AB ülkelerinin Türkiye ye karşı tavırlarının soğuk
olduğunu, bunun da ötesinde kan uyuşmazlığı bulunduğunu sağır sultan bile
duymuş durumda. Özellikle son iki yıldır da ilişkiler askıya alınmıştı. Birden
bire karşılıklı görüşmeler ve toplantılar hızlandı. Bu hızlanış Başbakan
Davutoğlu ve medya tarafından son yılların en yoğun görüşmeleri olarak
nitelendiriliyor. Tüm bu gelişmelere bakıldığında Türkiye sanki AB ye kesin kabulün
eşiğindeymiş gibi bir görüntü oluşuyor/oluşturuluyor. Hâlbuki işin esasına
bakıldığında AB ile ilişkilerin birden bire canlanmasının, hatta uyum sürecinde
bir maddenin daha görüşmelere açılmış olmasının temel sebebinin ülkemizde
yığılmış olan mültecilerin artık sınırlarımızı aşarak Avrupa nın kapılarına
dayanmış olmasının telaşı ile AB ülkelerinin yüzümüze gülmeye başladıkları, bir
takım tavizler verdikleri görülür. Kısacası, Türkiye den mültecileri ülkesinde
tutması, sınırları aşıp AB ülkelerine kapağı atanların da geri kabul edilmesini
garantiye almak istiyorlar. Peki, AB ülkeleri, Siz mültecileri ülkenizde
tutun, biz de sizi üyeliğe kabul edelim mi diyorlar Görebildiğim kadarıyla
böyle bir taahhüt söz konusu değil. Sadece, mültecileri ülkemizde tutmamız
karşılığında senelik belli miktarda bir destek vermeleri söz konusu. Yani, AB
Türkiye ye mülteci taşeronluğu teklif ediyor. Yapılacak desteğin de miktarı
kesinleşmiş değil. Türkiye nin yıllık olarak istediğini iki yılda vermek
istediklerine dair haberler de medyaya yansıyor. Avrupalıları işin insani ve
vicdani boyutu kesinlikle ilgilendirmiyor. Hatta ülkemizdeki 2 milyonu aşkın
mültecinin zaman içinde ne gibi sorunlar oluşturacağı, telafisi mümkün
olmayacak zararların meydana geleceği de onları ilgilendirmiyor. AB ile
ilişkilerde bahar havası esiyor görüntüsüne rağmen bu havanın nasıl bir sonuç
vereceğini ömrü olanlar görecektir. Şahsen bugün nasıl hava estiriliyor olursa
olsun iktidarın beklediği bir sonucun çıkmayacağını söylemek yanlış olmaz. Sadece,
ülkemizin hukuk, ekonomi ve sosyal alanda biraz daha Avrupalılara benzemesi
yönünde adımlar atılmış, bir başka ifade ile kimlik ve kişiliğimizden biraz
daha uzaklaşılmış olacaktır.
Bu arada ülkemizdeki terörün adeta bir iç savaşı andırır
noktaya tırmanması/tırmandırılmasının ardından İsrail ile yumuşamanın, bir adım
daha atarsak Kıbrıs ta çözüme yaklaşıldığı açıklamaları ile AB nin gülen yüzünü
göstermesi, hatta İsrail ile sonunda bir anlaşmanın gündemde olduğu
haberlerinin birlikte medyaya yansıyor olmasını da bir tesadüf olarak
derlendirmemek gerekir. Aslında Mavi Marmara olayının ardından iki ülke
arasında iplerin gerilmesi, hatta kopma noktasına geldiği havası estirilmiş
olsa da ekonomik ilişkilerde hiçbir gerileme olmadığı iktidar ve muhalefet yanlısı
medyanın ortaklaşa birleştiği bir nokta olarak ortaya çıkıyor.
Öte yandan Rusya ile ilişkilerin kopma noktasına
gelmesini de bölgemiz ve ülkemizdeki gelişmelerden bağımsız olarak
nitelendirilmesi, dünyanın Rusya ve ABD arasında yıllar önce paylaşılmış olması
gerçeğini unutmuş olmak anlamına gelecektir. Dikkat edilirse, ABD ve koalisyon
ortakları ile Rusya arasında ilişkiler geriliyor gibi görülse de tam bir
dayanışma içinde oldukları kesindir. Kısacası Siyonist-Haçlı ittifakının
ekranlara yansıttığı görüntülere bakarak olaylar ve gelecekleri hakkında karar
vermek çoğu zaman yanıltıcı olacaktır. Eğer İsrail ile medyaya yansıdığı gibi
anlaşma imzalama noktasına gelinmişse bunda ABD ve İngiltere nin perde
arkasındaki rolünü bilmek ve görmek gerekiyor.
Bu arada ABD nin yönlendirdiği ve başını Suudi
Arabistan ın çektiği bir İslam Ortak Askeri Gücü oluşturma söylentilerine de
fazla bel bağlamamak gerekiyor. ABD nin kontrolündeki hiçbir oluşumdan İslam
ülkeleri lehine bir sonuç şimdiye kadar çıkmadı.