Siyaset, aynı zamanda bağlamı içinde yönetim, öncellikle toplum ve devlet yönetimi, bir yönüyle biçimsel, dolayısıyla değerler dünyasından bağımsız, hatta ona rağmen var olabilecek, tanımlanabilecek, anlaşılabilecek bir olgu şeklinde tasarlanabilinmiş, düşünülebilinmiştir. Düşünce alanında olduğundan daha fazla uygulamada siyasetin, yönetimin ve devlet yönetiminin bu doğrultuda tanımlanmaya çalışıldığı yanında, kavranıldığı, anlaşıldığı, sayısız örneklerle ortaya konulabilir. Aslında siyasetin olgu olarak yenden tanımlanmaya, açıklanmaya, irdelenmeye ve yorumlanmaya çalışılması, genel düşünce birikimiyle doğrudan ilişkili görülmelidir. Klasik İslam düşüncesinde bu ihtiyacı karşılayabilecek ürünler, eserler, sınırlı olsa da, ortaya konulmuştur denebilir. Kuşkusuz, bunları kendi ortamı, şartları, imkânları ve düzeyleri ölçeğinde ele almak gerekir.
Tam olarak adı Müşerrefeddin Muslihiddin olan ve kısaca Şirazlı Sadi (1213-1291) olarak ünlenen şair-düşünürün, Türkçeye de çevrilen Gülistan ve Bostan adlı eserleri bu nitelikleriyle önem taşırlar. Bostan (çev. Hikmet İlaydın, MEB Yayınları, İstanbul, 1988) adlı eserinde Sadi şöyle der:
“İşittim ki adil bir hükümdar her iki yüzü astardan yapılmış bir kaftan giyermiş.”
Dikkat edildiğinde “adil” bir yönetici örneği sıradan somut bir tavır içinde betimleniyor. Ancak adalet, değer olarak, devlet denilen üstün otoritenin belirgin ve başat niteliği olması gerektiği yanında, kaynağı, dayanağı ve dolayısıyla meşruluğunu sağlayan hukukun da temel ilkesi, bir anlamda amacı biçiminde tasavvur ediliyor. Ayrıca adaletin ahlaki erdem ve olgunluğun bir göstergesi olduğu da vurgulanmak isteniyor. Devamında şöyle diyor Sadi:
“Birisi sormuş:
Ey mutlu padişah (‘padişah’ deyiminin bir simge olduğu hatırlanmalıdır), Çin ipeklisinden bir kaftan diktirsen olmaz mı?
Padişah cevap vermiş:
Bu kadarı, demiş, vücudu örtmek, rahatı sağlamak içindir. Daha ileri geçtin mi, süs olur. Hâlbuki ben, vergiyi kendime, tahtıma, tacıma süs yapayım diye almıyorum. Kadınlar gibi hulleler (biri alta, biri üste giyilen çift kaftan) giyersem düşmanı erkekçe nasıl kovarım? Gerçi benim de yüz türlü hevesim, ihtirasım var, ama hazine yalnız bana mahsus değil…” (a.g.e., s. 39)
Simgesel olarak anlatılan örnekte dikkat edilmesi istenilen, gerçekte ahlaki bir kişiliğin özenini tamamlayan ahlaki erdemi düşünmek yerinde olur. Alçakgönüllülük, kanaatkârlık, öncelikle lüks ve israfa batmış bir yaşayıştan uzak durma bilincini vurguluyor. Eş deyişle, israf, lüks veya konfor içinde yaşama istem ve alışkanlığı, adaletle yönetmesi gereken bir yöneticinin doğal olarak zihninde ve uygulamalarında uzak tutması gereken erdemli birer davranış olmalıdır, demek isteniyor.
Özetle, siyasette, onun gerçekleştiği alanlar olarak her türden yönetimde, özellikle devletin işletilmesinde ve yönetilmesinde görev üstlenmiş kişilerin, kendiliğinden var olması ve uyulması gereken ilkelere, erdemlere, karar ve uygulamalara göndermelerde bulunulduğu çıkartılabilir.
Sadi’nin, günümüzde de sorun olan konulara ilişkin bazı görüşlerine bir sonraki yazıda yer vermek üzere.