Şahıs, Şahsiyet ve Şehir

Abone Ol

Şahıs olarak varlığımızı, şahsiyete çevirmenin “insan-ı kâmil” olma yolunda önemli bir değeri vardır. Murtaza Mutahhari’nin, “Molla olmak ne kolay, insan olmak ne zor” tabiri, Mevlana’nın, “Sufi, fakih, zahid, âlim oldun ama gerçek Müslüman olamadın” tembihi şahsiyet adına yapılan çağları aşan tanımlamalardır.

Basit bir çözümlemeye tabi tutarsak “kolay olanın” kimlik üzere bir çeşit sıfatlandırma olduğu, bir meslek yahut bir çeşit iştigal belirttiği açık şekilde görülebilir. “Kolay olan, doğal olandır” derler. Pek doğrudur. Ancak insan için bütünüyle eksiktir. Çünkü insan, doğal değildir. Dünyaya doğanın tam da karşısına irfanı ile gelmiştir. İrfanını yüklendikçe çiçekten, böcekten, balçıktan, topraktan ayrılmış; kendine gelmiştir. Şahsiyetine.

Zor olan nedir? İnsan veya Müslüman olmadaki zorluk nasıl bir anlam barındırır? Bunca belirteç insanda kalmamıza, Müslüman’ca durmamıza yetmez mi? Hiç olmazsa bir görünüm değil midir? Bu soruların cevabı şahsiyetimizde gizlidir. Bundan dolayıdır ki bir boyutlandırmaya değil, iklimlendirmeye ihtiyaç var. Sıcak veya soğuk demeye değil, hâl edinmeye gerek var. Peki, nereden bakmalı!

“Kendi olma” adına atılan adımların en derin halini insan şehirde yaşar. Şehirler “kendi dışılık” bağlamında ideolojik, yöresel veya herhangi bir kimliğe ait olma biçiminin baskın olarak kullanıldığı yerler olduğu kadar; kendi olma bağlamında şahsiyet kazanmanın da doruğudur. Bu izah, kırsalda şahsiyet olmaz ya da imkânsız anlamında değil, kırsalda şahsiyet kazanmanın olanakları sınırlıdır beyanındadır.

Biraz daha müşahhas bir alana inelim. Mesela herhangi biri örnek veya rolmodel olarak görüldüğünde onun şahsına değil, şahsiyetine eğilmek icap eder. Onu tanımak; onun adını, nesebini, özgeçmişini yahut biyografisini bilmek değildir. Mutahhari’nin de değindiği gibi: “Bazı insanlar Hz. Ali’yi nüfus cüzdanıyla tanırlar. Yani adı Ali’dir. Ebu Talip’in oğludur… Ne zaman doğdu ve ne zaman bu dünyadan göçtü. Hangi savaşlarda bulundu… Hz. Ali’yi tanımak demek, Hz. Ali’nin şahsiyetini tanımaktır, şahsını tanımak demek değil.”

İnsanın kendine şahsiyet kazandırması da bu ölçektedir. Bunun için şehirlere olabildiğince ihtiyaç vardır. Şehirde, “Bu zat falancalardan. Bunun babası pek mübarek biri. Soyu şuraya dayanıyor” gibi dillendirmelerin hiçbir değeri yoktur. Hemen şu tazyike tabi tutulur, “Öyleyse öyle ne yapalım! Şeceresini anlatma bana, hatta şahsını. Asıl olan şahsiyettir. İrfani tabiri ile ne ile dertlenmiş; matarasına, heybesine neler doldurmuş; hâli nicedir onu söyle bana?”

İbni Haldun’un nesep ve sebep asabiyeti olarak teorize ettiği meselenin bam telini de şahsiyet oluşturur. Bir kimse ister gökdelende otursun ister köşkte karakterine, ahlakına, edebine, eğitimine, zekâsına velhasıl rasyonel kazanımlarına değil de nesebine, apoletine, unvanına, cübbesine bakarak kendine değer biçiyor ve ona göre tavır alıyorsa her yerde dağlıdır. O sadece bir şahıstır, ferttir. Diğerlerinden biridir.

Aslına bakılırsa şahıs olmak hayatta kalmak için gerekli de bir şey. Köy dernekleri, spor kulüpleri, sevgi vakıfları hatta bir takım partiler ve saire insanı hayata tutundurur. Herhangi bir vasfa sahip olmanız da gerekmez. Buralarda bulunmak için insan doğmak, bir yerde doğmak, herhangi bir renkte doğmak, herhangi birinden doğmak yeterlidir! Pek de zor olmasa gerek…

Ancak yaşamak, hayatta kalmak değildir. Hayatta kalmaktan fazlası isteniyorsa şahsiyeti oluşturan kazanımlara yönelmek zaruridir. Şehirden, kültürden, hukuktan, ilkelerden, adab-ı muaşeretten azami istifade etmek kaçınılmazdır. Bundan dolayıdır ki ister kirada olsun isterse seyyar bir kimse erdemlerini, şahsiyetini var kıldığı sürece medenidir. O artık sıradan biri değildir. O artık V forVendetta filmindeki eşsiz sahnesinin emsalidir:

“Bu maskenin ardında etten daha fazlası var. Bu maskenin altında bir fikir var ve fikirlere asla kurşun işlemez.”

Yani şahsiyet, aynı hakikat gibi görünenin ötesindedir. Sünbülden, dört duvardan, cafcaflı betimlemelerden, nostaljik isimlendirmelerden hatta senden/benden fazlasıdır. O bir tavırdır. O bir hâldir. O bir fikirdir.

Filhakika onu hissetmek bir tarafa dursun, bir soluk için dahi meşakkate talip olmak, dert sahibi olmak velhasıl iklimlenmek gerekir. Yoksa yoktur…