Sağım Solum Sobe

Abone Ol

Bugün 12 Eylül. ‘Şartların olgunlaşmasını bekleyerek’ yapılan askeri darbenin yıldönümü.

12 Eylül ‘Bir sağdan bir soldan asarak’ ölümlerde eşitliği (!) sağlayanların ülkenin dümenine el koydukları gündür.

Bir büyüğüm var. Geçen gün bir vesile yine bir araya geldik. 12 Eylül öncesi kendimi “komünistlerle mücadeleye” adamıştım diye söze başladı. Bir de aynı mahallede birlikte büyüdüğü, aynı okula gittiği bir arkadaşının da yıllar içinde ‘komünist’ olduğunu söyledi.

Zaman gelmiş geçmiş ve bu iki genç birbirlerine düşman olmuşlar. O beni, ben onu sürekli kolladım diye sözüne devam etti. Fırsatını bulduğumuzda birbirimizin gözyaşlarına bakmayacaktık diye anlattı o günleri. Darbeden sonra ikisini de farklı illerde yakalamışlar ve aynı cezaevine koymuşlar. İlk birkaç gün birbirimize düşmanca bakmaya devam ettik dedi. Bir gün avluda volta atarken, “gel bakalım buraya, senin derdin neydi?“ diye sorduğunu anlattı. Onun da “bağımsız Türkiye” diye cevap verdiğini söyledi. Büyüğüm de ‘Bizim hedefimiz de bağımsız Türkiye’ dedikten sonra kızgınlıkla ‘iyi de siz bu ülkeyi Moskova’ya bağlamak için mücadele etmediniz mi? ‘ diye sorduğunu aktardı. Onun da ‘hayır’ dediğini ve sert çıkarak ‘asıl siz bu ülkeyi Amerika’ya eyalet yapacaktınız’ diye cevap verdiğini anlattı. Kendisinin de ‘ne Amerika’sı?’ dediğini, ‘millet olarak tarihteki şerefli yerimize ulaşmanın mücadelesini verdik’ dediğini söyledi. Sonra da “peki her ikimiz de bağımsız Türkiye hedefi için mücadele ettiysek, birbirimizi neden öldürmeye çalıştık?” diye hüzünle dertleştiklerini ifade etti.

Ne kadar acı değil mi? Aynı mahallede birlikte büyüyen, aynı okula giden, aynı iklimin çocukları, aynı milletin evlatları aralarına ekilen kin ve nefret tohumlarıyla birbirlerini öldürmek için yarışmışlar. İkisine de silah veren merkezler aynıydı. Bu odaklar binlerce gencin kanına girdiler. Sağdan olsun, soldan olsun bu ülkenin gençlerinin enerjisini ülke millet menfaatine değil birbirlerine karşı kullandırdılar. Oysa hepsi idealist gençlerdi. Hepsinin bir derdi vardı. Onların bu heyecanlarını görenler, siyasilerin de sorumsuz davranışlarını fırsat bilip ocaklarımıza ateş düşürdüler. Ülkemizi tam bir laboratuvara çevirdiler. Mezhepsel farklıklar üzerinden çatışma alanları oluşturmaya çalıştılar. Yürek yakan kayıplara ve her türden yaşanan olumsuzluklara rağmen bu milletin akl-ı selimi daha kötü sonuçlarla karşılaşmamızı engelledi.

Aradan şu kadar yıl geçti. Şimdi çok daha net anlıyoruz ki, 12 Eylül askeri darbesi, 1978 Washington Mutabakatının Türkiye’ye yansıması olan 24 Ocak 1980 kararlarının rahatça uygulanması için yapılmış.

Peki, ne vardı Washington mutabakatının içinde? IMF, Dünya Bankası ve ABD öncülüğünde, Batı merkezli, kapitalist bir piyasa imparatorluğunun kurulması.

Ülkemizdeki 24 Ocak kararları da aynen bu doğrultuda alınmıştı. Türkiye ekonomisinin dünyaya entegrasyonunu sağlamak ana hedefti. Bu süreci zorlaştıracak her şey tasfiye edilmişti. Sözde dünyaya entegre olan ekonomimiz aslında bu kararlarla birlikte dış müdahaleye doğrudan açık hale getirilmişti. İşte bunu planlayanlar iç savaş provalarıyla birlikte önce zemini hazırladılar. Darbeyle de arazi temizliği yaparak siyaseti istedikleri şekilde dizayn edip gayelerine ulaştılar.

Hatırlarsınız, çocukken saklambaç oynar ve ‘sağım solum sobe’ diye tekerlemeler söylenirdik. Çocuk aklımızda oyun demek olan sağ ve sol için insanların birbirini öldürdüğünü anladığımızda ise çok erken büyümüş olduğumuzu fark ettik.

Bugün bize düşen ve en çok ihtiyacımız olan şey 12 Eylül’ün yıldönümü vesilesiyle, darbe öncesi ve sonrası yaşanan süreçlerde karşı karşıya kaldığımız her bir sorunu doğru tahlil etmek ve aynı hatalara düşmemektir. Ne demişti Üstat Cemil Meriç;

“Evladım bu ülkede sağcı, solcu; ilerici, gerici yoktur. Namuslular ve namussuzlar vardır. Siz namuslulardan olunuz. Göreceksiniz, çok kalabalık olacaksınız.”