Sadece yasa ile toplumsal huzur sağlanamaz

Abone Ol

Toplumsal barışı ve huzuru sağlamak için yasalara ve

bunların uygulanması için yargıya ve emniyet teşkilatına her dönemde ihtiyaç

olmuştur. Ancak, sadece yasalar çıkartarak toplumsal huzurun ve barışın

sağlanacağını düşünmek yeterli değildir. Toplumun ortak değerlerinde sarsıntı

oluşmuş/oluşturulmuş, kimliksiz ve kişiliksiz bir toplum inşa edilmiş ise

yasalar yeterli olmaz. Böyle bir toplumda herkesin peşine bir polis, bu da

yeterli olmaz her polisin peşine de bir başka polisi takmak gerekir. Kısacası

tüm toplumu suçlu ya da suç işlemeye hazır görmeye başlarsanız bilesiniz ki o

toplumun çivisi çıkmış demektir. Bu bakımdan öncelikli olarak toplumun tümü

tarafından olmasa bile büyük çoğunluğunca uyulması gereken ortak değerlerin

varlığı gerekir. Ne var ki, toplumun bu ortak değerleri mahalle baskısı olarak

nitelendirilerek gereksizliği ısrarla vurgulandı. Yani, fertler toplum içinde

ortak değerlere saygılı olmaya, aksi halde çevreden tepki göreceği duygusundan

soyutlandı. Böyle olunca da toplum halinde yaşıyor olsalar da belli kurallara

uyma hususunda topluma karşı sorumlu oldukları duygusundan soyutlandılar.

Kısacası, toplum imamesi kopmuş tespih taneleri gibi milyonların içinde tek

başlarına yansıyorlar. Bırakın topluma karşı sorumlulukları olduğunu düşünmeleri,

çevrelerine, hatta aile bireylerine karşı bile sorumluluk duygusunu

kaybettiler.

Bu noktaya yıllardır Batılılaşma adı altında topluma

empoze edilen değer yargıları bize yabancı olduğunu için de giderek toplumun

bir kesimi kendi değer yarılarından utanır hale gelirken dayatılan değer

yargılarını da özümseyemedi. İnsanımızı bir yandan Batılı olma arzusu diğer

yandan mensubu olduğu toplumun değer yargılarının ruhundaki izleri onu iki

arada bir derede bıraktı. Sonuç olarak ne batılı olabilmiş ne de doğulu kalabilmiş

bir toplum ortaya çıktı. Bununla birlikte fertlerin yaşadıkları iç çelişkiler

şiddet ve tepki olarak ortaya çıkmaya başladı. Yıllardan beri gündeme gelen

kadına karşı şiddet olayları da bu kimliksizliğin ve belirsiz ruh halinin bir

sonucu olarak ortaya çıktığı düşünülmedi. Bu arada, nedense taciz ve şiddet

denince hep erkekler akla geldi, işin kadın boyutu üzerinde hiç durulmadı.

Elbette kendi

kimliğimizi bırakıp bir başka kimliğe bürünmeye çalışmamızın iyi olacağını

savunanlara karşı, bunun çıkmaz sokak olduğunu savunanlar ise bir takım

sıfatlarla mahkûm edilmeye çalışıldılar. Bunun da ötesinde Batıcılar

kendilerini bu ülkenin asli unsuru olarak savunurlarken ellerinden gelse

kendilerine karşı çıkanları ülkeden sürüp atmanın peşinde oldular. Bugün gelinen

noktada toplumsal huzuru sağlamak için ceza yasalarında sık sık değişiklik

yapıldı, cezalar artırıldı. Tüm bu değişiklikler, cezaların artırılması bir işe

yaramadı. Bu köşede daha öncede belirtmiştim. Yasalar toplumun büyük bir bölümü

tarafından ihlal ediliyorsa fazla bir işe yaramaz. Bu arada kadına yönelik

saldırıların önlenmesi de yasal düzenlemelerle son bulmaz. Önemli olan

kadın-erkek toplumun tüm fertleri birbirlerine sadece insan olmaları hasebiyle

saygı ve sevgiyle yaklaşamadıkları sürece yasalar istenen sonucu vermeyecektir.

Ayrıca, yeni düzenlemeler ile cezalar ölçüsüz bir şekilde artırıldığı takdirde

bir süre sonra yasaların uygulayıcıları da tereddüde düşeceklerdir. Netice

olarak toplumun büyük bölümünü bir süre sonra cezaevlerine doldurmuş oluruz.