Sarhoş zamanların seyri

Abone Ol

Zaman, insanların değer olarak ürettiği, ortaya çıkardığı her şeyin küreselleştirildiği, lakin her şeyden çok da bu değer üretmemenin ve onu kalıcı hale getirmenin zorluğunun küreselleştirildiği bir devre doğru biteviye akmakta. Özellikle kadim olanların, kıymetli olanların sürekli düşüş yaşadığı, bunun yanı sıra basit ve yüzeysel bayağı olanların zirve yaptığı ve kıymetli olanlara karşı tahakküm ettikleri garip zamanlarda yaşıyoruz. Bu süreçte her türlü bağlamın küreselleştiğine de şahit oluyoruz. Krizlerin, savaşların, sınırlar arası ihtilafların, göçlerin, etnik ve mezhepsel ayrımların sadece içinde bulunduğu toplumu ilgilendirmediği her meselenin küreselleştirildiği ve çoklu paydaşların devrede olduğu bir zamanın içerisinden geçiyoruz. Onun için hangi payın içerisine acınız, sevinciniz düşüyorsa onu o şekilde yaşıyorsunuz. Her şey birbirini tetikleyen minik domino etkileri yaratarak bütün dünyayı dolaşıyor.

Dijital dünyanın hızla insan hayatına nüfuz etmesi bu süreçte başat rol oynamaktadır. Hızla insanı, toplumları ağına katan bu dünya da insanların bu hızlı yaygınlaşma karşısında savunmasız olduğunu ve buna karşın onları koruyacak bir etmenin de bulunmadığını ifade etmekte fayda var. Bu durum ise insanın hızlı bir şekilde dönüşümünü tetiklerken temel bir takım “değerler”ini kaybetmesini de sağlıyor. Bu kaybetme ile birlikte toplumsal katmanların arasındaki bağ farklı bir biçimde yeniden kuruluyor. Bu kurulumun hastalıklı bir toplum yapısı ortaya çıkardığını toplumsal hadiselerin seyrine baktığımızda görebiliyoruz. Çoğu zaman insanlar, günlük hadiselerin ortaya çıkardığı dalgalanmalar karşısında pasif bir tavır içerisinde kalabiliyor. Çünkü hiçbir şeyi değiştirecek mecali kalmamış ve bağlandığı ağın ona sağladığı sahte dünya ve bu dünyanın onu; bütün bu gerçekliğin ezici, acı verici boyutundan korumakta olduğunu düşündüğünden bu güvenli alanı terk etmek istemeyecek kadar teslimiyetçi bir pozisyon almakta bir beis görmüyor.

Belki de bütün olup bitenin daha dramatik ve travmatik hale gelmesinde en önemli faktör olarak inancın, kutsalın yalıtılmasını ve bütün açmazları kapatacak bir macun olarak kullanılması söylenebilir. Günlük yaşantının içerisinde ister ekonomik, ister sosyal, ister kültürel meselelerin dezenformasyonunda bunun sağlamasını yapabilirsiniz. Özellikle neye nasıl inanmanız isteniyorsa muhakkak onu besleyen argümanlar ortaya konuluyor ve bütün ağlardan aynı anda yayına geçildiğinde insanın bu manipülasyona karşı nasıl baş edeceğini bilememesi neticesinde yanılgılar hakikat halini alabiliyor. Y. Noah’ın da dediği gibi, “Manipülasyona karşı savunmasız olduğumuz gerçeğiyle yüzleşmeliyiz.”  Nitekim bugün insanların anlık olarak manipülasyona maruz kaldığı ve üretilen “sahte haber”ler neticesinde iyi-kötü, faydalı-zararlı ayrımından mahrum olmaları hatta muhakeme kabiliyetini kaybetmiş olmaları da bu durumun en acı verici yanıdır.

Eğer bir şeyden nefret etmeniz için bir kampanya düzenleniyor ve bu kampanyanın içeriğini sizin hissiyatlarınızı tetikleyecek unsurlarla dolduruyorlarsa sizin o şeyden nefret etmeniz için ekstra bir çabaya gerek kalmadan bu sağlanmış oluyor. Haberin ya da kampanyanın doğru olup olmamasının bir önemi yok, çünkü sizin duygularınız harekete geçmişse bütün hakikat perdeleri yırtılarak buna inanmanız sağlanmıştır. Bu bakımdan bütün bu yalan dünya, bir takım büyük sonuçlara gebe eylemlerin örtülmesini sağlar. Bugün bu örtme olayı büyük küçük bütün erk odakları tarafından uygulanmakta ve toplumlar ise tuhaf bir sarhoşluk içerisinde gündelik hayatın içerisinde sallanmaktadır. Örtüyü kaldırmak ve güncel yanılgıya uğramamak için sadece hadiselerin ne olduğuna değil nasıl oluştuğuna da bakmak gerekiyor. Tabi her daim agâh olmak ve kuşku duymakta bunlardan etkilenmemek için en büyük kuvvet noktasını teşkil eder. Agâh olalım efendim. Hoşça bakın zatınıza…

 

Bize Kadar

1- Ataullah el-İskenderî Hikem-i Atâiiye’de; “Nefsinden razı olmayan ve itaat etmeyen bir cahil ile arkadaşlık, nefsinden razı olan ve ona itaat eden bir alimle arkadaşlıktan hayırlı” olduğunu söyler.

2- Şeyh Sadi Şirazi, “Zavallı insan dünyanın her tarafında rızkın arkasından, ecel de onun arkasından koşar” diye ince bir hatırlatmada bulunuyor.

3- Ali Fuat Başgil, “İlk günah, çok kere, günahların en büyüğü değildir; ama ilk adım olması bakımından en tehlikelisidir” der.

4- Zaman kıymeti geçtikten sonra anlaşılan en kıymetli iki şeyden biri ve Abdulfettah Ebu Gudde’nin “Zamanın Kıymeti” adlı eseri bu bağlamda önemli işaretler içeriyor. İslam âlimlerinin gözüyle zamana bakmak istersen, kitap “Otto Yayınları”ndan…

TAŞ GEMi

“Ervahı ezelde taksim babında

Herkese bir türlü ihsan ederler,

Kimi gam çeker de hayal habında,

Kimini tahtında sultan ederler.”

(Aşık Sümmani)

Not: Yasemin Göksu bu hafta “Gel Gönül”ü söylüyor. “O yar bize neler etti, yaktı da sineyi viran etti/ Aşk ile çarpan bu kalbi attı da yerlere talan etti” diyor.

Dağarcık

“Bilirsin, zihnimizde karanlık bir ezber odası vardır ve şartlar oluştuğunda orada uyuyan ezberler dilimizden yahut hareketlerimizden dökülür de biz hiç hissetmeyiz onların böyle dökülüverdiğini.” (Hasan Ali Toptaş’tan tadımlık)

Tekke

“İnsanların genelde yanlış kıstaslar kullandıkları; iktidar, başarı ve zenginlik için çabalayıp bunlara sahip olanlara hayranlık duyarken yaşamın gerçek değerlerini küçük gördükleri izlenimine kapılmaktan kendimizi alamayız. Ama böylesi genel yargılarda bulunurken, insan dünyasının ve onun ruhsal yaşamının renkliliğini unutma tehlikesine düşeriz.” (Freud’dan tadımlık)

Bir Lahza

“Medyanın görevi kötülüklerle beraber yaşamamızı, onları kabul etmemizi sağlamaktır.” (Waking Life’tan)