Düşmanın da onurlusu gerek.. Savaşın da bir adabının, ahlakının olması lazım. Zulme “hayır” diyecek, zalimin karşısına dikilecek bir iradenin de her zaman olması gerektiği gibi. Her meselede “ABD’nin, Batı’nın ikiyüzlülüğü”nden dem vurmaktan vazgeçmek gerektiği gibi. Bunlardan herhangi bir konuda, herhangi bir haklı tavır veya daha doğrusu “haktan yana” bir eylem veya söylem bekleyenleri en hafif tabirle safdillikle suçlamakla yetinilebilir. Emperyalizm de aynı Siyonizm gibi bir baş belasıdır insanlığın tepesinde ne de olsa!
45 senelik ömrümüzde 80’li yıllardan, kendimizi bilmeye başladığımız zamandan beri bitmek bilmeyen bir dertlenme ve kederlenme vesilesi oldu İsrail’in yaptığı zulümler. 80’lerden hatırladığımız Sabra ve Şatila katliamları, Siyonist zalim askerlerin kameraların gözleri önünde insanların kolunu bacaklarını kırdığı 80’li yıllardan kalma hayal meyal anılar, maalesef yerini canlı yayında ve tüm dünyanın gözü önünde acımasızca ve barbarca öldürülen Gazze halkının duyulmayan, duyulsa da önemsenmeyen feryatlarına bıraktı sadece.
Ortadoğu’nun bağrına paslı bir hançer gibi saplanıp, üstüne üstlük bir de bünyeye girdikten sonra daha da kanırtılan ve her hareketinde de onulmaz yaralara ve acılara neden olan Siyonizm belası, bilfiil emperyalizm denen bir başka baş belasının ürünü değil midir? Siyonist zulmüne karşı emperyalistlerden hakkaniyetli ve samimi tepkiler beklemekten ne zaman vazgeçeceğiz?
Dünyanın gözü önünde bir halk katlediliyor diye meseleyi yaymaya da gerek yok. “2 milyarlık İslam aleminin gözleri önünde” demek daha anlamlı olacaktır sanki. Hiçbir meselede bir araya gelemeyeni, anlamlı bir tavır ve eylem ortaya koyamayan, bölük pörçük olduğu yetmezmiş gibi bir de üstüne üstlük “işbirlikçi idareler” eliyle perişan edilmiş İslam alemi, kendi kutsalına da tasallut eden Siyonist paslı hançere karşı, sadece kınama ve elinden başka bir şey gelmeyen gariban sıradan insanların sokak tepkileri dışında bir şey yapamıyorsa, asıl büyük bir trajedi budur zaten.
Mütecaviz, saygısız ve dahi barbarca, insanlıktan zerre nasiplenmemiş şımarıklıktaki tavırlarını ve eylemlerinin dozajını her fırsatta daha da artıran, bunu da alem-i İslam’ın ataletinden ve suskunluğundan cesaret alarak yapan Siyonist terör, Arz-ı Mevud hayaline varana kadar durmama niyetinde belli ki. Büyük Ortadoğu Projesi denen ve coğrafyayı Irak işgalinden itibaren tarumar etmekte olan şey, aslında “Büyük İsrail Projesi”dir.
Irak’ın işgaliyle yeniden tasarlanmaya girişilen Ortadoğu’da, iç savaşla birlikte darmaduman edilen ve demografisi bozulan Suriye’yle birlikte aslında İsrail’in çevresindeki tehdit unsurları da birer birer devre dışı bırakıldı. Lübnan’ın istikrarsızlaşmasını da bir yere kaydetmek gerek. Coğrafyanın tarumar edilmesi, bölgedeki her ülkenin bir şekilde bu yangından zarar görmesi anlamına gelecek. İran’a yönelik tehditler gerçeğe dönüşürse, sıranın maazallah Türkiye’ye geleceği yönündeki tahminleri hafife almamak gerekir. Son dönemlerde özellikle de sınır hattında demografinin çok değiştiği hesaba katıldığında, meseleye “komplo teorisi” diye değil de daha stratejik ve akılcı yaklaşılması gerekmektedir.
Arap ülkeleri, ta 1948’deki kuruluşundan itibaren İsrail’le savaşmakta. Ancak hem gerekli siyasi, askeri ve teknolojik altyapıyı ve insan gücünü hazır etmediklerinden, hem de yönetici sınıflarının yetersizliği ile güç ve koltuk sevdasından ötürü, bir türlü istenen neticeyi alamadılar. Hatta ellerinde fırsat olduğu halde manasız yenilgiler yaşadılar. 1967’deki ağır yenilginin ardından 1973’teki saldırıda da istenen sonucu alamadılar ama o dönemde İslam ülkeleri hiç olmazsa ortak bir tavır alarak “petrol ambargosu” kararı alabildiler. İslam dünyası, bugün böyle ortak bir karar ve tavrın çok uzağında gözüküyor maalesef. Söylem bazında kitlelerin “gazını alan” nutuklar var sadece ortada. Ortalık biraz durulduğunda İsrail’le işbirlikleri, anlaşmalar vs havalarda uçuşacak yine.
Bugün İsrail’i zulmetmekle suçlayan İslam ülkeleri yöneticileri, aynı zamanda da “normalleşme” anlaşmalarının da altına imza atmakta bir sakınca görmüyorlar mesela. Hatta gaz anlaşmaları, ticaret işbirlikleri vs fırsatları kovalıyorlar. Şöyle bir şey olamaz. “İsrail’le iş başka, Filistin meselesine tavır başka” diye bir şey olmaz. Siyonistlerle işbirliklerinin neticesi, artan zulüm ve gözyaşıdır çünkü.
Samimi tavrın ve yaklaşımın olmadığı bir meseleden de hayırlı bir netice hasıl olmuyor maalesef. Zalim, zulmünden vazgeçmediği gibi daha da cüret kazanıyor.