7 Haziran’da milletvekili seçiminde millet AKP’ye sarı kart göstermiştir. Bunun birçok nedenleri olduğunu biliyoruz. En önemli nedenlerinin başında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sahalara inip AKP’ye oy istemesidir. Sonuç olarak AKP’nin bir genel başkanı vardır ve kendini ifade edecek yeteneğe sahiptir. Bu seçim muhalefet partileriyle devlet arasında olmuştur. Başbakanlığın ve Cumhurbaşkanlığının bütün imkânlarını kullanmalarına rağmen millet gerekli mesajı sandıkta vermiştir. Elinde Kur’an olan bir liderin en fazla dikkat edeceği meselelerden biri devlet malında israf etmemek değil midir AKP mağdur edebiyatından zenginlik ve lüks yaşam edebiyatına evirilmiştir. Oysa Müslüman nimetle şımarmayan değil midir Milletin asgari ücret altında inim inim inlerken, Mercedes tartışması yapmak akla ziyan bir davranıştır. Bu durum millete rağmen yapılmış ve millet tarafından sarı kart gösterilmiştir. Sarı Kart; “Odunu koysam seçilir!” düşüncesiyle hareket etmek milletin iradesiyle dalga geçmek, millet nasılsa algılarla hareket ediyor düşüncesiyle yapılan propaganda sonucudur. Dün AKP’ye ağır sözler söyleyenlere kucak açarsan Necip Fazıl Kısakürek’in sözüyle cevap verirler. Derler ki; “Yola çıktıklarını, yolda bulduklarına değişirsen; hem yolunu kaybedersin hem dostunu” AKP kurucuları Fazilet Partisi’nin kapanmasına neden olmuşlardır. Arap atasözünün dediği gibi ”Men dakka dukka” eden bulacaktır. Bu durum sonun başlangıcıdır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihinde ilk defa bir tüzel kişilik olarak bir de ferdi olmak üzere 2 başlılıkla secim propagandası çalışması yapılmıştır. Bu durum üzerine millet sağ gösterip, sol vurmuş, dağ fare doğurmuş, şapkadan tavşan çıkmıştır.
Kurulacak koalisyon hükümeti yolsuzlukların üzerine gidecek midir Bence göstermelik olarak gidilecek ve hiçbir sonuç çıkmayacaktır. Siyaset kirli ilişkilerin yumağı haline geldiği sürece dürüst sonuçlar almanız mümkün değildir. Birbirlerine en ağır sözlerle saldıran parti liderleri bir araya gelse bile güven ortamı asla sağlanamayacaktır. Güvenin olmadığı yerde ekonominin sağlıklı olması düşünülemez. 13 yıldır düşman edebiyatı yaparak, iktidarda kalan AKP bugün bu çalışmanın sıkıntısını yaşamaktadır.
Ellerinde Kur’an, parti isminde adalet olanların adil bir seçim yapmaları beklenilmez miydi Adil yarışın olmadığı bir seçim maratonunda bu sonucun olması manidardır. Seçmenin söylemek istediğini doğru okuyamayan partilerin ömrünün uzun olacağını düşünmüyorum. 12 Eylül’ün generalini yargılayan hükümet, darbe ürünü anayasayı değiştirmemiş ve secim barajını kaldırmamıştır. Darbeye karşı olduğunu her platformda söyleyen AKP hükümeti, darbe ürünü olan barajı değiştirmesi ya da barajı düşürmesi işine gelmemiştir. Sonuç olarak baraj AKP’yi de vurmuştur. Hazine yardımından yararlanamayan, barajın altına düşen partilere gazeteler yer vermiyor, televizyon hakkı tanınmıyor. Bu durum gerçek demokraside olamaz, olsa olsa dayatmacı demokraside olur. Çoğunlukçu seslerin olduğu bir TBMM, ancak çoğunlukçu demokrasiyle mümkündür. Sistemi ister parlamenter ister başkanlık sistemi haline getiriniz, adaletin ve hukukun üstünlüğünün olmadığı bir yerde eşitlikten söz etmek mümkün müdür Dolayısıyla, adalet yoksa o ülkede ekonomi can çekişecektir. Sakat demokrasinin olduğu her ülkede daha şapkadan çok tavşan çıkacaktır.