Şamı, İsrail değil de Amerika vursaydı!

Abone Ol

Tırnak içine alınan yazımın başlığı bana ait değildir. Yazarların

ve gençlerin bir arada olduğu bir mecliste, İsrail’in Şam şehrini vurduğu

söylendi. Eli kalem tutan, yazan, okuyan çizen biri:

“Bu çok kötü oldu. Keşke İsrail değil de Amerika

vursaydı. Biz şimdi Beşar Esad’ı savunmak zorunda kalacağız” demez mi Başımdan

soğuk sular boca oldu. Gerilime ve tartışmalara girmeye mecalim yok.

Dolayısıyla, o anda sorunu ben kapattım. Rengim attı, o anda biraz uzaklaşma

gereği duydum. Öyle yaptım, ama kaç gündür bu durum içimi kemirip duruyor.

Müslümanlar büyük olayları kişilere odaklıyorlar. Örneğin

“Beşar Esad” olayı veya “Kaddafi” ve diğerleri. Libya’da Kaddafi alaşağı

edildikten sonra Libya’da değişen nedir

Biz; Şam, İsrail tarafından vuruldu diyoruz, onlar Beşar

Esad diyorlar. Biz bir millet yok oluyor bunu İsrail veya onun ağababası

Amerika yapıyor diyoruz, onlar neden Amerika devreye girmedi diyorlar.

Müslümanların Amerika’ya bağımlılaşmış olması, onun bir kölesi konumuna düşmesi

bir açmaz. Amerika’yı yenilmez olarak görmesi. Korkuyla ona köle olmaya razı

olması.

Bir mecliste biriyle tartıştığınızda hemen, “Ama Amerika

çok büyük. Biz onlara karşı koyamayız” demesi… Bu, Allah (C.C.) karşısında,

onun yerine bir korku putunu koyma düşüncesi iyice yerleşti. Amerika’nın bütün

yaptıkları böylece meşruiyet kazanıyor.

Suriye konusunda bir batağın içine sürüklenmiş olan

Türkiye, kendisi bir şeyin üstesinden gelemiyor, bu sefer başta Amerika, AB ve

NATO denilen emperyalistleri yardıma çağırıyor. Kaldı ki İslam milletinin

yaşadığı coğrafyaya bu zalim krallar onların eserleri. Şimdi krallarını

değiştiriyor, yerine yenilerini getiriyorlar.

Müslümanlar da “demokrasi” yutturmacası adı altında buna

alet oluyorlar.

Suriye’de tam bir kaos var. On binlerce insan ölüyor. Bir

tarafta zalim Esad diğer taraftan emperyalizmin sürdürdüğü oyun. Emperyalizm,

Suriye’de savaşın hemen bitmesini zaten istemiyor. Müslümanların enerjilerinin

tükenmesi için sabırla bekliyor. Şehirler yerle bir oluyor. Bunu koruma altına

almak için de patriotlar Türkiye sınırına konuşlanıyor. Tam da bu zamanda

İsrail elini kolunu sallayarak Suriye’ye giriyor ve vuruyor.

Türkiye Dışişleri Bakanımız Sayın Davutoğlu; “Beşar Esad

ne diye bir çakıl dahi atmıyor” diyor. Tabii bu gibi durumlara güler misin,

ağlar mısın

Türkiye üzerinden İsrail uçakları Suriye’yi vurduklarında

siz kaç çakıl taşı attınız ve ne yaptınız Kaldı ki o zaman Suriye sorunu da

yoktu. Türkiye ile Suriye can ciğer kuzusu idiler.

Mavi Marmara olayında kaç çakıl taşı atıldı ki. Sadece

gergin atışmalar dışında.

Türkiyeli Müslüman aydınların bile içine düştükleri

duruma bakın. Amerika’nın Şam’ı vurma arzusundaki içtenlik nasıl da ürkütücü.

Bu, sokak çocukları psikolojisini yansıtıyor. Mahallede kavga ettiği kimselere

yenilince ağabeyini ya da kendi sokaktaki arkadaşlarını yardıma çağırmaya

benziyor.

Müslümanlar sorunları kendi aralarında çözmek yerine

egemenlere teslim oluyorlar. Oysa sorunun baş nedeni onlar olduğunu dikkate

almadan.

Başlangıçtaki iyi niyet ile atılan adımların sürmesi

gerekiyordu. Nasıl ki bir zamanlar Şam’a vize almadan komşu kente gidiliyor

gibi idiyse benzer ortam yeniden ve hızla sağlanmalıdır. Bu, Müslümanların

geleceği açısından önemli.

Müslüman komşularımızla kavga ve gerilimin tırmanması son

derece üzücü.

Daha üzücü olanı Müslüman milletin zihni çarpılması.

Amerika’yı yenilmez put olarak görmesi. Allah’tan korkmak ve çekinmek yerine

ondan korkulması…

İslâm ruhu ve düşüncesi yerine başka şeylerin ikamesi.

Avcısına koşar adım giden kurban gibi. Cellâdına gülümseyerek koşanlar gibi.

Kurtuluşu değil teslimiyeti ve köle olmayı seçmek gibi…

Şam’ı ha Amerika, ha İsrail vurmuş ne fark eder. Onlar

aynı gücü ve ruhu temsil ediyorlar. İslâm düşmanıdırlar. Bunun farkında olmamak

nasıl da acı verici bir durum.