Rabbimiz (cc) Nahl Sûresi’nin 18. âyetinde meâlen şöyle buyuruyor:
“Allah’ın nimetini saymaya kalksanız, onu sayamazsınız. Hakikaten Rabbin çok bağışlayan, pek esirgeyendir.”
Allahu Teâlâ’nın en büyük nimeti akıldır. Ondan sonra îman, ondan sonra sağlık gelir. Bundan sonra say, sayabildiğiniz kadar.
Rabbimizin en büyük nimetlerinden biri olan sağlığın kıymeti çoğu defa hasta olunca anlaşılmakta. Koskoca Kanûnî Sultan Süleyman; “Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi / Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” diyor. Sağlık olmayınca, dünyanın en zengin insanı olsanız ne fayda… Sağlık olmayınca, insan ibadetinden de tam lezzet alamıyor. İki defa ayağım kırıldığında, iki defa da ayak parmağım kırıldığında, secde etmeyi ne kadar özlemiştim.
Cenab-ı Hak, şu vücud nimetini bizlere temlik sûretinde değil, ibâhe suretinde vermiştir. Yani, “Bu vücud sizin mülkünüzdür, alın, dilediğiniz gibi kullanın” dememiş, kayıtlı ve şartlı olarak vermiştir. Vücudun her âzasını ne şekilde kullanacağımız, hayatımız boyunca hangi davranışlarda bulunacağımız Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerle belirtilmiştir. Allahu Teâla’nın bu emirlerine uymak nasıl farzsa, Allah’ın verdiği bu vücud nimetini muhafaza etmek, korumak da farzdır. Kışın yazlık kıyafetle dolaşmak, terli terli su içmek, terli vaziyette çamaşır değiştirmeden dolaşıp rüzgâr yemek, hastalığa davetiye çıkarmak demektir. Bu şekilde sağlığa dikkat etmemenin vebali vardır. Bu, Allahu Teâla’nın verdiği vücud ve sağlık nimetine karşı küfran-ı nimette bulunmak demektir.
Herkes, bilhassa çocukları olan ebeveynler; hem kendilerinin hem de çocuklarının sağlıklarını korumaya dikkat etmelidirler. “Doktorluk” ve “hastanelik” oldunuz mu, hastasınız demektir. Aslolan hastalığa yakalanmamak, sağlığa dikkat etmektir. Bunun için neler yapmalıyız? Ana başlıklar halinde sıralayalım:
Bir defa, şayet hastalanmışsak, diyelim nezle veya grip olmuşsak ya da şu anda salgın şeklinde ortalıkta kol gezen (şiddetli öksürük, balgam, halsizlik şeklinde bir aya yakın devam eden) hastalığa yakalanmışsak, Peygamber Efendimizin (asm) karantina ile ilgili hadisine uyarak, kendimizi karantinaya alacağız. Ne var ki insanlar bu temel sağlık kuralına dikkat etmiyor. Camiye geliyor, hapşırıyor, aksırıyor, tıksırıyor. Mübareğin oğlu, işte belli ki hastasın, hastalık kapmışsın, bunu millete bulaştırmak vebal değil mi? Bu durumda olanların toplu taşıma vasıtalarına binmeleri de mahzurludur. Doktora gidecek, ilacını alacak, evinde istirahat edecektir. Bir de evde kendini izole edecek, ev halkı ile temas kurmamaya çalışacaktır. Herkes kendi durumunu, iyileşip iyileşmediğini bilir.
Herkes şu gerçeğin farkındadır. İnsanlarımız çabuk hastalanmakta, hastalık müddeti uzun sürmektedir. Bunun sebebi, vücut direncinin, bağışıklık sisteminin zayıflamış olmasıdır. Dedelerimiz, ninelerimiz, eski insanlar öyle miydi? Bir defa o büyüklerimizin yedikleri “sağlıklı” gıdalardı. GDO’lu, katkı maddeleri ürünler bilmezlerdi, bilseler de yemezlerdi. Onların tâbiriyle, yediklerinin “anası belli babası belli” olacaktı. Raf ömrü iki-üç sene olan bisküvi, çikolata vs. yiyenlerin vücudu ne hale gelir. Aynı şekilde yüzlerce yiyecek ve içeceklerde kimyasallar vardır. Kanser hastalığının dünün nezlesi gibi yaygınlaşmasının sebebi nedir?
Ev hanımlarından istirhamımız; lütfen ev halkına ve çocuklarınıza lezzetli yemekler yapınız. Çocuklarınızın sevdiği yemekleri yapınız. Onları hazır yiyeceklerden, katkı maddeli içeceklerden uzak tutunuz. Çok çeşitli yemeği bırakınız, bir çeşit olsun, sağlıklı ürünlerden pişmiş, malzemeleri tam kıvamında olsun. Lezzetle yenilsin.
Unutulmasın, hastalığın çoğunun sebebi, aşırı yemek, sağlıksız ürünler tüketmektir.
İnsanlar bir tuhaf olmuş. Devamlı yemeyi-içmeyi düşünüyor. Ne yediğine de dikkat etmiyor. Dolayısıyla uzun vadeli olarak hastalığa davetiye çıkarıyor, sağlığıyla oynuyor.
Rabbim, doktorların, sağlık müesseselerinin de eksikliğini vermesin, ancak lütfen kendimize, sağlığımıza, yediklerimize, içtiklerimize dikkat edelim. Hayatın her safhasında iktisat ve sadelik kâr getirir. Yeme içmede de öyle. Az, öz, temiz, katkısız, katışıksız yiyenler kâr eder, sağlığını muhafaza eder.