Salgın ve Ramazan ayı dersi

Abone Ol

Bismillâhirrahmânirrahîm;

DÜNYA salgınla boğuşurken rahmet ve mağfiretiyle imdadımıza yetişen mübarek Ramazan ayının gölgesi üzerimize düştü. Perşembe günü, akşam vaktinin çıkmasıyla birlikte Ramazan ayı başlayacak. O gece ilk teravihimizi kılacak, ilk orucumuz için sahura kalkacağız. Cuma günü oruçluyuz. Feyiz ve bereket yüklü mübarek ayın günahlarımızın affına, üzerimizdeki musibetlerin sona ermesine vesile olmasını diliyorum.

Ramazan ayı, hayat kitabımız Kur’an-ı Kerim ayetlerinin yeryüzüne inmeye başladığı ay. Şeref ve büyüklüğünü de buradan alıyor. İnsanlığı aciz bırakan salgın günlerinde, Müslümanlar olarak rahmet ayından azami derecede faydalanmalıyız. Hem kendimiz, hem de bütün insanlar için!

Birçok “sefer” bu ayda yapıldığı için, bu aya “cihat ayı” da denir. Cihadın amaçları içinde İslâm’ın mesajını insanlığa tanıtmak da vardır. Onlar da İslâm nimetini tatsınlar; onlar da cennete girmeye hak kazansınlar! Gayrimüslimleri suçlamakla görevimizi yapmış sayılmayız. İsterseniz, onlara İslâm davetini ulaştırmak için neler yaptığımızı tefekkür edelim! Yapabileceklerimizi ihmal edemeyiz.

Allah, âlemlerin, tüm insanlığın Rabbi! Hz. Muhammet (s.a.v.) bütün insanlığın Peygamberi. Kur’an, tüm insanlığa gönderildi. “Yaratılış”ı anlatan Hucurât Suresi’nin 13. ayeti, “Ey insanlar!” hitabıyla başlar. Efendimiz (s.a.v.), insanlığa seslendiği Veda Hutbesi’ne “Ey insanlar!” hitabıyla başladı.

Allah Resulünün (s.a.v.) İslâm davetini insanlığa ulaştırmak için yaptığı fedakârlıkları biliyoruz. Döneminin bütün devlet başkanlarına, kabile reislerine davet mektupları göndererek İslâm davetini insanlığa ulaştırdı.

EMANET MÜSLÜMANLARDA!

PEKİ, kıyamete kadar devam edecek bir dinin davetçiliğini kim yapacak? Şüphesiz Müslümanlar! Allah Resulü (s.a.v.) Veda Hutbesi’nde bu görevi müminlere emanet etti: “Size iki emanet bırakıyorum! Onlara sarılırsanız yolunuzu şaşırmazsınız! Onlar, Kur’an ve benim sünnetimdir.”

Cihanşümul İslâm daveti için, Kur’an’ın indirildiği Ramazan ayı çok güzel bir fırsat! İnsanlığın İslâm nimetinden mahrum kalmasına razı olamayız. İslâm davetçiliği bütün Müslümanlara farzdır. Farz-ı kifaye olduğu için, bazı Müslümanların yapmasıyla, diğerleri sorumluluktan kurtulur.

Rabbimiz, “Yaş ve kuru ne varsa, hepsi bu kitabın içindedir” (En’am, 59) buyurur. Yunus’umuzun da deyimiyle, bütün dertlerimizin ilâcını Kur’an-ı Kerim’de arayacağız: “Kim ki Kur’an’ı bilmedi, / Derdine derman olmadı, / Sanki dünyaya gelmedi, / Her işine pişman ola!” Allah’ın 99 güzel isminden biri “Eş-Şâfî - Şifa veren” (c.c.); Kur’an’ın bir adı da “Şifa…” Müslüman’ca düşünmek, problemlerimizin çözümünü Kur’an’da aramak demektir.

Salgın dönemi yaşıyoruz. Salgınla ilgili “Müslüman’ca bakış”ı insanlığa ne derecede sunabildik? Virüs, ister lâboratuvar ortamında hazırlanmış, isterse tabiî seyriyle gelmiş olsun! Allah’ın takdiri ve bilgisi dışında hiçbir şey olmaz: “Allah’ın izni olmadan hiçbir musibet insana ulaşmaz.” (Teğâbün, 11)

Allah, insanı dünyaya imtihan için gönderdi. Olayları; imtihan sırrını bilmeden, Allah’ın takdirini, kudret ve kuvvetini dikkate almadan sağlıklı olarak değerlendiremeyiz. O, her şeyi hikmetli yaratır; hikmetinden sual olunmaz.

TEDBİR, TEVEKKÜL, RIZA

MÜSLÜMANLAR olarak, hayır ve şerrin Allah’ın yaratmasıyla meydana geldiğine iman ettik. “Kadere iman” içinde yer alan bir esastır bu! Kul, kendisine verilen cüz’i iradesiyle ya hayır ister, ya da şer! Kul ister, Allah da kulun istediği şekilde yaratır. Yaptıklarının sorumluluğu kulun kendisine aittir. İnsan kuldur. Yaratıcılık yalnız Rabbimize aittir.

Başımıza gelen musibetler, afetler işlediğimiz günahların karşılığıdır. Rabbimiz buyurur: “Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir.” (Şuara, 30)

Musibetler Allah’tandır. Ortadan kaldıracak da yine Allah’tır. Kula düşen Allah’a sığınmak, günahlarına tövbe edip pişman olmaktır: “Eğer, Allah sana bir zarar dokundurursa, onu yine, O’ndan başka giderecek yoktur.” (Yunus, 107)

Rahmetli Erbakan Hocamız, bize işlerimizde 3 kademeli “bir reçete” öğretmişti:

1. Tedbir: İyi sonuçlanması için, o işin gerektirdiği tedbirleri alıp her çareye başvuracağız. İnsan eliyle yapılması gerekeni yapacağız.

2. Tevekkül: İnsan iradesinin götürebileceği en son noktaya kadar çalıştıktan sonra tevekkül edeceğiz. Çalışmadan, “Allah’a tevekkül ettim” diyemeyiz.

3. Rıza: Allah’ın o konudaki takdiri ister iyi sonuçlansın, ister kötü, “Bu sonuç, benim hakkımda en hayırlı olanıdır” diyerek sonuca rıza göstereceğiz.

Ramazan ayında tefekkürümüzü zenginleştirmeli; ibadetlerimizi artırmalı; ilim öğrenip hayatımıza uygulamalıyız. İslâm’ı doğru temsil etmeli, mesajının insanlığa ulaşması için çaba sarf etmeliyiz. İslâm, en vazgeçilmez değerimizdir.