Sahte ilahlara hayır diyebilmek

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

Kur’an kavramları, efradını cami, ağyarını mani tanımlarıyla ve bu tanımlara uygun davranış ve eylemlerle hayat bulur. Günümüzde Müslüman’ım diyen her insanın, her gün söyleyip durduğu bu Kur’an kavramları, şiarlar bu kadar güncel olmasına, derin manalar taşımasına rağmen, toplumu, şuurlandırmaya, ayağa kaldırmaya yol açmıyorsa, bunun sebebi, bu kavramları, şiarları ilk kullanıldığı günlerdeki tazeliği ve anlam boyutlarıyla anlayıp kavrayamamış olmamızdır. Mekke’de ilk Müslümanların, bu şiarları ilk duyduğu günlerdeki tazelik, ruh ve heyecan nasıldı? Bir Ebu Zer... Gizlene saklana Mekke’ye geliyor. Allah Resulünü buluyor ve “Bana İslam’ı anlat, Müslüman olacağım” diyor. Ona sadece, “La ilahe illallah, Muhammed’ün Resulûllah” kelimesi söyleniyor. “İşte İslam bu demektir” deniliyor. Müşriklere hitaben haykırmaya başlıyor: “Dinleyin beni. Ben Gıfar kabilesinden Ebu Zer’im. Sizin ilahlarınızı reddediyorum. En büyük Allah’tır. Siz ve putlarınız bir hiçsiniz...” Üzerine çullanıyorlar. Ebu Zer, kanlar içinde kalıyor, komalık oluyor. Burada, Ebu Zer’in yaptığından ziyade bu tevhit kelimesinden ne anladığı ve ona bu sözü öğreten kişinin verdiği ruh önemlidir. Nasıl, bir söz ki, bunu kabul eden kişi, fırlayıp ayağa kalkarak şehrin meydanına koşuyor. Zapt edilmez bir enerjiyle doluyor. İliklerine kadar devrim ve cihat ateşiyle dopdolu hale geliyor. İşte 23 yılda dünyayı saran bir inkılâbın temelinde yatan ruh; “tevhit ve cihat” ruhudur. Erbakan Hoca’mızın eğitimlerde “ilah” kelimesinin ihtiva ettiği anlamları izah ettikten sonra, tevhit kelimesinin, inancımıza ve davranışlarımıza yansıması gereken hali anlatmasının sebebi, yeniden “tevhit ve cihat” ruhunu canlandırmak içindi. Sahte ilahları reddetmeden gerçek bir imanın gerçekleşmeyeceğini bütün Müslümanların idrak etmesi gerekir.

DAVET

Allah’ın resulü; Peygamberimiz çırpınıyordu, kavminin hidayeti için en güzel yollarla onları tevhit kelimesine davet ediyordu: “... Bir kelime, onu söyleyin, kurtulun; Rabbimin yanında size sahip çıkayım; La ilahe illallah deyin.” Tabii, kavmin ileri gelenleri, peşlerine kalabalığı da takıp diretiyorlardı. Çünkü onlar bu kelimenin anlamının ne olduğunu biliyorlardı. Henüz Müslüman olmamış olan Hz. Peygamber’in amcası Abbas, Medinelilerin biati esnasında onlara diyordu ki: “Bakın öyle bir söz söyleyeceksiniz ki, bu sözle bütün dünyaya savaş ilan etmiş olacaksınız? La ilahe illallah demek, bütün dünyayı karşınıza almak demektir. Buna hazır mısınız?” Hz Abbas’ın o gün söylediği sözün bugünkü manası; “ABD ve İsrail’i ve bir bütün olarak batıyı ve doğuyu ve sahte ilahlarını reddetmeden, onları karşınıza almadan, siz imanın ve İslam’ın hakikatine ermiş olamazsınız” olur. Hz. Ali, bir çocuktu, bu sözü ilk duyduğunda, gidip babasına danışmak, onun iznini almak istiyor. Ancak sonradan düşündü ki, Müslüman olmak için izin almak gereksizdir. Tevhit sözü nasıl bir sözdür ki, ilk kabullenen bir çocuktaki etkisi, korkarak endişeye kapılmak ve odasına çekilip tefekküre dalıp düşünmek oluyor. Düşündüren, odalara kapattıran, ayağa kaldıran, dünyaya meydan okutan, canlandıran, dirilten bu söz, “La ilahe illallah” sözüdür.

İLLA HU

Bir insan, Allah’ın yarattığı bir kul olarak, tevhit kelimesiyle, Allah’tan başkasının karşısında boyun eğmeyeceğine, O’nun rızası olan İslam’a din ve düzen olarak tam ve kâmil manada teslim olacağına dair kesin söz vermiş oluyor. “İlla Hu” demeden olmaz. Müslüman olmanın ilk şartı başkaldırmaktır. Çünkü İslam’a giren her insana ilk önce “la” yani, “hayır!” dedirtilir. Neye hayır? Allah’ın tek büyük ilah olduğunu tanımayan, Allah’ın iktidarı, hükmü yerine geçmeye kalkışan, O’na alternatif olma iddiasındaki her şeye, her kişiye, her rejime, her güce karşı gelmek, bu olmadan olmuyor. Müslüman olmanın ikinci şartı, sadece Allah’a boyun eğmektir. Tevhit kelimesini söyleyen her mümin, Allah’tan başkasına başkaldırdığı kadar, daha büyük kararlılıkla Allah’a boyun eğecek, O’na teslim olacaktır. Avrupa Birliği’ne, faizci kapitalist düzene değil, İslam Birliği’ne, Adil Düzen’e evet diyecektir. Siyasete dini karıştırmayın diyenler, tevhit kelimesinin bizatihi kendisinin bir siyası duruş telkin ettiğini görmezlikten geliyorlar.

MUTLAK İKTİDAR

Biz Müslümanlar; “La havle vela kuvvete ila billahil aliyyil azim” diyoruz ya, bununla ne demiş oluyoruz? Mülk de, iktidar da güç ve kuvvet de, sahte ilahların, ABD ve İsrail’in değil, sadece ve sadece üstün ve azim olan Allah’ındır. Bu kelime, aynı zamanda tevhit kelimesinin izahıdır ve Müslüman’ın siyasi duruşunun dayanağıdır. Mutlak iktidar Allah’ın iktidarıdır. Sahte ilahların iktidarı izafidir ve bir dayanağı da yoktur. Sahte ilahları reddetmekten söz etmişken, bu ilahların ne olduğunu da bilmek gerekir. Sahte ilahlar; 1. Hevayı ilah edinmek. Heva; arzu, istek, meyil, nefis, hoşuna gitmek, hüküm ve kanun koymak anlamlarında kullanılır. Casiye 23: “Kendi arzu ve hevesini ilah edinen ve Allah’ın bir bilgi sebebiyle saptırdığı, kulak ve kalbini mühürlediği, gözüne perde çektiği kişiyi gördün mü? Artık Allah’tan sonra, kim onu doğru yola iletebilir. O halde hiç düşünüp ders çıkarmaz mısınız?” 2. Putları ilah edinmek. 3. İnsanları ilah edinmek. 4. Liderleri ilah edinmek. Tevbe 31: “Bunlar Allah’tan başka hahamlarını, rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i Rab edindiler. Hâlbuki onlar, ancak gerçek olan bir ilaha kulluk ve ibadetle emrolunmuşlardı. Allah’tan başka gerçek ilah yoktur. O, onların ortak koştukları şeylerden bütünüyle uzaktır, yücedir.” Burada sayılan sahte ilahları kendilerine rab edinenler, bugün dünyayı insanlığa zindan ediyorlar. Günümüzde bütün bu sahte ilahları reddeden ve tevhide teslim olmuş tek hareket Milli Görüş’tür. Selam hidayete tabi olanlara…