Sağırlar, Dilsizler ve Körler

Abone Ol

Kur’an okurken ve manasını düşünürken yalnız verilen meale odaklanmak doğru değildir.

Mealde, kelimelerin sıralanması da bize daha geniş manalar sunar.

Mesela, kâfirleri bize tarif ederken:

 “... (Onlar) sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık onlar dönmezler” buyurur Rabbimiz.” (Bakara Sûresi, ayet 2/18)

Burada bahsi geçen sağırlık, dilsizlik ve körlük, şu maddi olan ve kafamızda bulunan organlarımızın özürlü olması değildir.

Rabbimiz kâfirler için, yani şimdi Çin, Amerika, Rusya… gibi devletleri idare eden devlet başkanlarına ve tüm kâfirlere söylüyor bunu.

Gönül kulağımız, gönül dilimiz ve gönül gözümüz vardır.

Gönül gözümüze “basiret” denir.

Yusuf aleyhisselamın kaybolması nedeniyle gözlerinin görmesini kaybeden Yakub aleuhisselama selam olsun.

Gönül gözünü körelten, başındaki gözü gören tarih profesörü Ebucehil, kâfirler arasında kalırken, başındaki gözü görmeyen ama gönül gözüyle gören, Sevgili Peygamberimiz’in müezzinliğini yapan Abdullah bin Ümmü Mektum’dan Allah razı olsun.

 Mealde sıraya dikkat edeceğiz. “Onlar kördürler, dilsizdirler, sağırdırlar” diyerek altı alternatif meal doğabilir ama meal olmaktan çıkar.

Rabbimizin bu sıralaması bize bu üç nimetin en değerlilerinin de sıralaması demektir.

Gönül gözü kör olan kâfirlerin körlüğünün ahirette de devam edeceğini Rabbimiz şöyle haber verir:

“Kim bu dünyada (kalbi) kör olursa, o âhirette de kör olacaktır, yol bakımından daha da şaşkındır.” (İsra Sûresi, ayet 17/72)

Baş gözü görmeyen kör, bu dünyanın güzelliklerinden kısa bir süre yararlanamaz. Ama mü’min olarak ölürse, ahirette sonu gelmez senelerde, cennetin güzelliklerini görecektir.

Gönül gözü kör olanlar ise dünyaya bakarken öküzün karpuz kabuğuna baktığı gibi, kedinin bülbüle baktığı gibi bakarlar.

Dünyanın yarısından fazlasının fakir olarak doğup fakir olarak ölmesi için özel tedbirler alırlar.

Ucuz işçi deposu olarak kullanırlar o devletleri.

Avrupa’daki Türk işçilerini araştırınız, yarıdan fazlası kaçak yollardan turist olarak gidip işçi olanlardan meydana gelir.

Kaçak olarak çalıştığı yıllarda, asgari ücretin de yarısına yakın para verirler ve birkaç sene böyle geçtikten sonra oturma izni verirler.

Ve hâlâ bu devam eder. Yeşil kart olarak devam eder.

Fakir ülkelerde nüfus artışını da kendi ihtiyaçlarına göre dengede tutmak için “doğum kontrolü” adı altında Birleşmiş Milletler’i harekete geçirirler.

Birleşmiş Milletler engelleyemezse Saddam’ın tuvaletinde atom bombası saklıyor bahanesiyle NATO devreye girer.

Vietnam’da, Afganistan’da, Irak’ta, Suriye’de, Güney Amerika’da devamlı her sene milyonlarca insanın canına kıyıyorlar.

Dünyanın Jandarmalığını yaparken bu Hakk’a kulak tıkayan sağır, zalimliklerinin haklı sebeplerle yapıldığını ve kalanları adam etmek için öldürdüğünü de allandıra ballandıra bilimsel dille, grafiklerle anlatıyorlar.

Baş gözü kör olan, bu dünyada bir çukura düşse, yine çıkar.

Ama gönül gözü kör olan kâfir, ateist, cehennem çukurundan ebediyyen çıkamaz.

Gönül gözü kör olanlar, gözlüğün camına bakacağım deyip de ileriyi görmeyenler gibidirler.

Gözlük takanlar, size derim, gözlüğünüzün camını görmeye çalışın görebilecek misiniz bir deneyin.

Gözlüğün camına bakarken manzarayı göremezsiniz.

Gözlüğün camı, Kur’an’ın yazısını göstermek içindir.

Yazıya bakarsanız görürsünüz. Cama bakarsanız göremezsiniz.

Yazı da gaye değildir. Kelime ve kelamın bize anlattığı mana esastır.

Mana da Rabbin rızasını kazanmaya sebeptir.

Yalnız kelimeler ve manalarda kalanlarınki de, bir türlü körlüktür.

Kâfirler de yalnız yaratılanları görür.

Yaratılanlara bakarken yaratıcının yaratmasını, ilmini, sanatını… göremez.

Hz. Ali (r.a.), “Yaratılan her şeyde, Allah’ın ilmini ve kudretini görüyorum” diyor.

Baş gözü dünyaya kapalı, gönül gözü Allah’a açık Abdullah ibni Ümmü Mektum, Ğufran’da.

Baş gözü dünyaya açık, gönül gözü Allah’a kapalı olan Ebu Cehil ise hüsrandadır.

Dikkat edelim. Rabbimiz yardımcımız olsun.