b- Kur’an-ı Kerim’de geçmiş peygamberlere ve milletlere dâir
kıssalar mevcuttur. Kur’an-ı Kerim’deki bu kıssalardan maksat, geçmiş
peygamberlerin ve milletlerin başına gelenlerden bir ibret dersi almamız kast
olunmaktadır. Kur’an-ı Kerim hâdiselerin teferruatını değil, kendi gayesine
uygun ve insanların müşterek dertleri olan yönlerini seçer, ibret alınacak ince
noktaları vererek, hayatın tanzim etme yollarını gösterir. Sözün kısası,
Kur’an-ı Kerim’deki kıssaların asıl gayesi ahlâki ve terbiyevi oluşudur.
Kur’ân-ı Kerîm’deki kıssaların tarihi gerçekleri yansıtan
ibret levhaları olduğuna inanıp bunların sebepleri üzerinde düşünerek hayata
müsbet yön vermek durumundayız. Çünkü bu kıssalarda kötü ve yanlış yoldakilerin
de cezalandırıldığı bildirilip öğretilmiştir. Bu arada geçmiş Peygamberlerin ve
toplumların başına gelenler anlatılmış ve sonunda hakkın galib geldiği
açıklanmıştır. Yoksa ilgili kavimlere ait bu kıssaları, Fıkıh Usûlü ilmindeki
“Şer’u men kablena = Geçmiş şeriatler” kısmına girdirip, buradan bize ait bağlayıcı,
kesin hükümler çıkartmak mümkün değildir.
c- Ayet-i kerimede geçen: “…uğursuz uğursuz günlerde…;…
uğursuz ve uğursuzluğu sürekli bir günde…” ifadeleri hakkında tefsirlerde
denilirki: Bu günler, Şubat’ın sonundan “Berdü’l-acûz = kocakarı soğuğu” denilen
günleri idi. Şevval’in sonunda çarşambadan çarşambaya olduğu da rivayet
edilmiştir. Safer ayı ile hiçbir ilgisi bulunmamaktadır.
Bir de ayet-i kerimede geçen “uğursuz ve uğursuzluğu sürekli
bir günde…” ifadesinden genel manada her Çarşamba günü hakkında uğursuzluk söz
konusu olduğu ileri sürülmekte ve şu hadis-i şerif de delil olarak
gösterilmektedir:
“Çarşamba günü, uğursuzluğu sürekli olan bir gündür”
Bu ise, kesinlikle doğru değildir. Çünkü gerek bu hadis-i
şerif ve gerekse bu konuda rivayet edilen diğer bütün hadis-i şerifler,
senedlerinde “metrûk, kezzab” raviler bulunması sebebi ile muhaddisler
tarafından zayıf kabul edilmiştir, sahih olmadıkları vurgulanmıştır. Hatta İbnü’l-Cevzî, uydurulmuş olduğunu belirtir.
Zayıf hadisle itikadî konularda asla amel olunmaz. Sadece amellerin faziletleri
konusunda, usûl kitaplarında belirtilen özel şartlarına bağlı olarak amel
olunur.
Ayet-i kerimede geçen: “…uğursuz uğursuz günlerde…;… uğursuz
ve uğursuzluğu sürekli bir günde…” ifadelerinin tamamen Hûd (A.S.)ı yalanlayan
Âd kavmine, kâfirlere, bozgunculara aid olduğunu yukarıda belirtmiştik.
Dolayısıyla bu günler, Hûd (A.S.)a ve O’na iman edenler ve salihler, iyiliğe
çalışanlar için, mü’minler için her zaman rahmet günleri ve hayırlı olmuştur.
Nitekim Cabir b. Abdullah (R.A.) den rivayete göre: Resûlullah (S.A.V.)
Efendimiz Hendek savaşı sırasında Fetih Mescidinde kâfir ordularına karşı üç
gün: Pazartesi, Salı ve Çarşamba günü beddua etmişti. Çarşamba günü iki namaz
arasında, ikindiye yakın bedduası kabul oldu. Ayrıca Cabir b. Abdullah (R.A.):
Her ne zaman, bana zulüm olan bir hadiseyle karşılaşsam, mutlaka o saati
kollarım, bedduamı yaparım, kabul edildiğini anlarım, demiştir. İbn Abbas (R.A.) da: Hiçbir kavme Çarşamba
günü dışında azap edilmemiştir, demiştir.