Sadakayı suça dönüştürmek

Abone Ol

Gece geç saatte radyodan haberleri dinliyordum. Mütedeyyin kesimlere hitap eden bir radyo kanalının yaklaşık şöyle bir haber geçtiğini duydum: “Teröre darbe indirecek yasa tasarısı geçti. Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı Meclis Genel Kurulu’nda kabul edildi.”

Ve irkildim!

Çünkü bahsedilen şey, bu ülkenin ihtiyaçları doğrultusunda ortaya çıkmış bir yasal düzenleme değil, bilakis çok hassas bir konuda yabancı güçleri yetki ve otorite sahibi kılacak bir adımdı.

Ertesi sabah aynı radyo kanalıyla bağlantılı internet sitesinde, konuya vakıf olanların zekasıyla alay edercesine, olayın şu başlıkla verildiğini görecektim: “Terörün can damarını kesecek hamle!”

Haberin sonunda, muhtemel tepkileri yatıştırmak için “Türkiye Kara Listeden Kurtuldu” altbaşlığı atılmış ve şöyle denmişti: “Türkiye’nin üyesi olduğu BM şemsiyesi altında 1989’da kurulan Mali Eylem Görev Gücü’nün (FATF) isteği üzerine gündeme gelen yasanın çıkmaması durumunda Türkiye’nin FATF üyeliği askıya alınacak ve Türkiye’nin FATF’nin ‘kara listesi’ne girmesi gündeme gelecekti.” (Eğer durum buysa, yakın gelecekte bu yasayı Müslümanlar aleyhine uygulamamak da kara listeye alınma sebebi olabilecektir!)

FATF denilen yapılanmanın BM şemsiyesi altında olduğu doğru değildir. 1989’da güya kara para aklamaya ve terörün finansmanına karşı faaliyette bulunmak üzere G7 devletlerinin inisiyatifiyle kurulmuştur. Şu an üye olan 34 devlet arasında tek Müslüman ülke Türkiye. FATF’nin kendi resmi internet sitesindeki listede Körfez İşbirliği Konseyi’nin de yer alması bu bakımdan pek fazla bir şey değiştirmez; ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya Federasyonu, Çin ve Japonya gibi ülkelerin sultasını gizlemeye yetmez.

***

Terörün finansmanını önlemek bahanesiyle bu tür yasaları çıkarıp tatbike koyanlar asla “terörün can damarını kesmediler” (böyle bir dertleri olduğuna kim inanır!), fakat Müslümanlar eliyle yürütülen yardım faaliyetlerine büyük darbeler indirdiler. İşgal ve yağma politikalarını terörle mücadele adı altında hayata geçirirken, terörle mücadele ediyormuş görüntüsü verebilmek uğruna en savunmasız kişi ve kuruluşlara saldırdılar.  

Amerika’da 11 Eylül 2001’deki saldırılardan sonra “terörist eşittir İslamcı, Müslüman, Arap, Orta Doğulu, sakallı, çarşaflı, başörtülü…” propagandası medya yoluyla zihinlere kazınırken onlarca İslami/insani yardım kuruluşu kapatıldı, yönetici ve çalışanları tutuklandı, türlü eziyetlere maruz bırakıldı. Filistin’e, Çeçenistan’a insani yardım göndermek, mal varlıklarına el konulmasını ve hapse atılmalarını gerektiren suça dönüştü.

Amerikan Medeni Özgürlükler Birliği (ACLU) 2009 yılında geniş bir rapor yayınladı. “İnancı Bloke Etmek Sadakayı Dondurmak – ‘Terörün Finansmanıyla Savaş’ta İslami Yardımı Caydırmak” başlığını taşıyan rapor, bu yasayı Türkiye’ye dayatanların kendi uygulamalarında insanlık ve hukuktan ne kadar uzak kalabildiğini gözler önüne serer.

Yasanın tatbik aşamasında sökün etmesi muhtemel hukuksuzluk skandalları ayrı bir tartışma konusu. Zira kimin terörü finanse ettiğine yargıçlar değil, bürokratlardan oluşan bir komisyon karar verecek. Böylelikle yargısız infazlar, ne hazindir ki, yasal dayağa kavuşmuş olarak gerçekleştirilecek.

***

Vaktiyle Alman devlet adamı Otto Von  Bismarck şöyle demişti: “Yasalar sosis gibidir; nasıl yapıldığını ne kadar az bilirseniz o kadar rahat uyursunuz.” Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun hem yapılışı hem de içeriğiyle duyarlı her insanın uykularını kaçıracak nitelikte.

Bu yasayla yeni bir uluslararası kurum daha hayatlarımız üzerinde tasarruf hakkına sahip en yüksek otorite konumuna yükseltildi. En üst yargı kurumumuz haline getirilmiş olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’yle birlikte düşünüldüğünde dramatik bir durum ortaya çıkıyor: Müslümanlar kendi hukuk ve adalet sistemlerine sahip olamazlar, bunu başarmaktan acizdirler, Hıristiyan veya putperest güçlere tâbi olmaktan başka çareleri yoktur!

Öyle mi Zinayı suç olmaktan çıkarıp sadakayı suç haline getirmek hangi vesayete işaret ediyor acaba