Nusaybin, Kilis ve Gaziantep. Bir kaç gün öncesi ve
haftasına kadar da Bursa, Ankara ve İstanbul. Saldırıların arkasındaki güçler
ise şeklen IŞİD ve PKK/YPG-PYD. Yöntem aynı: bombalama. Kullanılan araçlar
canlı ya da cansız, fabrika çıkışlı ya da el yapımı (EYP). Açıkçası bu
ayrıntıların hiç bir ehemmiyeti yok. Önemli olan yaşattığı psikolojik etki ve
ulaşılmak istenen politik hedefler.
Hedef, hiç kuşkusuz, Türkiye yi terör cenderesine çekmek ve
yeni uluslararası sistemin şekillendirildiği merkez alanlardan biri olan
Ortadoğu da etkisiz elemana dönüştürmek. Ortadoğu da susturulan Türkiye nin
diğer bölgelerde de sesinin çıkamayacağı ortada. Dolayısıyla yapılan nokta bir
atış. Ve ne yazık ki bu atışlar bir süre daha böyle devam edeceğe benziyor.
Türkiye de bunun farkında ve bundan ötürü hem ülke içinde
hem de sınırlarındaki iki bölgede (Kuzey Suriye ve Kuzey Irak) yoğun bir
mücadele veriyor. Bu hattın, Osmanlı nın son savaşlarını verdiği, yani
sancağın düştüğü yer olduğunun; aynı zamanda da, Milli Mücadele ile birlikte
bu sancak düşmez denilen savaşın son cephelerini oluşturduğunu da belirtmemiz
gerekiyor.
Dolayısıyla, Türkiye deki bu son olayları sadece bir terör
hadisesi olarak görmemek lazım. Mesele, Türkiye nin ve onun liderliğinde
Türk-İslam dünyasının yeniden büyük bir güç olarak dirilişiyle ilgilidir. 100
yıl sonra coğrafyanın yeniden dizayn edilmesine karşı, bölgenin isyanı ve kendi
içinde bir kez daha yüzleşmek zorunda kaldığı hortlatılmış ihanettir.
2. SykesPicot (BOP) nun Yeni Mandaları ...
Türkiye adı konulmamış bir savaşın içinde ve verilen
mücadele aslında bir yeniden doğuş ve bunun timsali olan sancak savaşıdır. Bu
savaş kazanıldığı takdirde yeni bir dünyanın doğuşuna hep birlikte şahit
olacağız. Aksini düşünmek bile istemiyorum.
Zira her ne pahasına olursa olsun bu millet emperyalizm ile
olan yarım kalmış hesaplaşmasını alnının akıyla tamamlayacak ve bir kez daha o
tarihsel misyonunu ifa edecektir. O yüzden bu bombaları patlatanlar bilsinler
ki, bu bombalar aslında 100 yıldır uyutulan bir milletin, ümmetin uyanışına
sadece ve sadece o derin uykularından uyanmalarına vesile oluyorlar!
Dolayısıyla, meselenin adını doğru koymak, en az çözümün
kendisi kadar önem arz etmekte. O zaman şu tespitimizi net bir şekilde yapalım:
Türkiye, sadece kendi içindeki teröristlere karşı değil, bölgesindeki iki
devlet oluşumuna karşı da bir mücadele vermekte. Bu devlet oluşumlarına sadece
kendi bekası için değil, tüm Ortadoğu ve İslam dünyasının bekası adına savaş
açmış durumda.
Bu devlet oluşumları hangisi mi Bunun için Büyük Ortadoğu
Projesi (BOP) haritasına bakmak fazlasıyla yeterli olacaktır. O haritaya
bakıldığında, bu coğrafyayı bir kez daha kendi içinde bölen ve en az bir 100
yıl daha kendi içinde çatıştıracak olan iki devleti göreceksinizdir. Bunlardan
birincisi, uzun vadede bölgedeki tüm devletleri içine alması hedeflenen Büyük
Kürdistan Devleti , ikincisi ise Sünni İslam dünyasının içinde yeni bir tehdit
olarak ortaya çıkan Sünni Arap Devleti dir. IŞİD ile birlikte, PKK/PYD-YPG nin
eş zamanlı olarak Türkiye ye yönelik başlattıkları saldırının altında da bu
hedefler yatmaktadır.
Canlı Bombalar hem IŞİD li hem de PKK lı nasıl olabiliyor
Bu ihanet şebekeleri üzerinden Türkiye de eş zamanlı olarak
hem etnik hem de mezhepsel bazlı bir iç savaş başlatılmak istenilmektedir.
Eylemlerde kullanılan yöntemlere ve hatta isimlere bile bakıldığında, bunların
hem IŞİD hem de PKK/PYD-YPG ile ilintili olması bu açıdan bir tesadüf olarak
değerlendirilemez. Sonuçta hepsi aynı adrese çıkmakta.
Oysa bir terörist ya PKK lıdır ya da IŞİD li. Her ikisi
birden olamaz, en azından beslendikleri ideolojik zemin ve hedefleri
itibarıyla...
Fakat son dönemde durum çok farklılaştı. O yüzden canlı
bomba eylemleri sonrasında failler noktasında hemen bir kanaate ya da sonuca
varmakta zorlanılıyor. Bu da, bu terör örgütlerinin arkasındaki stratejik aklın
ortak olduğuna yönelik iddiaları haliyle daha da kuvvetlendiriyor. O akıl,
ellerindeki hamuru istediği şekle sokup, piyasaya sürebiliyor.
Maşa ile Kolları Karıştırmamak Gerekiyor!
Türkiye, eğer bu terörün arkasındaki kafaları koparıp
alamıyorsa, o zaman öncelikle onun kollarını kesmek zorundadır. Kolları kesilen
bir kafa ile mücadele etmek, elbette daha kolay olacaktır. Fakat kollar ile
maşayı da birbirinden ayırt etmek gerekiyor. Türkiye nin mücadele ettiği
unsurlar, emperyalizmin kolları değil, onun kullandığı maşalardır.
Türkiye nin bu maşalar ile mücadelesinde ortaya koyduğu
strateji ve sahadaki performanstan açıkçası emperyal güçler fazlasıyla
tedirgindir. Türkiye nin bütün girişimlere rağmen önce PKK yı bitirmek istemesi
ve enerjisini büyük ölçüde bu terör örgütüne yöneltmesi bu kapsamda
değerlendirilmektedir. Sıranın sonrası itibarıyla PYD/YPG ye ve IŞİD e geleceği
ortadadır.
Nitekim, bu terör örgütlerini birer maşa olarak kullanan
emperyalistlerin her iki maşayı bir anda piyasaya sürmüş olmalarının arkasında
da bu endişe yatmaktadır. Fakat ne yaparlarsa yapsınlar, emperyalistler
Allah ın izniyle o terör örgütleriyle birlikte Ortadoğu mezarlığındaki
yerlerini alacaklardır. Bundan hiç kimsenin en ufak bir şüphesi olmasın!