Sanırsınız ki, AB?ye kesin kabul gündemde!..

Abone Ol

AB ülkelerinin Türkiye ye karşı tavırlarının soğuk

olduğunu, bunun da ötesinde kan uyuşmazlığı bulunduğunu sağır sultan bile

duymuş durumda. Özellikle son iki yıldır da ilişkiler askıya alınmıştı. Birden

bire karşılıklı görüşmeler ve toplantılar hızlandı. Bu hızlanış Başbakan

Davutoğlu ve medya tarafından son yılların en yoğun görüşmeleri olarak

nitelendiriliyor. Tüm bu gelişmelere bakıldığında Türkiye sanki AB ye kesin kabulün

eşiğindeymiş gibi bir görüntü oluşuyor/oluşturuluyor. Hâlbuki işin esasına

bakıldığında AB ile ilişkilerin birden bire canlanmasının, hatta uyum sürecinde

bir maddenin daha görüşmelere açılmış olmasının temel sebebinin ülkemizde

yığılmış olan mültecilerin artık sınırlarımızı aşarak Avrupa nın kapılarına

dayanmış olmasının telaşı ile AB ülkelerinin yüzümüze gülmeye başladıkları, bir

takım tavizler verdikleri görülür. Kısacası, Türkiye den mültecileri ülkesinde

tutması, sınırları aşıp AB ülkelerine kapağı atanların da geri kabul edilmesini

garantiye almak istiyorlar. Peki, AB ülkeleri, Siz mültecileri ülkenizde

tutun, biz de sizi üyeliğe kabul edelim mi diyorlar Görebildiğim kadarıyla

böyle bir taahhüt söz konusu değil. Sadece, mültecileri ülkemizde tutmamız

karşılığında senelik belli miktarda bir destek vermeleri söz konusu. Yani, AB

Türkiye ye mülteci taşeronluğu teklif ediyor. Yapılacak desteğin de miktarı

kesinleşmiş değil. Türkiye nin yıllık olarak istediğini iki yılda vermek

istediklerine dair haberler de medyaya yansıyor. Avrupalıları işin insani ve

vicdani boyutu kesinlikle ilgilendirmiyor. Hatta ülkemizdeki 2 milyonu aşkın

mültecinin zaman içinde ne gibi sorunlar oluşturacağı, telafisi mümkün

olmayacak zararların meydana geleceği de onları ilgilendirmiyor. AB ile

ilişkilerde bahar havası esiyor görüntüsüne rağmen bu havanın nasıl bir sonuç

vereceğini ömrü olanlar görecektir. Şahsen bugün nasıl hava estiriliyor olursa

olsun iktidarın beklediği bir sonucun çıkmayacağını söylemek yanlış olmaz. Sadece,

ülkemizin hukuk, ekonomi ve sosyal alanda biraz daha Avrupalılara benzemesi

yönünde adımlar atılmış, bir başka ifade ile kimlik ve kişiliğimizden biraz

daha uzaklaşılmış olacaktır.

Bu arada ülkemizdeki terörün adeta bir iç savaşı andırır

noktaya tırmanması/tırmandırılmasının ardından İsrail ile yumuşamanın, bir adım

daha atarsak Kıbrıs ta çözüme yaklaşıldığı açıklamaları ile AB nin gülen yüzünü

göstermesi, hatta İsrail ile sonunda bir anlaşmanın gündemde olduğu

haberlerinin birlikte medyaya yansıyor olmasını da bir tesadüf olarak

derlendirmemek gerekir. Aslında Mavi Marmara olayının ardından iki ülke

arasında iplerin gerilmesi, hatta kopma noktasına geldiği havası estirilmiş

olsa da ekonomik ilişkilerde hiçbir gerileme olmadığı iktidar ve muhalefet yanlısı

medyanın ortaklaşa birleştiği bir nokta olarak ortaya çıkıyor.

Öte yandan Rusya ile ilişkilerin kopma noktasına

gelmesini de bölgemiz ve ülkemizdeki gelişmelerden bağımsız olarak

nitelendirilmesi, dünyanın Rusya ve ABD arasında yıllar önce paylaşılmış olması

gerçeğini unutmuş olmak anlamına gelecektir. Dikkat edilirse, ABD ve koalisyon

ortakları ile Rusya arasında ilişkiler geriliyor gibi görülse de tam bir

dayanışma içinde oldukları kesindir. Kısacası Siyonist-Haçlı ittifakının

ekranlara yansıttığı görüntülere bakarak olaylar ve gelecekleri hakkında karar

vermek çoğu zaman yanıltıcı olacaktır. Eğer İsrail ile medyaya yansıdığı gibi

anlaşma imzalama noktasına gelinmişse bunda ABD ve İngiltere nin perde

arkasındaki rolünü bilmek ve görmek gerekiyor.

Bu arada ABD nin yönlendirdiği ve başını Suudi

Arabistan ın çektiği bir İslam Ortak Askeri Gücü oluşturma söylentilerine de

fazla bel bağlamamak gerekiyor. ABD nin kontrolündeki hiçbir oluşumdan İslam

ülkeleri lehine bir sonuç şimdiye kadar çıkmadı.