Sahaflar ve kaçırılan kitaplar

Abone Ol

Geçmiş zamanların kitapçıları olan sahaflarla ilgili bilgiler hepimizin ilgisini çekmekte.

Bu konuda bir konferansını dinlediğim, İsmail E. Erünsal’ın, “Osmanlılarda Sahaflık ve Sahaflar” isimli kitabı o kadar sürükleyici idi ki, kimi notlarımı okuyucularımla da paylaşmak istedim.

Halep, Şam, Kahire, Mekke ve Kudüs gibi İslam şehirleri, İstanbul kadar olmasa da sahafları ve kitap ticareti ile anılmakta idiler ki; bunlar arasında Halep öne çıkar.

Kâtip Çelebi, Halep’te ikameti esnasında buradaki sahaf dükkânlarını dolaşarak, “Keşfü’z-Zünûn” adlı eserini yazmaya başlar.

Halep sahafları yabancıların da ilgisini çekmiş, 17. 18. asırlarda Greaves, Pococke, Golius, Warner ve Huntington gibi şarkiyatçılar buradan çok sayıda kitap almışlardır. Huntington on yıl gibi bir sürede 600 yazma eser satın almıştı.

Evliya Çelebi, Şam Emeviye Camii’nin duvarının Sahaflar Çarşısı olduğunu yazar.

Mekke’de ise, Kâbe’nin “Dârü’s-Selâm” kapısı çıkışında idi sahaflar. Mekke’ye gelen hacılar bugünkü gibi Çin malı incik boncuk derdine düşmezler, çok değerli el yazmalarını da satın alarak hem ibadet etmenin hem de bilgiye ulaşmanın mutluluğunu yaşarlardı.

Kudüs ve Kahire’de de özellikle cami çevrelerinde sahaflar çarşısı bulunmakta idi. Kitap ticaretinin geliştiği diğer yerler, Endülüs, Fas ve Cezayir’di.

Bütün bunlardan ortaya çıkan sonuç, Cami ve Kitap kardeşliği idi, yani ibadet ve bilgi dostluğu.

O yüzden bugün cami duvarlarının süsü olan ne sahaflar kaldı, ne de öyle çok bilgili Müslümanlar.

Bu kadar zengin bir kitap yurdu olan İslam ülkelerinin bilgilerini sömürmekte de geç kalmamış elbet yabancılar. Kanuni döneminde elçi geldiği İstanbul’dan Viyana’ya götürdüğü kitapları Busbecq, şöyle anlatır:

“Büyük bir kısmını Efendimize arz edeceğim çokça eski para getirdim. Bunun dışında, gemi dolusu değilse de bir vagon dolusu Grekçe yazmalar ve 240 civarında kitabı deniz yoluyla Venedik’e gönderdim. Oradan da kralımın kütüphanesine konulmak üzere Viyana’ya taşınacaklar.”

Demek sadece lale götürmemiş Busbecq, eski para ve kitapların da müdavimi imiş. Sultan ve vezirlerin bile kütüphanelerinin birkaç yüz kitaptan oluştuğu düşünüldüğünde, Busbecq’in taşıdığı el yazmalarının değeri, hazinelere bedeldi.

16. yüzyılda İstanbul’da bulunan Fransız şarkiyatçı Postel de ülkesine önemli sayıda yazma eserle dönmüştü.

Leidin Üniversitesi’nde, Şark Eserleri Koleksiyonu’nu; Golius ve Warner, İstanbul ve Halep’teki sahafların kitapları ile oluşturmuşlardır.

İngiliz şarkiyatçı Greaves, içinde Uluğ Bey’in ve Batlamyus’un astronomiyle ilgili çalışmaları, Ebu’l-Fida’nın coğrafyaya dair eserinin de olduğu hayli fazla yazma eser almıştı.

Ravius’da 1641’de, Londra’ya 300 ün üzerinde yazma eserle dönmüştü.

Avrupalıların bu kitap merakı rahatsız edici boyutlara geldiğinden, kendisi de bir kitap delisi olan Sadrazam Şehid Ali Paşa, 18. asrın başlarında yabancılara kitap satışını yasaklayan bir hüküm çıkarttırmıştır.

Fakat el altından satışlar yine sürmüş, başrahip Sevin, İstanbul’dan Grekçe, Arapça ve Türkçe iki sandık dolusu nadir el yazması eserle dönmüştür.

Zaman zaman gayrı meşru yollara da sapılmış, saraydan çaldırılan nadide eserler de batılılar tarafından ülkelerine götürülmüşlerdir. Bu yolla Diez, 856 adet çok değerli el yazması eserler satın almıştı.

Şarkın yeraltı kaynaklarını sömüren batı, uygarlığını da sömürmekten geri durmamış, Avrupa müzelerinde rastladığımız İslam sanat eserleri gibi çok sayıda kitap da, kütüphanelerine taşınarak, muhtemelen şarkın bilgisini de edinerek, bugünkü medeniyetlerinin temelini atmışlardır.