HER sene 24 Nisan geldi mi “soykırım yaygarasıyla” ortalığı ayağa kaldıran Avrupa (Amerika da bu tâbire dâhil), her ne hikmetse Müslümanlar katledildiği zaman; kör, sağır, dilsiz numarası yapar. Bosna’da, Çeçenistan’da, Afganistan’da, Myanmar’da, Irak’ta, Gazze’de, Filistin’de, Mısır’da, Suriye’de, Hocalı’da, Karabağ’da oluk oluk Müslüman kanı akıtılırken, gözünü ve kulağını kapatır, ağzını yumar. Kur’an’ımız işte bu zâlim suratlıları; “Summun, bükmun, ‘umyun” yani, “Onlar sağırlar, dilsizler ve körler gibidirler.” Diye târif ve tavsif eder. Her ne kadar onların sağır, dilsiz ve kör olduğunu bilsek de, biz yine de tarihî gerçekleri, zulmün körü o suratların gözü önüne dikelim:
25 / 26 Şubat 1992’de Hocalı’da (Dağlık Karabağ) dehşetli bir katliâm yaşandı. Rusya’nın da desteğiyle bu Müslüman yurduna saldıran Ermeniler, bir gecede 106’sı kadın, 83’ü çocuk 613 Müslümanı vahşice katlettiler. 487 kişiyi de sakat bıraktılar. Hocalı’da yaşananlar tarihe bir kara leke olarak geçecek insanlık trajedisi idi. Masum halk dehşetli işkencelerle katledilmişti. Genç kızların derisi yüzülmüş, insanların gözleri oyulmuş, kulakları, burunları kesilmiş, kadınların karınları yarılarak bebekleri parçalanmıştı. Katliâmın izlerini silmek için cesetlerin pek çoğu yakılmıştı. Böyle bir vahşeti, kudurmuş canavarlar dahi yapmazdı. Ama onlar yaptı. Medenî (!) Avrupa bu vahşeti seyretti. Kör, sağır, dilsiz numarası yaptı. Her sene 24 Nisan’da “kınama seremonisi” yapan Avrupa, sıra Hocalı’ya gelince “kına yakma ayinine” çıkıyor. Onlar bu vahşetten memnun olduklarını, katliâmda başrolü oynayan ismi (Serj Sarkisyan’ı) Ermenistan Cumhurbaşkanı olarak görmekten duydukları memnuniyeti ifade ederek gösteriyorlar. Hocalı katliâmının şâhitlerinden Ermeni gazeteci Daud Kheyriyan, “For the Sake Of Cross” (Haçın Hatırı İçin) isimli kitabında (s.62-63), Hocalı’da gördüğü vahşeti şöyle anlatmaktadır:
“Gaflan denen ve ölülerin yakılmasıyla görevli Ermeni grup, Hocalı’nın 1 kilometre batısında bir yere 2 Mart günü 100 Azeri ölüsünü getirip yığdı. Son kamyonda 10 yaşında bir kız çocuğu gördüm. Başından ve elinden yaralıydı. Yüzü morarmıştı. Soğuğa, açlığa ve yaralarına rağmen hâlâ yaşıyordu. Çok az nefes alabiliyordu. Gözlerini ölüm korkusu sarmıştı. O sırada Tigranyan isimli bir asker onu tuttuğu gibi öteki cesetlerin üstüne fırlattı. Sonra tüm cesetleri yaktılar. Bana sanki yanmakta olan ölü bedenler arasından bir çığlık işittim gibi geldi. Yapabileceğim bir şey yoktu. Ben Şuşa’ya döndüm. Onlar Haç’ın hatırı için savaşa devam ettiler.”
Bu dehşetli katliâmın benzerleri Dağlık Karabağ’ın diğer bölgelerinde de sergilendi. Azerbaycan Cumhuriyeti’ne bağlı Dağlık Karabağ, 1991 yılından itibaren Ermeni saldırısına uğradı. Onların elinde Ruslardan kalan (Rusların verdiği) ağır silahlar vardı. Azerbaycan’ın elinde ise doğru dürüst silah yoktu. Henüz ordusunu bile kuramamıştı. Dağlık Karabağ 8 Mayıs 1992’de Ermeniler tarafından işgal edildi. Burada yaşayan yirmi binden fazla Azeri öldürüldü. 18 Mayıs 1992’de Dağlık Karabağ ile Ermenistan’ı ayıran Laçin bölgesi işgal edildi. Saldırı 1993’te de devam etti. Kelbajar, Agdam, Fuzuli, Jebrayil, Gubatlı ve Zengilen gibi Dağlık Karabağ’ı çevreleyen bölgeler de Ermenilerin eline geçti. Dağlık Karabağ’da bir tek Müslüman bırakılmadı. 1994’ten bu yana Azerbaycan topraklarının yaklaşık yüzde 20’si Ermeni işgali altında bulunuyor. Avrupa bu duruma da seyirci. Aynı konu ile ilgili bu beşinci yazımız. Konuyu burada noktalıyoruz. Allah nasip ederse seneye artık bu konuyu açmayacağız. Aslında gerçekleri herkes biliyor. Kim ne derse desin, zor oyunu bozar. Bunu da biz biliyoruz…