Sadece dur ve dinle!

Abone Ol

İÇİNDEN geçtiğimiz zaman bizi sürekli bir yanılsamanın

eşiğine getiriyor. Her defasında görüntünün aynada kırılan bölümü ile

ilgileniyor, yansımaların peşine takılıyoruz. Pragmatik bir bilinç ve dil ile

yolumuzu aydınlatmaya çalışıyoruz ve her defasında karanlıkta kalıyoruz.

Korkuların yavaş yavaş tüm insanlığı esir aldığı bir süreci yaşıyoruz. Korkuyu

pazarlayanların toplumsal kaynaşmaya ve barışa izin vermeyerek; dünyada

birleşmenin, bir arada yaşama kabiliyetinin başarısızlığa uğradığı intibaını

yayarak; ümitsizlik halini hâkim kılıyorlar. Bütün ölümleri belli bir ölçüde

zaman zaman batıya taşıyarak, 11 Eylül, Paris vb. eylemler vasıtasıyla da

düşmanlık hattını keskinleştiriyorlar. Bu uygulamalar neticesinde politikaların

daha da sertleştiğini ve merkezi, otoriter yapılanmalara zemin hazırladığına

şahit oluyoruz. Demokrasi adına yola çıkanlar, Korku yu bir sindirme ve

iletişim aracı haline getiriyorlar. Güç merkezleri, ortaya çıkan hasılanın

reklamını, algı merkezlerinin işletimini en üst düzeyde ve en yüksek dozajda

yapmaktalar. Ortadoğu da yaşanan baharı bu sürecin bir sonucu olarak

görebiliriz.

Nitekim ölçeği küçültüp biraz daha yakından baktığımızda

karşımıza çıkan durum; her yitiği, bir başka yitiğin tehdidi olarak görülüyor.

Her tanımlanan şiddet, şiddeti ortaya çıkaran arka plan ve yitirilen canların

çoğalmasına rağmen insani olan her şeyin sömürü malzemesi haline getirilip,

yaygınlaştırılması adeta bazı insanlara, bazı toplumlara çöp muamelesi

yapılması; şiddetin zihinsel ve duygusal arka planının bunun üzerinde

yükselmesine neden oluyor. Bunu derken şiddeti haklı göstermek değil, sürekli

yansımasıyla yani teröristle mücadele adı altında yapılan geniş çaplı

ihlallerin görülmesini ve pansuman ile uğraşmanın bir fayda sağlamayacağını

ifade ediyoruz.

Bu bakımdan yanı başımızda, yaşanan dramlara yönümüzü

döndürdüğümüzde aslında burada tam bir paradoksla yüz yüze kalırız. Çünkü sanki

bazı hayatlar imha edilebilir ve yası tutulamaz muamelesi görmektedir.

Bunlar toplu olarak imha edilebilirler çünkü şiddeti hak ederler.   Anlaşılacağı gibi değerli hayatlar, bu

kitlenin hayatını bir tehdit olarak algılamaya koyulur; gerek ayırımcılıkla

gerek baskıyla bezenen bir koruma ya da savunma mekanizması geliştirilir.

Nihayet, değersiz , önemsiz ya da dışarıda görülen bu kitleye mensup

kişilerin hayatları sonlanınca yası tutulabilirlikten uzaklaşır. Ölümleri

rasyonelleştiren çarpık mantık, yaşayanların hayatını korumanın koşulu olarak

bu türden toplulukların kaybını normalleştirir. Dahası bu süreç içerisinde

gerekli enformasyon hazırlanır ve ince ince servis edilir. Zamanla ölümün

rengi, matemin niteliği bir ritüel haline getirilir. Her ölüm için kutsal bir

nosyon yüklenebilir. O zaman duygular daha derin ve dalga boyu daha geniş

kitleleri etkiler. Biranda sağlanan duygudaşlık veya karşıtlık yeni bir pazar

oluşturur.  Sadece gereksinimleri

hareketlendiren ve şu ya da bu aidiyete ait ölümün reklamı yapıldığında, son

tüketicinin tatmini de sağlanmış olur. Dil, egemen ideolojinin gösterdiği yönde

propaganda yaparak istediğini kahraman , istediğini katil ilan edebilir.

Eğer bize gösterilene itibar edersek ya da salgılanan korku havasına teslim

olursak işte o vakit seçme, karar verme yetimizi de kaybederiz.

Bu süreçte hakikî iletişime geçmeliyiz. Yani tefekkür ve

tedebbürü ön plana çıkaran bir anlayışla her şeyi hakikatinden saptıran, yok

eden sanal iletişimden uzak durmalıyız. Çünkü böylesi zamanlarda ikinci

iletişim ön plâna çıkarılmakta, hakikat çarpıtılırken insan da manipüle

edilmektedir.  Böylelikle insanlar, durup

soğukkanlı bir şekilde düşünme, sorgulama imkânını kaybetmektedirler. Dur,

düşün eskilerin deyimiyle Tevakkuf olmadan vukuf olmaz. Oysa tarihin en

keskin dönemecinde insanı hız ile kandıranlar, küresel ağlara bağlayanlar,

bıkmadan, usanmadan durma, düşünme, durmak yok, yola devam virdini

tekrarlatmaktalar. Bizim inancımız Yaşama Hakkı nı temel hakların içerisinde

en öncelikli haklardan biri olarak öğretir. Bu bakımdan bizler her insanın

yaşama hakkını öncelemekle kalmaz, onun yaşam kalitesini artırmak ve emniyetini

sağlamakla da yükümlü oluruz. Bizler bu korku ve akılsız, merhametsiz

uygulamaların sebeplerini, kime hizmet ettiğini doğru görmek zorundayız. Bu

süreçlerin arka planına bakıp, sosyo-ekonomik, psikolojik unsurları doğru

tahlil edip, insanı yaşatacak ve bütün insanlığa esenlik getirecek adımları

atmalıyız. Her can bizim imtihanımızdır. Sadece biraz, dur ve dinle! Hoşça bakın

zatınıza

TAŞ GEMİ

Not: Bu hafta Remzi Çetinkaya seçti müziğimizi. Neşet

Ertaş tan, Çıkayım Dinek Dağı na yı dinliyoruz. Bozkırın Tezenesi nasıl da

söylüyor; (ay dost) Dinek dağı yeni geldim gurbetten/ Başım halas olmaz

kadadan dertten/ Adama kemlik mi gelir merdoğlu mertten/ Kötülerin dalı gölgesi

olmaz. Muharrem Ertaş ın sözlerine, Neşet Ertaş yorumunu giydirince ne güzel

dinlenir.

Kalbime ateş düştü

İçinde yar da yandı

Su septim ateş sönsün

Septiğim su da yandı.

(Abdulvahit Kuzecioğlu-Nida Tüfekçi, Kerkük Türküsü)

Bize Kadar

1- İsmet Özel, Kentler genişledikçe daralıyor, görüşler

çeşitlendikçe çıkmazlar artıyor diyor.

2- Ne gülün, ne de ağlayın. Sadece anlayın. der

Spinoza. Tiksinti, çürümeyle ne kadar uyumlu bir sözcük değil mi

3- Şems-i Tebrizi Altın olsam, herkes değerimi bilir.

Ben basit bir demir olayım, değerimi sadece anlayan bilsin der.

4- Atâullah İskenderî Hz. de Allah ın katında kıymetini

öğrenmek istiyorsan, seni hangi amelde tuttuğuna bak! der.

5- Yusuf Ayaz, Gönül mesafe bilmez sen o gönüle girmeyi

bil, gönül ekmek istemez sen sevmeyi bil! der.

6- Melih Koç, Hepimiz gıybet kokuyoruz. Onun için

kokuşuyoruz.

7- Mahmut Apaydın, Pot kırma, put kır ve putsuz bir

dünya kur. Konuşursan sadece bildiklerini konuşursun, dinlersen bilmediklerini

de duyarsın diyor.

8- İstersen Hasan Turabi nin, İslami Düşüncenin İhyası

kitabını okuyabiliriz. Ekin Yayınları ndan

TEKKE

Söylediklerimizle amel etmediğimiz halde insanlar

tarafından balon gibi şişiriliyoruz. Halbuki bu âlemin merdiveni Ben ve Biz

lafıdır ve neticesi merdivenden düşüştür. İnsan ne kadar yükseğe çıkartılırsa

düşüşü de o nispette şedid olur. Bundan ötürü salik kişi gönül eri olmalı. Her

şeyin bir bedeli olduğu gibi amelsiz nefsinin şişmesi de rusvalıktır. El öpmek

için insanın önünde iki büklüm olan insanlar, ok yayına benzer ve önünde ne

kadar çok eğilirse ondan gelecek ok daha da zehirli olur. Bundan ötürü gönül

eri, var olmanın yok olmakta saklı olduğunu unutmamalıdır. İnsan, na insan

olup ateşe koşmakta./Ateş kaçmakta o kovalamakta./ Su menbasina  akar mı demeyin dostlar, ol deyince olmakta

ibrahimi yakmamakta.

(MAZLUM AR dan Tadımlık )

DAĞARCIK

Hiçbir zaman harabelerin ve yıkılışların sevinen

baykuşları olmadık. Ve bir yiğit gurbete gitse, gövdesine yaslandığımız ağaç

katledilmiştir. Ki, can dediğin kalleşin elinde hali haraptır, güzelin/yiğidin

bağrında gül bahçesi.

(Sefa ŞAHİN den Tadımlık )