadın, şeklinde bir soru yöneltilemez. Benzer şekilde, hukuk fakültesinden mezun olan birisine de, niçin avukatlık yapmıyorsun veya neden hâkim olmadın sorusu yöneltilemez. Çünkü avukatlık yapabilmenin öncelikli şartı avukatlık stajını yapmaktır. Hâkim olabilmek için de belirlenen şartları haiz olmak gerekmektedir.
Hayatın akış sürecinde yapılan çeşitli tercihler, alınan kararlar muhtelif kararlar birtakım şartlara bağlı olarak gerçekleştirilebilmektedir. Özellikle kamuyla ilgili olan veya devletin belirlediği bazı görevleri üstlenebilmek için öngörülen şartları yerine getirmek zorunluluğu vardır. Sözgelimi hâkimlik veya savcılık görevini üstlenebilmenin öncelikli ve zorunlu şartı hukuk fakültesi mezunu olmaktır. Yine bir hastanede hasta olan birisini tedavi edebilmek için tıp fakültesini bitirmek ve belli bir hazırlık sürecini tamamlamak gerekmektedir.
Demek ki, bazı görevleri üstlenebilmek, birtakım yetkileri kullanabilmek için öngörülen, belirlenen veya istenilen şartları yerine getirmek zorunludur. Elbette bu tür şartlar, öyle rastgele oluşmamıştır. Bir kişinin keyfi isteği, bir kurumun ya da devletin, hiçbir nedene, gerekçeye, uygulamaya dayanmadan kendiliğinden ortaya koyduğu emirler, kurallar, ilkeler şeklinde görülmemelidir, öyle de değerlendirilemez.
Şart olarak ortaya konulan bazı emirler, kararlar, kurallar, ilkeler ve hükümler, kuşkusuz uygun görülmeyebilir, tartışılır nitelikler taşıyabilir, yanlış anlamalara ve yorumlara konu edilebilir, ama yok sayılamazlar, hilafına kararlar ve uygulamalar yapılamaz, yapılmaması da gerekir, hatta zorunludur.
Mesela üzerinde güncel tartışmalar bitmiş, farklı bir sonuç ortaya çıkmış görünen, fakat hukuki bakımdan önemini koruyan, Anayasa’nın bir kimsenin üçüncü kez Cumhurbaşkanı olamayacağı şartını içeren hükmüne uygun bir sonuçtan söz edilebilir mi? Sonucun gerçekleşmiş olması, kendiliğinden ona hukukilik niteliği kazandıramaz. Çünkü hukukun öngördüğü şart, çeşitli saiklere başvurulmak suretiyle, en azından tartışılır niteliğini korumaktadır. Falan kurumun başkanının, filan kuruluşun üyesinin görüşü uygun gördü demek, en fazla hukuki bir değerlendirmedir, tıpkı diğer değerlendirmeler gibidir. Buna rağmen, yani öngörülen şartın belli bir anlayış, yorum ve değerlendirmesine rağmen kabul edilmesi ve istenilen sonucun elde edilmesi, sorunun hukuka uygun bir tarzda çözümlendiği anlama gelmez. Gelmemelidir. Böyle bir anlayış ve yaklaşım, sözgelimi, bir ilk mahkemenin herhangi bir uyuşmazlık halinde verdiği kararı mutlak kabul etmek demektir ki, o takdirde, sonuca, hükme itiraza, karar düzeltmeye veya bozmaya da ihtiyaç yoktur sonucuna ulaşır.
Bütün bunlara rağmen, öngörülen şarta uyulmayıp üstlenilen görev, yetki kullanılması ve birtakım yarar ve çıkarlar sağlanması, hukukun, yerine göre, özünü oluşturan ahlaki sorumluluğu ve yükümlülüğü doğrudan ilgilendirmektedir. Siyaset de bunun dışında değildir elbette.