Sarkozy ve Carla neden Mısır'a gittiler?

Abone Ol

Nereden girdim şu sıkıcı Sarko yazısına

Fakat onları Nil nehri üzerinde bütün sıkıntılardan azade, aheste kürekleri çekerken görünce, neden Mısır diye düşündüm.

Öyle ya adamların Paris te ünlü aşk çeşmesi dururken.

Ya da Shen nehri üzerindeki her biri ayrı mimari aksanı ile gülümseyen onca sevgi köprüleri varken.

Hele hele Fransızların pek bir övündüğü kentin parmağındaki pırlanta yüzük olarak yorumlanan, bana göre sanat ve estetikten uzak bir demir yığını olan Eiffel Kulesi varken, neden Mısır diye birkaç kez düşündüm.

Düşük bel pantolonu ile objektiflere gülümseyen bayan arkadaşı yanında bir Cumhurbaşkanı, Fransızları bile çileden çıkaracak kadar kuraldışı davranırken.

Olanca ırkçılığı ile bir İslam ülkesini AB içerisinde görmeye izin vermeyeceğini ısrarla vurgulayan Sarkozy e büyük çelmeyi takan eşinin ayrılması, Fransız vurdumduymazlığı ile geçiştirilebilir miydi

Kadın kalkıp, " Fransız halkı iki kişiyi seçmedi" deyip boşanmak istemişti.

Pek çok kadının kanlı bıçaklı da olsalar; bir cumhurbaşkanı ile geçireceği hayata karşın, her türlü cefayı sineye çekmeyi kabul edebilecekken, Cecilia kocası Sarko yu değil, erkek arkadaşını tercih etmişti.

Irkçı Sarkozy e gelen aile içi bu büyük başkaldırı; Şark erkeği için bir yıkımdır.

Bu durum bir Fransız için modern hayatın getirisi olarak düşünülse de; Sarko kendisinin ve halkının yıkılan gururunu bir nevi tamir için kalkıp Nil in bengi güzellikteki bahçelerine gidiyor.

Çünkü başta eski sömürgesi Cezayir olmak üzere, İslâm ülkeleri kendisine fena hâlde gülmektedirler.

Bu sebeple eski manken Carla ile enternasyonal bir yıkım alan gururunu restore için, kendisine en uygun yer olarak firavunlar vadisini seçiyor.

Çok mutlu, çok âşık, çok mağrur pozlar vererek Cecilia dan da intikamını alıyor.

Bu aile meselesi beni hiç ilgilendirmiyor.

Ne ki gezmek, aşk yaşamak, düşük bel, bikini, iç çamaşırı gösterisi için İslam ülkelerinin seçilmesi ayrı bir sosyolojik tahlili gerektirmekte.

Sarkozy ya da bir başkası.

Zira Fransızların eski cumhurbaşkanları Mitterand da Antalya ya dadanmıştı.

Cennet olarak yorumladığı Antalya da Mitterand, Fransa da bile yapamayacağı yaramazlıklarda bulunmuş, yanındaki üç bayanla mutluluktan uçtuğunu ilân etmişti.

Karısı Kürt meselesine ilgi duyarken, kendisi ipek dantel kadar zarif Türkiye sahillerinin tadını çıkarmıştı.

Mesela Alman Marco da Antalya da kendilerine sunulan hayal edemeyecekleri kadar egzotik bir tatil esnasında; İngiliz kıza tacizde bulunup aylarca İngiliz aileye hapislerde hesap vermek zorunda kalmıştı.

Sarkozy ya da Mitterand ya da yabancı herhangi biri kendi ülkelerinde yapamadıkları çılgınlığı yabancı bir diyarda daha mı rahat eyleme dönüştürmekteler.

Ya da İslâm ülkelerinin yerli halkına siz de bizim gibi modern olun, değişin mesajını mı vermektedirler.

Yahut bu en abartılı, aşırı, zevkte, hedonizm de sınır tanımayan Müslüman ülkelerin; halklarının karşı çıkmalarına rağmen, kendilerini aşağılanmış gördüklerini vurgulamalarına karşın, ahlaksız hizmetleri daha yoğun verdiklerinden midir; Mitterand ın cenneti Antalya, Sarkozy ninki ise Mısır olmakta.

Brüksel ve Londra ciddiliklerinden kasım kasım kasılırken; Antalya, Kahire yabancıların hafife aldıkları bir zevk ve eğlence sarayına mı dönüşmekte.

Ağırbaşlı Bonn ve Kopenhag a karşın hafifmeşrep İstanbul öyle mi

Doğu; onca yoksul çocuklarına karşın, batılının ağzı var dili yok Şehrazatı, bin bir gece masalı.

Batı ise, şarklının asla ayak bastırılmadığı yasak topraklar