Sabır ve öfke-ıı

Abone Ol

Bir önceki yazıda sabrı yönetenin, öfkeyi yönetilenin yetki, hak ve sorumluluğunu belirleyici olgular, buna bağlı olarak da erdem değeri şeklinde irdelemeye çalışmıştık. Bunu yaparken temel olarak insanın doğasının göz önünde tutulduğunu, doğrudan ifade etmesek de, belirtmek yerinde olur. Çünkü insanın, dolayısıyla toplumun söz konusu olduğu takdirde, böyle bir başvuruya ihtiyaç, hatta zorunluluk vardır. Doğasını hesaba katmadan insanı tanımlamaya, anlamaya ve açıklamaya yönelindiğinde, kaçınılmaz olarak, son çözümlemede onu salt bir doğa varlığı, giderek doğal bir olgu gibi görme yaklaşımına saplanmak daime bir seçenek görünümü kazanabilir.

***

Ayrıca sabır ve öfke olgularının tezahürünün insanın söz ve hareketlerinde somutlaştığına işaret etmiştik. Bu bağlamda söz ve hareketleri kavrayabilmek, onların temsil ettiği niyet, duygu ve düşünceyi, özlem ve beklentiyi vb. irdelemeye başladığımızda, belli bilgi ve düşünce alanları içinde ele almanın kaçınılmazı söz konusu olacaktır. Düşüncenin bütünlüğü bağlamında Felsefe’nin bir alnı olarak Ethik’e, bundan tamamıyla bağımsız düşünülemeyecek bazı bilim dallarına başvurmak gerekecektir.

***

Ethik veya Ahlak Felsefe ve Bilimi, sön çözümlemede “sabır” ve “öfke” nitelemesine konu olan söz ve davranışı “erdem” ölçüsüyle temellendirmektedir. Dolayısıyla bunların somutlaşıp gerçekleşme alanı bireysel ve toplumsal hayattır. Ancak bunların gerçekleşmesini, bireysel ve toplumsal hayatı kavrayış düzeyine taşımak istediğimizde kategorileştirme, sınıflama veya tasnif etme gereği duyarız. Sözgelimi bir varlık, nesne, olay, durum vb. ile ilgili bilgilendirmede bulunan, yani öğretmen veya eğitimci ya da bilginin söz ve davranışını “sabır” erdemiyle anlaşılır hale getirebiliriz. Buna karşılık, kısaca bunları anlamak ve kavramak durumunda bulunanı “öğrenci” şeklinde nitelendiririz. Burada, ilk ve genel yaklaşım, farkında olunmadan aksi nitelikte tanımlanır. Oysa tersini düşünmek ve varsaymak, söz ve davranışı, dolayısıyla sabır ve öfke erdemlerini farklı konumlarda anlamaya götürür bizi, aslında götürmelidir de. Mesela öğrencinin sorduğu bir soruya sabır içinde açıklamada bulunup cevaplandıran bir öğretmen veya eğitimci ya da bilgin, onu bilgilendirmede, eğitmede, yetiştirmede ve olgunlaştırmada olumlu sonuçlara ulaşır. Buna karşılık öfkeyle davranan, bırakınız olumlu bir sonuca ulaşmayı, hem konuyu, hem öğrenciyi bulanıklaştırıp uzaklaştırır. Eğitim ve öğretim hayatımızda sabır üzere hareket eden öğretmene, eğitimciye, bilgine, mesela kırık not vermiş olsa bile, saygı ve sevgi içinde olmamız gerekliliği duyarız.

***

Bu bağlamda, öncelikle ve önemle Felsefe alanında uygulamasıyla örnek olmuş Sokrates hemen hatıra gelir ve Sokratik Yöntem şeklinde tanımlanır. Esası oldukça basittir. Karşısındakine, hem de en bilgili, becerikli veya maharetli olduğunu sandığı konuda o kimseye sorular sorarak onu yönlendirir. Kendisi herhangi bir önermede bulunmaz, sahip olduğu bilgiyi ona kabul ettirmeye uğraşmaz, sonuçta yanlış ve doğru olanı bulmasına yardımcı olur sadece. Yöntemi, “ironi” kavramıyla nitelendirilmiştir. Nitekim Danimarkalı filozof ve sanatçı Kierkegaard, derin etkisinde olmasına rağmen Hegel’in Diyalektik yöntemine karşı, Sokrates’in “ironi” kavramı temelinde yöntemini doktora teziyle ortaya koymuştur. Bir anlamda, düşünce ve bilgi anlayışında önemli bir adım atmıştır.

***

Sabır ve öfke kavram ve olguları, daha doğrusu erdemlerini siyaset olgusu çerçevesinde irdelemek, belki biraz daha anlaşılır hale getirebilir. Sonraki yazıda ele almaya çalışacağım.