Gündem

"Sanık ayağa kalk" denilsin istiyorum

"Sanık ayağa kalk" denilsin istiyorum

Abone Ol

12 Eylül 1980 yılında gerçekleştirdikleri darbeyle işkence ve idamlar uygulayan Kenan Evren ve o dönemin bugün yaşayan komutanlarından olan Tahsin Şahinkaya 32 yıl sonra yargılanıyor. Ancak Evren ve Şahinkaya mahkeme heyetinin önüne henüz çıkmadılar.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, 12 Eylül askeri darbesiyle ilgili davanın sanıkları konusunda, ‘‘Benim de gönlümden o iş geçiyor; ‘ey sanık ayağa kalk‘ diyebilse keşke hakim ve bu yaşına rağmen 32 yıl sonra sanık sıfatıyla yargılandığını dünya alem görse keşke. Ama sizin illiyet bağınızı düşünerek şunlar da orada olmalıydı demeniz, bu işin sonu olmaz...‘‘ değerlendirmesinde bulundu. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Siyaset Meydanı programında Ali Kırca‘nın sorularını cevapladı. 12 Eylül askeri darbesine ilişkin dava hakkındaki soru üzerine Arınç, davanın Türk siyasi tarihinde önemli yeri bulunduğunu belirterek, bu noktaya kolay gelinmediğini, kimsenin küçümsememesi gerektiğini söyledi.

Arınç, şu görüşleri dile getirdi:

‘‘Böyle bir davanın iddianameyle açılmış olması ve dün itibariyle de başlaması, Türk siyasi tarihinde çok önemli bir noktadır. İlk defa darbe yapanlar yargılanıyor. Bu Türkiye‘de diyelim ki 1950 çok partili siyasi hayatın ilk seçiminden bu yana 60 küsur yıl geçti, bu 60 küsur yıl içinde 27 Mayıs darbesi vardır, bir muhtıra sayılıp da hükümetin devrildiğini dikkate alırsak 12 Mart 1971 vardır. 12 Eylül 1980 vardır, sonrasında gizli, açık cuntacılık müdahaleler vardır, 28 Şubat vardır, 27 Nisan akşamında yazılan bir paragraflık yazı vardır. Şimdi bütün bunları dikkate aldığınızda ilk defa, darbe yapan ve bu darbenin sonucunda da ülkenin kaderine hükmeden, hayatta Milli Güvenlik Konseyi‘nden 2 kişi yargılanıyor. Bu müthiş bir şeydir. Bunu hayal etmek bile Türkiye‘de mümkün değildi, bunu konuşan, bunu söyleyen insanlara da çok iyi gözle bakılmazdı.

"İddianamenin güzel olduğunu söyleyebilirim‘‘

‘‘12 Eylül işkencelerinde sakat kalmış, bugün dahi izlerini yaşayanlar, o işkencecileri de sanık sandalyesinde görmek ve göz göze gelmek istiyorlar. Bu nasıl genişletilebilir?‘‘ sorusuna Arınç, şu cevabı verdi: ‘‘Çok güzel bir şey. Yani ben de şunu düşünüyorum; mesela bu iki kişi bile olsa bir 5 dakikalığına gelip hakimin karşısında sanık sıfatıyla durabilseler. Ama bir hukuk usulü var, bir ceza usulü var, adalet mekanizmasının çalışması var, sağlık raporları, şunlar bunlar var. Benim de gönlümden o iş geçiyor; ‘ey sanık ayağa kalk‘ diyebilse keşke hakim ve bu yaşına rağmen 32 yıl sonra sanık sıfatıyla yargılandığını dünya alem görse keşke. Ama sizin illiyet bağınızı düşünerek şunlar da orada olmalıydı demeniz, bu işin sonu olmaz. Çünkü bu Milli Güvenlik Konseyi geldi kendi yönetimini kurdu, bir danışma meclisi ortaya çıkardı. Danışma Meclisi, meclisin yerine geçti. O zaman Danışma Meclisi‘nin bütün üyelerini sorumlu tutmak lazım, bürokrasi var, cezaevinde görevli olanlar var, bu talimatları yerine getirenler var, Erdal Eren‘in yaşını büyütenler var, benim müvekkilim Halil Esendağ ve Selçuk Duracık‘ı asanlar var. Hangi yargı kararlarını şimdi tartışmaya açabiliriz, hangi sorumlular hakkında dava açabiliriz. Hatta 146. maddenin unsurlarını irdelerken hükümete karşı verdikleri mektubu da darbeye teşebbüs olarak nitelendirmiş. Yani suçun unsurları konusunda 80 sayfalık iddianamenin ben güzel olduğunu söyleyebilirim.‘‘

Bülent Arınç, yargı sürecinin başladığının altını çizerek, ‘‘Yargının sonunda ne çıkar, ne çıkmaz, ben işin orasında değilim. Bunu iddianameyi yazan savcı, kararı verecek olan 3 tane hakim, bir de bunun temyizi var, temyiz sonrası bireysel başvurusu belki AİHM var. Oralara benim gitmem, benim onları konuşmam da doğru değil. Artık yargıya teslim edildi bu iş. Beğensek de beğenmesek de yargının bu dava hakkında bir karar vermesi gerekiyor. Hepimiz bu kararı bekleyelim. Böyle bir yargılamanın bugünlerde milletimizin önüne geldiği için ne kadar teşekkür etsek o kadar azdır‘‘ diye konuştu.

5 yılda bir muhtıra 10 yılda bir darbe

Arınç, ‘‘Şimdi şunu düşünmemiz lazım; bu yargılama, 27 Mayıs darbesinin de karşılığıdır, 12 Mart‘ın da karşılığıdır, çünkü bu tür darbeler Türkiye‘de bir gelenek haline gelmişti. 5 yılda bir muhtara, 10 yılda bir darbe. Bunlar biraz gülümsemeyle ama korkuyla söylenirdi Türkiye‘de. Ne zamana kadar biliyor musunuz. Daha geçtiğimiz 6 yıl öncesine kadar. Meclis başkanıydım ben 2002‘de, 2003‘e girdik, 2004‘ü yaşadık, 2005 oldu. Ne kadar Türkiye‘ye dışardan davetli geliyorsa parlamento başkanı, siyasetçi, gazeteci, köşe yazarı, araştırmacı, şucu bucu ‘Türkiye‘nin ekonomik verileri çok güzel, toplumsal barışa doğru gidiliyor, yolsuzluklardan hesap soruluyor, parlamento yasama görevini yapıyor, her şey dört dörtlük çok güzel.‘ Kulağınıza eğilirler, ‘sormak ayıp olmasın bir darbe ihtimali var mı‘ derlerdi. Düştüğünüz hale bakın, ben üzülürdün şahsen. ‘Bana bunu niye soruyor bu insanlar, hala Türkiye‘de bir darbe beklentisi mi var‘ diye bazılarına sorardım. ‘Evet kulağımıza böyle şeyler hala geliyor‘ derlerdi. Bırakın yabancıları, Türkiye‘nin içinden, dışından bazı gazetelerde atılan başlıklar; ‘genç subaylar rahatsız‘ üst düzey bir askeri yetkili dedi ki; ‘şöyle şöyle olursa biz de böyle böyle yaparız.‘ Türkiye‘de siviller bile bunları konuşuyordu.  Ama şimdi konuşmuyor artık, kısmen yargılamaların başlamasıyla, kısmen AB‘deki sürecin hızlanmasıyla, kısmen anayasanın çok önemli değişikliklerinin yapılmasıyla...‘‘