Yıllar önce, Habitat 2. toplantısında, kırsal yaşamı
simgeleyen bir çadırı ziyaret etmiştim. Buraya beni çeken şey, dağlarda doğan
ve beni dağlara gömün diye vasiyet eden büyükbabamın hatıraları ve ondan bize
kalan Yörük kültürüydü. Çadır ve doğal hayat bana doğrudan o günleri
hatırlatmıştı. Doğal taşlarla şekillendirilmiş takılar, tahta bilezikler, nefti
yeşil kolyeler, oyma kaplar, kurumuş otlar ve ağaç kabuklarıyla dizayn edilerek
oluşturulan çadır bir kültürü özetler mahiyetteydi. Sanat eserlerinde, hepimiz
kendimizden bir şeyler bulur ve geçmişle gelecek arasındaki o gizemli köprünün
hayatımızdaki izdüşümlerini görürüz. Bu kimi zaman yaşanmışlıklardır kimi zaman
kısık kalmış bir ses, kimi zaman bir mesaj ya da bir duygu kırıntısıdır. İşte
bu kırıntılar sanatın evrensel dilidir Bazen, bir eser bir toplumun tarihini
kültürünü ve birikimlerini o kadar sade ve etkileyici bir dil ile anlatır ki,
siz eseri okurken aynı anda o toplumun kolektif duygularıyla da yakınlık
kurarsınız. Sanat doğru bir kişinin zihninde şekillenmişse, o toplumun, gören
gözü işiten kulağı ve hisseden ruhu olur.
İnsanın doğasında sanata yatkınlık var. O yüzden
yaşamının en mahrum dönemlerinde dahi sanatla meşgul olup mesajını bu vesile
ile ortaya koyuyor. Bu aynı zamanda, insanın sadece şimdi ile değil gelecekle
ilgili de hayal ve beklentilerinin olduğunu gösterir. Aksi taktirde, günü gün
etmek varken insan neden sanat yapmaya yeltenir Neden şiir yazar, resim yapar
Müzikle ilgilenir Sanatla insanın ilişkisi neden bu kadar güçlü temeller
üzerine kurulur
Sanatın güçlü bir dili vardır, bu dili çözen kimseler,
karanlıkta parlayan yıldızlar gibidir ve eserleri ile birey ve toplumları
aydınlatmaya devam ederler.
Sanatkar, eserleri
aracılığıyla, duygularını, ideallerini, mesajını topluma daha etkili bir
şekilde iletebilir. Çünkü sanatın, gür bir sesi vardır ve bu ses insanoğlu
insanın ruhuna dokunur ve onu kendine doğru çeker.
Bugün teknolojinin gelişmesi ve toplumların global bir
kültürün tesiri altında yavaş yavaş dönüşmesi , sanatın ruhunu öldürüyor.
Fabrikasyon ürünlerin daha kolay ulaşılır olması, sanat eserlerini değişime
mecbur kılıyor. Fabrikasyon ortamında üretilmeye başlayan eserler, sanatı
üreten kişinin ruh inceliğinden ve enerjisinden mahrumdur. Oysa , sanat
eserlerinde, müesserin ruh inceliği ve enerjisi vardır.
Bugün gençlerin hedefsizliğinden ve vakti düşüncesizce
savurup israf ettiğinden yakınıyoruz. Anne babalar, çocukların sanata eğilimini
keşfetmeli ve boş vakitlerini değerlendirmelerine yardımcı olmalıdırlar. Bu
vesile ile çocuklar, sabretmeyi ve üreterek hoşça vakit geçirmeyi de öğrenmiş
olacaklardır.