Kudüs’ün içinde taştır duvarlar
Kardeşçe yaşardı bütün insanlar
Zalimin elinde ağlar analar
Kutlu Peygamber’e hasret Kudüs’üm
Kudüs’üm Kudüs’üm tutsak Kudüs’üm
Sabret, yakındır vuslat Kudüs’üm
Kudüs’ün içinde feryadı figan
Tükendi ümitler, kalmadı derman
Çaresiz sesimi yok mudur duyan
Selahaddin’imi bekliyor Kudüs
Kudüs’üm Kudüs’üm tutsak Kudüs’üm
Sabret, yakındır vuslat Kudüs’üm
Kudüs’ün içinde Mescid-i Aksa
Çocuklar direnir avlusunda
Peygamberlere yurt kılmıştı Hüda
İbrahim ve Süleyman’ı gözler Kudüs’üm
Kudüs’üm Kudüs’üm tutsak Kudüs’üm
Sabret, yakındır vuslat Kudüs’üm
…..
Bu aralar mütemadiyen bu türküyü dinliyor ve mırıldanıyorum…
Kudüs’ü hem şehir, hem sosyoloji, hem kültür, hem psikoloji ve dahi din bağlamında üç kısa kıta ve mevcut duruma rağmen özgürlüğü muştulayan iki kısa dize ile anlatmak türkülerin meziyeti olabilirdi…
Türkülerin garip bir yanı var, insana kendi derdini dinleten bir yan… Ardı ardına dizilen kısa ve özlü sözlerle adeta bir roman yazılır türkülerde… Nağmeler kalbin taşmasına ve gözlerden süzülmesine yol açabiliyor… Ve ilginçtir, en hüzünlü türkü bile bir umuttur; yani türküler ye’se düşürmez dinleyeni, aksine daha bir biler…