Salgında hayatını kaybedenlerin sayısının belli bir seviyede devam ediyor olması, tespit edilen günlük vaka sayıları ve özellikle de tüm çabalara rağmen toplumsal bağışıklığın bir türlü sağlanamıyor olması ister istemez yeniden başa dönülme ihtimalini gündeme getiriyor ve özellikle yetkililer açıklamalarında, “Salgın bitti algısından kurtulmamız gerektiği” uyarısında bulunuyorlar. Tüm bu uyarıların temelinde de günlük aşı ortalamasında ortaya çıkan ciddi gerileme yatıyor. Hâlbuki daha kısa bir süre önce günlük aşılamada bir milyon rakamına ulaşılmış, yetkililer toplumsal bağışıklığın kısa zamanda sağlanabileceğini söylemeye başlamışlardı.
Şimdilerde ise yetkililer başta Sağlık Bakanı olmak üzere toplumu bin bir rica ile aşı olmaya davet ediyorlar, bunu yaparken de salgının ciddiyetini koruduğunu ısrarla vurguluyorlar. Özellikle okulların bir haftalık tatile girmesi ülke içinde hareketliliği de ciddi biçimde artırdı. Bunun sonucu olarak önümüzdeki günlerde vakaların ve vefatların artabileceğine dikkat çekiliyor. Tatil döneminde şimdiye kadar aşı olmamış velilerin mutlaka aşılarını tamamlamaları gerektiği belirtilirken tedbiri bırakırsak tatil dönüşü vakaların yeniden artacağına dikkat çekiliyor. Açıklamalar dikkatli değerlendirildiğinde salgının bir türlü durdurulamamasında iki husus dikkat çekiyor. Birincisi toplumda bir kesimin salgın bitti algısı ile hareket etmeleri, ikincisi de aşı karşıtlarının yürüttüğü propagandanın etkili olması. Bu arada devletin de tereddütlü davranması toplumdaki vurdumduymazlığı körüklüyor görüntüsü ortaya çıkıyor.
İki yıldır devam eden salgının ilk günlerdeki hızını koruyor olması ister istemez aşı karşıtlığının bu işte etkili olduğunu akla getiriyor. Hâlbuki toplumsal bağışıklığın tek sağlanma yolu aşılamadan geçiyor. Aşı karşıtlarının kendilerine göre gerekçeleri var. Bu gerekçelerin doğru veya yanlış olmasını benim ispat etme imkânım yok. Ancak, aşı karşıtlarının karşılaştıklarımdan pek çoğununda bu alanda bir birikimlerinin olmadığı görülüyor. Böyle olunca herkes aşı olup olmamak konusunda kendi iradesi ile karar vermesi gerektiği söylenebilir. Özgürlüğün bunu gerektirdiği de iddia edilebilir.
Ancak, aşı karşıtlarının ileri sürdükleri iddiaların hepsi olmasa bile pek çoğunun geçersiz olması durumunda bu kesimin toplumun hayatı ile oynadığını söylemek yanlış olmaz. Böyle bir durum ise kesinlikle özgürlük hakkının kullanılması olarak izah edilemez. Eğer aşı karşıtlarının söylediklerinde bir gerçek payı varsa, o zaman bu ülkeyi yönetenler aşı konusunda ve aşılanma ile toplumsal bağışıklığın sağlanacağı konusunda söylediklerinin doğru olmaması gerekir. Böyle bir iddia ise çok ağırdır ve bunu yapanların da ülkeyi yönetenlerin de işin doğrusunu topluma açıklamaları gerekir. Şahsen yönetim makamında bulunanların aşı karşıtlarının söylediklerini bilmiyor ve duymuyor olmaları mümkün değildir. O zaman art niyetle olmasa bile toplum bir kesim tarafından aldatılıyor, topluma aşı konusunda korku salınıyor demektir ki bunun da suç olması gerekir.
Tüm bunların yanında demem o ki, aşı karşıtları da geçen bunca zamana rağmen geri adım atmadıkları ve toplumu aşılanmadan uzak tutmak için çabalarını sürdürürlerken, böylesine ciddi bir konuda yetkililer yetkisiz kişilerin toplumu yönlendirmeleri karşısında kayıtsız kalmakla suç işliyor olmazlar mı? Ayrıca, aşı olup olmamak gerçekten kişisel bir özgürlük hakkı ise ve aşının etkileri konusundaki iddialar da gerçeği yansıtmıyorsa o zaman bu kişiler büyük bir yanlışın içindedirler. Kısacası, konuya ülkeyi yönetenlerin bir açıklık getirmesi, toplumu ikna etmeleri gerekiyor. Yoksa görünen o ki, bu salgın daha uzun süre gündemimizden düşmeyecek demektir. Özellikle de bir haftalık tatil dönüşü Prof. Dr. Enver Hasanoğlu’nun iddia ettiği gibi vakalar artacak olursa bunun sorumlusu kim ya da kimler olacaktır?