Safer ayı-4

Abone Ol

b- Kur’an-ı Kerim’de geçmiş peygamberlere ve milletlere dâir

kıssalar mevcuttur. Kur’an-ı Kerim’deki bu kıssalardan maksat, geçmiş

peygamberlerin ve milletlerin başına gelenlerden bir ibret dersi almamız kast

olunmaktadır. Kur’an-ı Kerim hâdiselerin teferruatını değil, kendi gayesine

uygun ve insanların müşterek dertleri olan yönlerini seçer, ibret alınacak ince

noktaları vererek, hayatın tanzim etme yollarını gösterir. Sözün kısası,

Kur’an-ı Kerim’deki kıssaların asıl gayesi ahlâki ve terbiyevi oluşudur.

Kur’ân-ı Kerîm’deki kıssaların tarihi gerçekleri yansıtan

ibret levhaları olduğuna inanıp bunların sebepleri üzerinde düşünerek hayata

müsbet yön vermek durumundayız. Çünkü bu kıssalarda kötü ve yanlış yoldakilerin

de cezalandırıldığı bildirilip öğretilmiştir. Bu arada geçmiş Peygamberlerin ve

toplumların başına gelenler anlatılmış ve sonunda hakkın galib geldiği

açıklanmıştır. Yoksa ilgili kavimlere ait bu kıssaları, Fıkıh Usûlü ilmindeki

“Şer’u men kablena = Geçmiş şeriatler” kısmına girdirip, buradan bize ait bağlayıcı,

kesin hükümler çıkartmak mümkün değildir.

c- Ayet-i kerimede geçen: “…uğursuz uğursuz günlerde…;…

uğursuz ve uğursuzluğu sürekli bir günde…” ifadeleri hakkında tefsirlerde

denilirki: Bu günler, Şubat’ın sonundan “Berdü’l-acûz = kocakarı soğuğu” denilen

günleri idi. Şevval’in sonunda çarşambadan çarşambaya olduğu da rivayet

edilmiştir. Safer ayı ile hiçbir ilgisi bulunmamaktadır.

Bir de ayet-i kerimede geçen “uğursuz ve uğursuzluğu sürekli

bir günde…” ifadesinden genel manada her Çarşamba günü hakkında uğursuzluk söz

konusu olduğu ileri sürülmekte ve şu hadis-i şerif de delil olarak

gösterilmektedir:

“Çarşamba günü, uğursuzluğu sürekli olan bir gündür”

Bu ise, kesinlikle doğru değildir. Çünkü gerek bu hadis-i

şerif ve gerekse bu konuda rivayet edilen diğer bütün hadis-i şerifler,

senedlerinde “metrûk, kezzab” raviler bulunması sebebi ile muhaddisler

tarafından zayıf kabul edilmiştir, sahih olmadıkları vurgulanmıştır.  Hatta İbnü’l-Cevzî, uydurulmuş olduğunu belirtir.

Zayıf hadisle itikadî konularda asla amel olunmaz. Sadece amellerin faziletleri

konusunda, usûl kitaplarında belirtilen özel şartlarına bağlı olarak amel

olunur.

Ayet-i kerimede geçen: “…uğursuz uğursuz günlerde…;… uğursuz

ve uğursuzluğu sürekli bir günde…” ifadelerinin tamamen Hûd (A.S.)ı yalanlayan

Âd kavmine, kâfirlere, bozgunculara aid olduğunu yukarıda belirtmiştik.

Dolayısıyla bu günler, Hûd (A.S.)a ve O’na iman edenler ve salihler, iyiliğe

çalışanlar için, mü’minler için her zaman rahmet günleri ve hayırlı olmuştur.

Nitekim Cabir b. Abdullah (R.A.) den rivayete göre: Resûlullah (S.A.V.)

Efendimiz Hendek savaşı sırasında Fetih Mescidinde kâfir ordularına karşı üç

gün: Pazartesi, Salı ve Çarşamba günü beddua etmişti. Çarşamba günü iki namaz

arasında, ikindiye yakın bedduası kabul oldu. Ayrıca Cabir b. Abdullah (R.A.):

Her ne zaman, bana zulüm olan bir hadiseyle karşılaşsam, mutlaka o saati

kollarım, bedduamı yaparım, kabul edildiğini anlarım, demiştir.  İbn Abbas (R.A.) da: Hiçbir kavme Çarşamba

günü dışında azap edilmemiştir, demiştir.