Sağcılık-solculuk fitnemiz

Abone Ol

Batı’dan ihraç edilerek dilimize çevrilen “sağ” ve “sol” kavramları ile hayat kitabımız Kur’an-ı Kerim’de “sağ” ve “sol” olarak Türkçeye çevrilen kavramlar birbirinden çok farklı anlamlarda olmasına rağmen, bilerek/bilmeyerek benzeri veya aynı anlamlarda kullanılmaktadır.

Bu durum kavram kargaşasının, kültür emperyalizminin, zihnimizdeki operasyonları sonucudur. Aynı kavramlara/kelimelere farklı anlamlar yüklenince iletişim, uzlaşma, birlik bir türlü sağlanamıyor. Bilgilerimiz doğru olmadan da doğru kararlar, görüşler mümkün olmuyor. Konuşamıyoruz. Rabbimizin bizi tanımlaması, sınıflandırması ile seküler/laik hayattaki tanımlamalar ve sınıflandırmalar da birbirinden tamamen farklıdır. Bizim adımız Kur’an’da “mümin” ve “müslim/müslüman”. Biz O’nun (c.c.) bizi adlandırmasıyla övünüp, bunu benimsemeliyiz. İslam düşmanlarının bizi tanımlayan, sınıflandıran tuzaklarına düşmemeliyiz. Sağcılık, solculuk vb. kavramlarla bizi böldüler ve esir ettiler. Üstelik bu esaretimizin farkında bile değiliz. Özgürlüğümüz tevhidimizde.

Kur’an’da Rabbimizin tanımlama ve sınıflandırmaları iman ve amellerle ilgilidir. Cinsiyet, ırk, dil, renk, coğrafya servet gibi dünyalıklarla ilgili bir tanımlama ve tasnif değildir. Çünkü O (c.c.) tüm âlemlerin Rabbi’dir. İnsanların da. İnsanlar arasında tek üstünlük “takva” iledir. (Hucurat/13). Başka hiçbir üstünlük nedeni yoktur. İleri sürülenler batıldır. Biz de Müslümanlar olarak bu tanım ve tasniflere göre değerlendirme yapmak, konuya bu açıdan yaklaşmak durumundayız.

Bilgisizliğimiz/bilinçsizliğimiz nedeniyle Müslümanlıkla sağcılığı, solculuğu birbirine benzetebiliyor, karıştırabiliyor ve hatta özdeşleştirebiliyoruz. Ülkemizde Müslümanlıkla sağcılığı eşdeğer algılayan önemli bir kitle var.

Irkçı emperyalizm (Siyonizm) sadece doğal kaynaklarımızı, coğrafi sınırlarımızı, bütünlüğümüzü, kardeşliğimizi hedef almıyor. Aynı zamanda temel değerlerimizi de, kelimelerimizi/kavramlarımızı da ifsad ederek (anlamlarını değiştirerek, boşaltarak, dönüştürerek, daraltarak, zıt anlamlar yükleyerek), saldırılarını sürdürüyor. Böylece “şuurumuzu felç ettiler”. Konuşamıyor, anlaşamıyor, bir araya gelemiyoruz. Batıl saldırıları vekil taşeron terör örgütleri, medya ve işbirlikçi yönetimler eliyle yine kavramlar üzerinden sürdürülüyor.

Temel kavramlarımızla oynayarak, zihinlerimizi, kalplerimizi dünyamızı karıştırıyorlar... Bilinen terör örgütlerini onlar üretip, coğrafyamızı, kafalarımızı karıştırabiliyorlar. Ne yazık ki bu tuzağa düşen saf Müslümanlar da yok değil. Asıl tehlike bunun farkında olan/olmayan işbirlikçilerde. “Hizbullah” kavramı bugün neyi ifade ediyor?! Ne yazık ki egemen zalimler ibadet kavramımızı daralttılar, “cihad” ve “hizbullah” kavramlarımıza “terörizm” yaftası/elbisesiyle olumsuz algısını yayabildiler. Ve terörizm diye gerçekte İslam’la, hizbullahla, mücahidlerle -zulümlerine karşı direnenlerle- savaşmaktadırlar?! Bu, İslam’la örtülü bir savaş. Terörizmi üreten, örgütleyen, taşeron olarak kullanan egemen güç odakları oldukları halde düşman saydıkları İslam’a ve Müslümanlara “terörist” diyebiliyorlar. Tam bir Firavun yöntemi. O da Hz. Musa’ya (a.s.) müfsid diyordu.

Öncelikle kafa karışıklığından kurtulup, konuşabilmemiz şart. Doğru bilgi ve doğru haber edinmeye muhtacız. Bu da kolay değil. Belki olumlu bir katkı olur düşüncesiyle bu konuyu ele alıyoruz... Önümüzü ancak “vahyin” aydınlığında görebiliriz. Onun için önce kitap ve sünnete bakmamız gerekiyor ki, doğruyu görebilelim. O’na bakmaz/görmezden gelirsek, o zaman şeytan bizim arkadaşımız olur ve bizi saptırır, şaşırtır. Hem de kendimizi hakta, doğruda zannedebiliriz. Ve ahirette de pişmanlık duyarız. Kör olarak da haşrediliriz. Dünyada sıkıntılar yaşarız. Saptırıcı önderlerle de haşrediliriz.(Araf/30) (Zuhruf/36-40) (Taha/124).

Anlamı çarpıtılan/olumsuzlaştırılan en önemli kavramlardan biri “Hizbullah”’tır.

“Hizbullah, Allah ve Resulüne muhalefet edenlerin, yani şeytan, kâfir, müşrik ve tağutların taraftarlığını kabul etmeyen ve Allah’ın buyruklarını esas alıp ona göre yaşayışını düzenleyen demektir.” (Feyzül Kur’an).

Maide/56: “Kim Allah’ı, Resulünü ve müminleri veli (ve dost) edinirse işte Allah taraftarı onlardır; mutlaka galip geleceklerdir.”

“Hizbullah”, “Allah taraftarları” demektir. Kur’an’da Allah’ın dostları, taraftarları, dinin yardımcıları; Allah’ı, Resulünü, müminleri sevenler ve dost edinenler anlamlarında üç yerde geçmektedir. (Maide/56;Mücadele/22-23).

       Bu terkibin zıddı olarak, Allah’ın gazap ettiği bir kavimle dostluk kuranlar, şeytanın etkisinde kalarak Allah’ı (hükümlerini) unutanlar, Resulüne düşman olanlar ve ilahi mesaja sırt çevirip şeytanın oyuncağı haline gelenler anlamında “hizbüşşeytan” tabiri kullanılmıştır. Hizbullah tabiri, evliyaullah (Allah’ın dostları) (Yunus/62), ensarullah (Allah’ın yardımcıları) (Al-i İmran/52) ve ibadullah (Allah’ın has kulları) (Saffat/40) tabirleriyle eş anlamlıdır. (DİB, Dini Kavramlar Sözlüğü).

Kur’an’da geçen “ashab-ı meymene”, meallerde “sağdakiler”, “sağın adamları”, “sağcılar” kelimeleriyle; “ashab-ı meş’eme” ise “soldakiler”, “solun adamları”, “solcular” gibi kavramlarla geçer. Anlamları da itikadi ve ameli durumların ifadesi içindir. İman ve amellere göre tasniftir. İman edip, salih amel işleyen/iyi kulların amel defterleri ahirette “sağ tarafından”, iman ve ameli kötü olanların ise “sol tarafından” verilecektir. Birincilerin mutlu ve uğurlu, ikincilerin ise mutsuz/bedbaht/uğursuzlukları vurgulanır. Kazanacaklar ve kaybedecekler vurgusu, anlamları ifade ediliyor: (35/32), (56/8,27-40,90,91), (69/18-24), (74/39-40),(84/6-9), (90/17-18), (33/73). Bu ayetlerde insanların, Müslümanların sınıflandırılmaları, tanımlanmaları, durumları, farklılıkları zikredilir. Ashab-ı meymene, ashab-ı meş’eme, muttaki, sabikun, mümin, muktesit (adil), fasık, zalim, münafık, kâfir gibi olumlu ve olumsuz nitelemeler, sınıflandırmalar zikredilir. Bakara Suresi’nin başında üç sınıf insan zikredilir: muttaki/mümin, kâfir, münafık. Vakıa Suresi’nde üç sınıf insan zikredilir: “Ashab-ı meymene”, “ashab-ı şimal/meşeme”, “sabikun”. Fatır Suresi’nde üç sınıf insan zikredilir: Nefsine zulmedenler, muktesitler, sadıklar/sabikun. Mücadele Suresi’nde: “Hizbullah” (Allah taraftarları), hizbüşşeytan (şeytan taraftarları). 

Konumuzla ilgili olarak merhum Erbakan Hocamızın görüşünü özetle paylaşıyorum: “Biz ne sağcı, ne de solcuyuz. Biz Milli Görüşçüyüz. Sağcılık ve solculuk (kapitalizm ve sosyalizm) aynı timsahın (Siyonizm) iki ayrı çenesidir. İkisi de materyalist ve emperyalisttir. Yöntemleri farklıdır. Kapitalizmde narkoz nedeniyle acılar hissedilmez. Bizim ecdadımız sağcı da solcu da değildi. Sağcılık ve solculuk Batı taklitçiliğidir. Bizim milletimiz sağcı da solcu da olamaz. Hepimiz kardeşleriz... Bu hastalıklardan kurtulmamız gerekir.”

Son yüzyılın en önemli araştırmacı ve mütefekkirlerinden merhum Cemil Meriç’in konuya ilişkin görüşleri:

-”Toplumumuz sağ-sol vb. kavramların tahakkümünden kurtulmalı. İslami dünya görüşü altında birleşmelidir. Tek çıkar yol bu korkunç tefrikaya bir son vermektir. Sağ ve sol tasnifi Avrupa’dan ithal bir bid’attir. Bu sınıflama Batı kaynaklı diğer ideolojilerde olduğu gibi bizim toplumumuz gerçeklerine uymaz. Kutuplaşma yobazlıktır. Karşıt görüşler birbirleriyle diyalog kurmalı. Yaşamak istiyorsak önce bu kör döğüşüne son vermek zorundayız. Kenetlenmek zorundayız.”

- “Sağ ile sol bizim için tarifi mümkün olmayan iki kelimedir. Bu kavramlar sınıflı bir yapıya sahip olan Batı için geçerlidir. Bu kavramlar gerçeği örtmeye/kapamaya yarayan uydurma kavramlardır. Biz, kendimizi kendi kelimelerimizle ifade etmeliyiz. Hıristiyan Avrupa’nın bu habis kelimelerinden bize ne? Batı’nın bizi parçalamak için içimize soktuğu bir yalan. İki karşıt grup da birbirlerine karşı düşmanlaştırılmıştır. En büyük tehlike anlaşamamak. Batı kaynaklı kelimeler şuurumuzu felce uğrattı, zehirledi.”

- “İzm’ler (ideolojiler) idrakimize giydirilen deli gömlekleridir. İdeolojiler, ancak Tanrı’yı saf dışı bırakan toplumların kılavuzu olabilir. İdeolojilerin peşine takılanlar, pusulasızdırlar. Kapitalizm, mahiyeti gereği emperyalisttir. Sömürüye dayanır. Her türlü ahlaki ve insani özelliklerden mahrum bir ideolojidir. Kuvvet hak, insan insanın kurdudur. Marksizm, dinsizlik üzerine kurulu bir sistem. Batı’da Tanrı inancının yerini ideolojiler almıştır. Kapitalizm ile komünizm Batı’nın iki çehresi...”

Tevhidimizin gereği olarak batıla (sağa, sola, tüm ideolojilere) “lâ” diyor, onları reddediyoruz. Kullara kulluğu reddediyor, Rab olarak sadece Allah’ı, din olarak da sadece O’nun (c.c.) Hak dini İslam’ı kabul ediyor, seçiyor, beğeniyoruz. “Lâ ilahe illallah.”

Kurtuluşumuz da ancak “imanımıza zulüm (şirk) bulaştırmadan” (En’am/82) yeniden tevhide/adalete dönüşümüzdedir, vesselam.