Hemen her şey üstüne konuşma hakkı, yükünü tutmuş kodamanlara ihdas edilmiş bir keyfiyettir. Bu tür, diğer insanlara nasip olmayan menkul ve dahi gayrimenkul değerleri elde ettiği, gasp ettiği yahut kabzettiği için sahip oldukları maddi güç kadar konuşmaları gerektiğini zanneder. Aslında bu zan tamah ve hırs dolu her tacir için geçerlidir ki alayı yürüttüğü ticaretten ne kesp etmişse işte tam da o kadar konuşabileceğine inanır. Konuşma hakkı bir aşama kat etmek suretiyle iktisap olunmaz. Yani daha az mala sahip olan daha az konuşur diye bir kaide yoktur. O hak, kişinin konuşma hakkının her yönden, her cihetten kendinde olduğunun eşsiz bilinciyle alakalıdır. Dolayısıyla bunlar, mütemadiyen konuşmaları gerektiğine yürekten inanıp, bir başkasının herhangi bir şey ifade etmesine fırsat tanımamakta pek mahirdirler. Dudaklardan fırlayan sözü havada yakalayıp Fahrettin Cüreklibatır’ın Battalgazi rolü icra ederken at üstünde hünerlice sallayıp düşman tezikkin ettiği ve dahi bir yiyenin bir daha iflah olmadığı kılıç gibi keser, dinleyip anlama zahmetine girmezler.
Konuşurken ne denli saçmaladıklarının hiç mi hiç önemi yoktur. Bilvesile muhatap kılındıkları ve aynı ortamda bulunmakla lütfettikleri kafalarla gayrimeşru ilişkiye girmekten çekinmezler. Söz sarf etmek için düşünmek, anlamak, anlamlandırmak gibi melekelere sahip olmaları da gerekmez. Dillerinin ucundan aşıp dudaklarına yaklaşan her cümleyi daha kapı tıkırdatmasına fırsat vermeden dinleyenlerin yüzüne doğru fırlatırlar. Doğruluk, dürüstlük, geçerlilik, gereklilik düzenlemelerine lüzum hissetmezler. Onlara göre konuşmanın bir düzene, doğrultuya, tutarlılığa ihtiyacı yoktur. Kendilerine tahsis edilmiş namütenahi bir haktır ve muhatap oldukları zır cahillere karşı mutlaka kullanılmalıdır. Kullanılmazsa ziyan olacağına, dinsel sayıltıları açısından israf olacağına, ahlâki saplantıları bakımından heder olacağına inanırlar. Kayda değer bir içerik gerektirmeyen, dıştan gözlendiğinde bir tanımı yapılamayacak olan hezeyanlarını genişçe bir siniye saçılmış nar taneleri gibi ortaya dökmekten imtina etmezler.
Düşünebilme melekesine sahip olmadıkları gibi bir başkasının ne düşüncesine, ne de düşünebilme dirayetine ihtimal vermezler. Bunlara göre bilgi de söylem de pragmatiktir. Mutlak faydaya inanırlar lakin o faydanın kendilerinden kaynaklanması gerekmez. Maharetli ama şüphesiz zekâ yoksunu bir papağan gibi duyup ezberlediklerini tekrar ederler. Mantıkla tanışmayan tümcelerinde öyle kendileri gibi zengin sayılabilecek bir içerik bulunmaz. Her gün farklı kişilere karşı aynı cümleleri kurar, aynı şeyleri anlatır, aynı tepkileri verirler. Olağanüstü şeyler söylediklerine inandıklarından ifadeler alabildiğine abartılıdır. Muhataplarından hiç olmazsa biri farklı olduğunda anlatı orijinal hale bürünür. Hep aynı kişiler olsa ne fark eder; konuşma hakkı bunlarda olduğuna göre muhataplar suya gidip geri gelmeyen malum hayvan gibi dinlemek zorunda değil midir?
Kendilerini doğrulamayıp bir de düzeltmeye kalkanlara karşı hırçınlaşıp hakaret ederler. Öyle bir hadsizliğe yeltenenleri tabir caizse kasap önünde bekleşen bir tür sokak hayvanının mabadına itina ile yerleştirip geri çıkmamaları için pandemi tedbiri alırmışçasına yasak koyarlar. Yasak koyucularla aynı ruh halini, aynı tavrı, aynı mayayı paylaşırlar. O pek meşhur ve komik ‘ben ekonomistim’ iddiasında olduğu gibi canları istediğinde sanat, edebiyat, tarih, felsefe, bilim, hukuk, ticaret ve sair her ne akla geliyorsa ondan fena halde anlayıverirler. Zaten tüm siyasileri tanıdıklarından, onlarla dost meclislerinde bulunduklarından, dahası aynı hamurdan meydana geldiklerinden, akla gelenlere siyaseti katmamak gerekir. Nihayet tüm ticaret o siyaset erbabı sayesinde şekillenmemiş midir? Haricinde tüm alanlardan anlamakla kalmaz, kompetanı oluverirler. Tarih sanat bir yana bir anda aşçı gurme kesilir, kartlaşmış bamyadan dünyanın en leziz yemeğini yaparlar.
Bilenler bilir ki bunlar karşısında geliştirilecek yegâne tavır patates taklidi yapmaktır. Dinlermiş gibi görünüp aklı, fikri, beyni boşa almaktan başka çare bulunmaz. Akıl erdirmeye kalkıp beyin yakmaktansa her duyulanda hikmet aramayıp aptala yatmak daha sağlıklıdır. Hem trajedinin bizzat içindeyken trajediden haber veren bilgilere, varsayımlara, bildirimlere hiç mi hiç ihtiyaç hissedilmez. Tıpkı memleket ahvali gibi her açıdan uçuyoruz bile zannedilir. Gerçi aşırı patates taklidi yapmak dolayısıyla beyin gerçekten patatese döner ama muhatap olmak zorundalığı bunu da göze almayı gerektirir.