Sandıktan Çıkan Yeni Türkiye (!)

Abone Ol

Geçtiğimiz Pazartesi günü yeni bir dünyaya uyandık sanki. Her şey bir gecede nasıl da böyle değişmişti!

İşsizlik bitmiş, üniversite mezunları hemen mesleklerini icra etmeye başlamıştı. Aile bağlarımız ve bu güzel müessese hak ettiği değeri görmeye başlamış, yuvalarımızdan mutluluk fışkırıyordu. Ekonomimiz güçlenmiş, dışa bağımlı olmaktan kurtulmuştu. İnsanlar öylesine mutluydu ki, birbirlerinin gözünün içine bakarken beliren tebessümler, havaya karışıyordu. Başını alıp gideli çok uzun yıllar olan boşanma ve eşler arasındaki şiddetli geçimsizlik bir anda durmuş ve ciddi oranda gerilemişti. Uyuşturucu kullanımı neredeyse bitmiş, ilköğretim kapılarında çocuklarımıza bayram şekeri gibi verilen bonzai ve diğer tüm zehir çeşitleri sınır dışı edilmişti. Amerika ve İsrail ile ilişkiler kesilmiş, onların düşmanı olan ve bizim de düşman olmamızı istedikleri Müslüman ülkelerle işbirliği sağlanarak D-8 yeniden canlandırılmıştı. Ezilen tüm mazlumların hakları zalimlerden alınmış ve kan golüne dönen Müslüman coğrafyasının gözyaşı silinmişti. İslam birliği kurulmuş, İslam ortak pazarına geçilmiş, İslam parası kullanılmaya başlanarak dünyayı sömüren Amerika’ya şiddetli bir darbe vurulmuştu…

Elbette öyle olacaktı. Çünkü her fırsatta yolundan gittiğini söyleyerek gururla(!) adını andıkları Necmettin Erbakan’ın öğrencisi, yeni bir seçimi yeni bir zaferle kazanmıştı! Hâl böyle olunca onun bırakıp gittiği esaslara sarılmaları ve onun çizdiği Milli Görüş sınırlarını koruyan programlar icra etmeleri gerekirdi elbette…

***

Evet, hemen bir gecede bunların olamayacağını biliyoruz. Fakat seçim günü şahit olduğumuz kutlamalar, insanların gösterdiği tepkiler ve Pazartesi günü özellikle bazı gazetelere atılan manşetler, yapılan haberler bize bunu hatırlattı. Öyle bir hava estiriliyordu ki, sanki yeni bir isim, ülkemizi tüm sıkıntılarından kurtaracak bir kurtarıcı cumhurun başına gelmişti. Öyle bir siyaset yapılıyordu ki, sanki aynı isim zaten 12 yıldır bu ülkenin başında değildi. Ama olsun, halk kendi cumhurbaşkanını seçmişti ya, bu her şeye değerdi!

Yaklaşık iki aya yakın bir süre, ibret ve hayretle takip ettik seçim çalışmalarını. Hocamızın her fırsatta “Horoz dövüşü” dediği kavgaları izledik ve hangi sözün üzerine hangi vurgunun geleceğini ezberledik. Her ne kadar bilsek de hepsinin Amerikancı olduğunu, hepsinin Avrupa Birlikçi, hepsinin İsrailci, hepsinin IMF’ci olduğunu; bilsek de aralarında hiçbir fark olmadığını, izledik sabırla. Biri bölücüymüş, Kürt devletini kuracakmış. Biri Türkmüş ama İstiklal Marşı’nı bilmiyormuş. Biri Fatiha Suresinin anlamını ezberden biliyormuş ama sadece okuyup geçiyor, uygulamıyormuş!

Okuyup geçiyor diyoruz. Çünkü 12 yıldır yapılan icraatlar, Fatiha Suresindeki uyarıyı çok da fazla düşünemediklerini gösteriyor. Çünkü “Bize doğru yolu göster” (1/6) derken yürekte hissedilen samimiyeti “Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yolunu. Gazaba uğramışların ve sapmışların yolunu değil” (1/7) derken çıkan feryatla birleştirmek gerekir.

Ve bilmek gerekir, gazaba uğramışların Yahudiler, sapmışlarınsa Hıristiyanlar olduğunu. Anlamak gerekir, günde 40 defa Allah’ın huzurunda bu duayı edip de, sonra gidip İsraille kucaklaşılamayacağını ve tabi Amerika’yla müttefik olunamayacağını. Yahudilerden üstün cesaret madalyası alınamayacağını. Dinler arası diyalogla, İslam dininin onların tahrif edilmiş dinine bulaştırılamayacağını. Bir Hıristiyan birliği olduğunu bilmeyenin kalmadığı Avrupa Birliği kapısında köle olunamayacağını. Ve meydanlarda şiirsel bir tonda bunu okuyarak insanların gönlünü alan bir yöneticinin bilmesi gerekir, politikalarını bu doğrultuda değiştirmesi gerektiğini. Bilmesi gerekir; batıya dönük olan yüzünü, Müslüman topraklarına çevireceği yepyeni bir politika, yepyeni bir harita inşa etmesi gerektiğini.

Evet, Pazartesi günü “Yeni Türkiye’ye merhaba” diyerek uyandık. “Eskisi nasıldı ki” diye sorma ihtiyacı bile duymadan. Sahi nasıldı eski hali bu ülkenin

Bir babanın zina yapan kızına tokat attığı için kızı tarafından şikâyet edilmesi üzerine, zinaya herhangi bir suç ihdas edilmezken, babaya beş yıl hapis istemli ceza davasının açıldığı bir ülke miydi burası Yoksa sarhoş arkadaşlarıyla evinde içki içtiği için kendisini uyaran annesinin başını duvara vura vura öldüren bir gencin yaşadığı yer miydi O genci bu davranışa iten toplumdaki ahlaki ve manevi boşluk ve yozlaşma değil miydi Çektiği kredileri ödeyemediği için önce eşini, sonra çocuklarını öldüren, sonra da kendini balkondan aşağı atan bir babanın memleketi miydi İthal edilen başta gıdalar ve ilaçlar olmak üzere tüm ürünlerin inancımızın süzgecinden geçirilmediği hatta yüzde bilmem kaça kadar GDO’lu ürünlerin satışına yasal yoldan imkân sağlandığı bir ülke miydi Yoksa Peygamberimiz (s.a.v.)’in ayaklarının altına aldığı faiz, bir dünya gerçeği olarak mı görülüyordu Devletin en üst kademelerinde görev alan bakanlarımız tarafından Rasulümüze hakaretler mi ediliyordu Yahut yine aynı mertebedekiler tarafından Kur’an ayetleriyle mi dalga geçiliyordu Ülkesinin askeri, ekonomik ve stratejik önem ve güçlerini, İslam ülkeleriyle değil NATO teşkilatı ve mensubu olan kan emicilerle paylaşan yöneticileri mi vardı Yâda bu kadar kara bir tablo çizmeyelim hadi ve diyelim ki, en iyi ihtimalle açlık sınırında yaşayan milyonlarca insanımız mı vardı bizim eski Türkiye’mizde

Peki, çiçeği burnunda cumhurbaşkanımızdan sık sık duyduğumuz yeni Türkiye’de ne(ler) olacak Bitecek mi tüm bu sıkıntılar Kadınıyla, erkeğiyle, çocuğuyla, işçisiyle, patronuyla, esnafıyla, öğretmeniyle, öğrencisiyle, doktoruyla, imamıyla, askeriyle, hükümetiyle, ordusuyla, Kürdüyle, Türküyle bir bütün olmayı ve beraberce yaşamayı öğrenebilecek miyiz Paralelleri düz edip, aynı doğruda buluşturabilecek ve yüzde ellileri kardeş edebilecek miyiz Vazgeçebilecek miyiz Hıristiyan ve Yahudilerle aynı karelerde yer almaktan Vazgeçebilecek miyiz makam ve mevki uğruna, dünyalık uğruna, ahiretimizi satmaktan Yeryüzünde akan Müslüman kanlarını dert edinecek miyiz Diğer tüm İslam coğrafyalarınca adeta bir kurtarıcı olarak görülen ülkemiz, üzerine düşen bu sorumluluğu yerine getirebilecek mi Mesela “Banane Amerika’dan!” diyerek; ekonomik, siyasal ve kültürel alanlar başta olmak üzere kurulan ve kurulacak olan uluslar arası tüm kuruluşların başına “İslam” kimliği koyabilecek miyiz

Ancak bu saydıklarımız gerçekleşecekse bahsedelim yeni Türkiye’den. Ancak bunlar ve çok daha fazla güzellikler olacaksa o zaman umutlanalım yarınlarımız için. Değilse yeni bir hayal kırıklığını kaldıracak gücü kalmadı bu toprakların. Yeni yeni yenilgileri yüklenecek mecali kalmadı bu vatanın evlatlarının.

Son olarak unutulmamalıdır ki, istenen ve özlenen tüm bu icraatlar Yeni Türkiye ile değil, YENİDEN BÜYÜK TÜRKİYE ile yaşanabilir ve Allahın izniyle yaşanacaktır.