Sanat hayatımın 40 yılı

Abone Ol

Çeşitli sebeplerle insanlar bir araya gelir, ortak meselelerini konuşurlar, görüşürler. Bazıları dinî, bazıları siyasî, bazıları ekonomik, bazıları da estetik bir kaygı ile gerçekleşir. Bunlar arasında beni en çok ilgilendireni, daha çok estetik kaygıyı öne alan sanat ve edebiyat faaliyetleridir. Dün de böyle bir toplantıda bulunduk; sanat hayatımın 40. yılı münasebetiyle Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi nde toplandık.

Aziz dostum ve kardeşim Abdurrahman Şen in öncülüğünde, Sarmaşık Kültür dergisinde hazırlanan bir özel sayı ile Sarmaşık Kültürevi nin düzenlediği bu toplantı, benim için unutulmaz bir gün oldu. Bu kış günü yapılan toplantıya ilgi gösteren dostların bir kısmı İstanbul dışından geldi, birbirinden güzel konuşmalar yapıldı. Dostlarımızın konuştuğu panelden sonra, şair ve yazar dostumuz değerli bestekâr Fırat Kızıltuğ un konseri vardı. Bu konserde büyük şairlerimizin şiirlerinden bestelenmiş şarkılar yanında, benim Sevda Gazeli adlı şiirimden Fırat Kızıltuğ un bestelediği şarkı da ilk kez kendisi tarafından seslendirildi.

Böyle bir toplantının yapılması bizim çevrede az görülen faaliyetlerden olduğu için üzerinde durmak ve başka dostlar için de yapılmasını gerekli bulduğumu ifade etmek istiyorum. Çünkü insanlar ölenler kadar yaşayanlara da kadirşinaslığı bilmeli ve güzelliklere sahip çıkmalıdır. Bir kültür böyle gelişir ve gelenekleşir.

Bu toplantıda yaptığım konuşmanın metnini okuyucularımla paylaşmak istiyorum.

En güzel armağanlara teşekkür borcu

25 yıl hocalık yaptım, belki 5000 e yakın öğrencim oldu. Bunların arasında öğretmen yanında gazeteci, esnaf yanında milletvekili, belediye başkanı yanında profesör ve hatta mimar olan çok dostun sahibiyim. Bunlarla az görüşsek, hiç görüşemesek de karşılaştığımızda adlarını hatırlamayabilirim ama gözlerinden öğrencim olduklarını hatırlarım. Tabii "nerede kalmıştık" gibisinden bir konuşma da aramızda başlamış olur... Kimisi torun sahibidir, kimisi saçı sakalı gümüş rengine dönmüş; beni görünce pek çoğu aydınlık bir yüzle bana yaklaşır ve gözlerinin içi güler, 15 20 yaşlarının samimiyetiyle yüzüme bakar ve gülümserler. İşte bu bakış ve gülümseyiş benim için şu fâni hayatın en büyük armağanlarından biridir.

Hocamız Ali Nihat Tarlan son derslerinden birinde şöyle demişti: "Çocuklar, öğrencilerin neleri bilmediklerine değil, bildiklerinin onları kurtarıp kurtarmayacağına bakın, bu çok önemli..."

Ben önüme gelen bütün gençlere bu gözle baktım, böyle bakmaktan da hayatım boyunca hiç pişman olmadım. Galiba bu yüzden öğretmenliğe peygamberlik mesleği denmiştir... Onlar da insanlara hep rahmet gözüyle bakmış, insanları kurtarmak istemişlerdir. Çünkü sevdiğiniz gençlerin hatalarını bulmak için imtihan yapmak o kadar da kolay değildir.

Yazarlığımda da bu şuuru önemsedim. Yeni bir şeyle asıl önemli olanı hatırlatarak öze seslenebilmek... Böylece muhatabımın özünde var olan cevherin çekirdeğini çatlatmak istiyorum.

Derse girdiğimde o gün öğrencilerin dikkatini çekecek bir şey söyleyemiyorsam, suçu kendimde bulmuşumdur. Bence öğrencilerini susturacak bir şey bulamayan öğretmen başarısız olur. Doktor olan bir öğrencim yıllar sonra, "Sizinle dersimiz olduğu gün, Mustafa Hoca bugün nelerden söz edecek diye evden çıkarken hep merak içinde okula gelirdik. Hep hayata dair söyledikleriniz ilgimizi çekerdi" dediğinde, buna çok sevinmiştim. Demek ki iz bırakmıştım.

Destanlarla ilgili derste yazdırdığım sınav sorularını "faşist tavır" olarak nitelendiren ve bağlı olduğu örgütün verdiği ödevleri ders boyunca defterden deftere geçirmeye çalışan bir öğrencimi sınıf geçecek kadar dersle ilgilendirdiğimi ömür boyu unutulmayacak, 1980 öncesine ait sessiz bir savaşın başarı hatırası olarak hatırlıyorum. Vatanseverliği ben böyle gördüm, yaşadım.

12 Eylül hemen öncesine ait unutamadığım başka bir hatırayı da ilk kez burada anlatıyorum:

Yolumu kesmek için görevlendirilen üç öğrenciden birisinin "Faşist misin, yoksa Sosyal Faşist mi " sorusuna hiç öfkelenmeden şu cevabı vermiştim: Ben iki görüşü de benimsemiyorum, ne size karşıyım, ne de sizden tarafım... Ben sadece bu okulun edebiyat öğretmeniyim ve dersimi yapmaktan başka hiçbir amacım yok... Fakat siz öğrencisi olduğunuz okulun bir öğretmenine hesap sormaya kalkışmanın ayıp olduğunu düşünemiyor musunuz Bu tavrı size yakıştıramadım... Söylediklerimin doğru olup olmadığını anlamak için üç gün peşimde dolaşan bu gençlerin bir hafta sonra bir teneffüste yanıma gelerek özür beyan ettiklerini unutmam mümkün mü

Bu da kadere inandığı için tehditlerden korkmayan ve yanlış anlaşılmaktan başka bir kaygısı olmayan genç bir öğretmenin bir hafta boyunca ölümün soğuk nefesini ensesinde hissederken, onurlu tavrını değiştirmeyişinin bunca zaman sonra ilk kez yazıya geçirilişinden ibarettir.

Benim yazıyla uğraşmayı hayatımın en önemli meselesi gördüğüm ilk gençlik çağlarımdan beri böyle bir onurlu duruş sahibi olduğumu yazıp söyleyen dostlarım çok oldu. Sanat hayatımın 40. yılında bunu düşünürken, insanın tavırlarını yöneten asıl etkenin yaratılış ve mizaç olduğunu söyleyenlere hak verdim. "Mizaç meselesi" sözü çok şeyi özetliyor, bunu da tecrübeyle öğrendim.

Çağdaş hurafelerle koyu cehalet arasında fark görmediğim için ikisine de zor tahammül ediyorum. İdeolojik tavırlar adına söylenen yalanlara kanmadığım gibi, benimsemediğim siyaset anlayışının sözcüleri tarafından kullanılmaya da râzı olmadım. Bu da aslında bir zihniyet meselesi...

Sanat ve edebiyatı hayatının meselesi seçmiş birisi olarak,  toplumun temel değerleriyle sanatçının benimsediği dünya görüşünün farklı yorumlarla olsa bile- bütünleşmesini çok önemli buluyorum. Sanat ve siyasetin dilleri farklı olsa da aynı insan topluluğuna seslenmelerinden ötürü, elbette ilişkileri olacaktır. Fakat asıl olan birbirlerini kullanmaya kalkmamaktır. Dürüst ve onurlu bir sanatçı ile aynı vasıflara sahip politikacıların işbirliği olabilir elbette, ama oportünist olmamalı...

Hayatım boyunca hakikate iki kaşımın arasından bakmaya çalıştım ve "Hakikatin hatırı dostumun hatırından önemli" diyen Necip Fazıl ın savunduğu değerleri benimsedim. Sahte dostlukları sürdürmek için yalakalık yapmadığım için sağlam dostluklar kurdum. "Avanak avlamak" gibi görünen popüler kültür modalarına da itibar etmedim.

Bazı konularda insanların dikkatini çekmek için ukalalık yapmadığım gibi, önemli görünebilmek için iyi bilmediğim konularda fikir beyan etmeyi de kendime yakıştıramadım hiçbir zaman...

Esasen insanları küçümseyerek, onları tahkir ederek elde edilecek hiçbir insanî başarı olmadığına inandığım için, insanlara yararlı olmak için onları sevmekten başka çare yoktur. Kültürümüzün temelinde yapıcı olmanın bir gelenek olduğuna inandığım için, sık söylediğim şöyle bir kelâm-ı kibar var, çok severim:

"Marifet iltifata tâbidir

İltifat görmeyen metâ zâyidir"

Bugüne kadar hayatım boyunca rastladığım kabiliyetleri, gördüğüm güzellikleri sevmeden edemedim, çünkü sevip önemsediğim insanlarda bu mürüvvet vardı. Mürüvvetli insanlar aslında ruhen cömerttir. Bir güzelliğin hakkını teslim etmemek, bir hakikati saklamak insanlığa sığmaz.

Benim yetişmemde emeği olan, ilk çalışmalarımı sabırla okuyup takdir ve teşvik eden, bazıları bugün rahmetli olan hayatımda iz bırakan bütün büyüklerime, akrabalarıma, elbette hocalarımla talebe ve meslektaşlarıma şükranlarımı arz ediyorum. Onların sevgisi ve ilgisi olmasaydı ben ben olmazdım. Benim yaptığım şey, onların yaptıklarını ısrarla yapmaktan ibaret.

Eserlerim için çeşitli münasebetlerle yüzlerce yazı yazılıp üniversitelerde tezler yapıldı. Hepsinin yazarlarına yaptıkları kadirşinaslıklarından ötürü müteşekkirim. Bu arada Durdu Şahin yönetiminde yayınlanan Seviye dergisiyle Ümit Fehmi Sorgunlu yönetiminde yayınlanan Berceste dergisinin benim için hazırladıkları özel sayılar için de teşekkür ediyorum. Sarmaşık Kültür ise çok daha fazlasını yaptı, 40 yıllık sanat hayatımdaki en eski dostlarımla beni buluşturmuş oldu...

Ayrıca; yazıp çizdiklerime, ortaya koyduğum eserlerle oluşmasını istediğim ve büyük ölçüde gerçekleştiğini gördüğüm kültür hayatımıza katkılarıma itibar ve iltifat eden gönül dostlarıma en kalbî teşekkürlerimi ve muhabbetlerimi arz ederim. Bana gösterdiğiniz bu vefa başka dostlar için de örnek olsun... Beni çok mutlu eden ve 40 yılın muhasebesine imkân vererek belki pek çok yazı ve başka çalışmalara ilham verebilecek olan bu alâkadan ötürü hepiniz sağ olun, var olun...

Sarmaşık Kültür Dergisi Özel Sayısı

Konuşmacı dostlar sanat hayatımı ele alırken, ben öğretmenliğimden yola çıkarak sanat anlayışımı ifadeye çalıştım. Çünkü insanı öne almayan faaliyet ve ilişkilerinden hiç bir hayır gelmeyeceğine inanırım.

Abdurrahman Şen in yönetiminde hazırlanan Sarmaşık Kültür dergisi özel sayısı, başlangıçta 10-15 yazılık bir bölüm olarak tasarlanmışken, yazı yazması istenen hemen herkesin, sanki böyle bir teklifi beklercesine yazı göndermesi yüzünden dergi iki misli bir hacme ulaştı. Doğrusu bu sevindirici ve şaşırtıcı durum, bir aylık çalışma ile gün yüzüne çıkabildi. İnsanın emeğinin takdir edildiğini görmesi sevindirici

Bunun için dostlara teşekkür ederken, böyle bir nimete beni ulaştırdığı için Allah a hamdediyorum.

Demek ki inanarak yapılan işlerin bir gün takdir edilmesi er-geç mümkün olabiliyormuş...

Bu özel sayı ve toplantı, biraz da benim sanat hayatımın 40 yılı kadar, içinde bulunduğum kültür ve sanat hareketlerinin son 40 yılının değerlendirmesi amacını taşıyordu. Şahsımla sınırlı olmasını bu yüzden istemedik. Eğer bu durum değerlendirmesi yeni çalışmalara ve gelişmelere vesile olursa mutlu olurum.

10. sayıya ulaşan Sarmaşık Kültür dergisi başka özel sayılar yaptığı gibi, yayınlanabildiği sürece yeni özel sayılar da yapacak, başka şahsiyetlerle eserlerin de değerlendirilmesine imkân verecektir. O yüzden böyle sanat ve edebiyat dergilerinin yaşatılması gerekir.

Abdurrahman Şen in bu türden güzel hizmetlerinin her zaman yanında, içinde ve destekleyicisi oldum. 30 yıldan beri bu türden kültür faaliyetleriyle hizmet veren dostumun hazzını başkalarına da tavsiye ederim.