Ahmet Emin isabetli bir biçimde ‘Zuamau’l Islah/ Reformun Efendileri’ adlı kitabında çelişkili gibi görünen onca ismi bir araya getirir. İlk bakışta çelişkili görünen bu isimler arasında bir köprü kurmak mümkün. Dikkatlice bakıldığında bunların birbirlerini tamamlayan isimler olduğu görülecektir. Reformun Efendileri adlı kitapta bir arada mütalaa edilen isimler arasında Mithat Paşa ile Cemaleddin Afgani de var. Ne alaka, kel alaka’ diyenler çıkabilir! İlk önce bana da bu isimlerin bir araya getirilmesi anlamsız gelmişti. Şimdi anlamını çözüyorum. Mithat Paşa ile Cemaleddin Afgani İkinci Abdulhamit Han’ın hışmına uğramış zümredendir. Onların taraftarlarıda İkinci Abdulhamit düşmanıdır. Merhum her ikisine de yakından tanımıştır. Mithat Paşa ile Cemaleddin Afgani dış görünüşleri başka iç görünüşleri daha başkadır. İkisi de Batılılaşmayı temsil eden mankurt zümresindendir. Her ikisi de yabancı elçiliklere sığınacak kadar öz kimliklerinden arınmıştır. İkisi de masondur ve Cemaleddin Afgani masonlukta üstat payesine erişmiştir. Diğer önemli özellikleri ise siyasi entrikalarıdır. Mithat Paşa Sultan Abdulaziz’i deviren çeteden birisidir. Bu bir proje ürünüdür. Derdi masonluğa tahta geçirmektir. Mason şehzade Beşinci Murat’ı padişah yapmak istemişler ve muvaffak da olmuşlardır. Lakin Beşinci Murat psikolojik bir rahatsızlığa yakalandığından işlerine yaramamıştır. Cemaleddin Afgani de Mısır’da ve İran’da benzerini yapmak ister. Afgani, Afganlı değil İran’lıdır ve Sünni değil, Şiidir. Sorun bu kimliğini gizlemesindedir. O devirde bütün devlet erkanı bunu bilmektedir. Lakin muakkipleri ve sevenleri nefislerindeki bir garazdan dolayı bu gerçekleri küllendirmeye çalışmışlardır. Muhammed Rıza Pehlevi’den önce İran tahtından devrilen ender şahlardan birisi Nasirüddin Şah olmuştur ve onu deviren Cemaleddin Afgani’dir. Şahsi kin ve husumetinden dolayı bunu yapmıştır.
*
Mithat Paşa’nın İstanbul’da yaptığını Afgani, Kahire’de yapmak ister. 1896 yılında Nasirüddin Şah’ı suikastla taraftarlarına öldürttüğü gibi Mısır’da da daha önce Hidiv İsmail’i azletmek ve hatta suikastla tasfiye etmek ve yerine oğlu Tevfik’i geçirmek istemektedir. Nedeni, Tevfik’in kendi meşreplerince Sultan Beşinci Murat gibi farmason taifesinden yani mason olmasıdır (El İslam ve’l Hadaretü’l Garbiyye, Prof. Muhammed Muhammed Hüseyin, Müessesetü’r Risale, s: 65). Suikast Afgani’nin siyasi araçlarından birisidir. Muhammed Abduh bu kadarını kaldıramaz ve siyasi yöntem konusunda yolunu illuminati tarzını hatırlatan hocası Afgani’den ayırır. Lakin Mithat Paşa gibi Abduh ve ekolü Mısır’da Batı tarzı bankacılığın ve faiz sisteminin önünü açarlar. Abduh ve Afgani İslam dünyasında sömürgeciliğin önünü açan Mr. Blunt ve Lord Cromer gibilerinin sadece arkadaşları olmayıp bilakis ortaklarıdırlar da. Ötekiler dıştan bunlar içten tahrip etmiştir. Biri dış çığır ötekisi iç çığırdır. Mısır veİslam alemini içten çökertme girişiminin mimarlarıdır. Modernizm, liberalizm gibi batılılaşma markaları çok olsa da meali birdir ve mankurtlaşmaya yani zorla veya gönüllüce köleleşmeye çıkar. Başkalarının kavramlarını kullanmaya başladığınızda hayat tarzını benimsemiş olursunuz.
*
Mr. Blunt’a göre, Afgani liberal birisidir. Bana göre, İhvan-ı Safa gibi ansiklopedistlere benzemektedir ve fiilen illuminati elemanı olmasa bile buna yatkın bir kişiliktir. Bunun dışında Afgani, agnostik ve mason olarak nitelendirilmektedir (
http://bewley.virtualave.net/blunt.htmll
). Hem de astad-ı ‘a’zam payesinde. Bu nedenle Afgani ezetorik yorumların peşine takılmıştır. Kurallar bütünü anlamında fıkhı bir kenara bırakmışlardır. Bu batılılaşma çağırı ve düşüncesi yüzyıl içinde İslam dünyasını çökertmiştir. Albert Hourani isimli Suriye asıllı Amerikalıyazar Muhammed Abduh’u mustağrip olarak nitelendirmiştir ( acculturation). Mr. Blunt, neden Afgani’nin sahte kimlikle dolaştığını merak eder. İranlı olmasına rağmen ısrarla kendisini Afganlı olarak( müteafgın) takdim etmektedir. Bu gerçek, meşhur Yahudi seyyah Wambery’nin de meçhulu değildir. Keza İkinci Abdulhamid Han’ın bendelerinden ve saraydaki karşıt ekolü temsil eden Ebu’l Hüda Sayyadi de Afgani’nin gerçek kimliğini bilmekte ve Sayyadi, Reşid Rıza’ya Afgani’nin ölüm yılında yazdığı mektupta ‘ onu zındık ve dinden çıkmış bir dönek’ olarak nitelendirmektedir.
Bu ve benzerlerinin açmış olduğu modernizm çığırı yüz yıl içinde İslam dünyasının inhitat ve çöküşüne neden olmuştur ( Sabres of Two Easts, Ataullah Bogdan Kopanski, s: 85, EPS, İslamabad).
Kısaca, Afgani bir müstağrip ve onun ötesinde sarıklı bir Mithat Paşa’dır.