Peygamberimiz, "Acelecilik şeytandan, akıllıca ihtiyatla düşünerek hareket etmek ise Rahmandandır" buyurur.
Acelecilik tabiatın işleyişine kainatın düzenine kısacası yaratılışa ters düşer.
Kışın ortasında baharın gelmesini isteyemeyiz. Baharın gelişini beklemek zorunda olduğumuzu gibi işlerimizin zamanında bitmesi için de beklemek lazımdır. Buna sabır diyoruz.
Acelecilik bir işin vaktinden önce olmasını istemek sabır ise zamanını beklemek demektir.
Çalışmalarımızda da sabra ve devamlılığa çok muhtacız. Sabır belki güç gelecek ama acı ilaç gibi faydasını sonra gösterecektir.
Hz. İsa "Hoşlanmadığına sabretmedikçe hoşlandığını ele geçiremezsin!" der. Gerçekten hoşlanmadığımız, sonucu elde edemeyiz.
Özellikle derslerimizde, ilmi çalışmalarımızda sabrın büyük önemi vardır.
Çalışmalarımızda elbet bir kısım sıkıntı ve darlıklarla karşılayacağız. Bunların üstesinden ancak sabırla gelebiliriz. "Sabır sıkıntı ve darlığın anahtarıdır" demişler.
Bir anda birçok şeyleri anlamaya öğrenmeye kalkmak sabırsızlıktır. Sindire sindire, anlaya anlaya hareket etmek ise akıllılıktır.
İlim sabır işidir. Her iş sabır ister. Siz siz olun sabırlı olmayı mutlaka deneyin.
(Düşünce Dünyası)
Gözlerimi seviyorum
Gözlerimi çok seviyorum.
Biliyorum ki, gözlerim olmasaydı, dünyayı göremezdim.
Annemi, babamı, dedemi, nimemi, kardeşlerimi göremezdim.
Minik kediyi göremezdim. Oyuncaklarımı göremezdim.
Kitap okuyamaz, bahçede koşamazdım.
Geçenlerde arkadaşlarla köreme oynuyorduk. Sır abana gelince gözlerimi bağladılar.
Hiçbir yeri göremiyordum. Korktum. İyte o zaman bunları düşündüm.
Yalnız bunları değli, kör amcaları ve ablaları da düşündüm.
Göremedikleri için ne kadar talihsizdiler.
Ben gördüğüm için ne kadar mutluyum.
Eve döndüğümde anneme, "Anneciğim, iyi ki gözlerim var" dedim.
Annem, "İyi ki var" dedi.
Sordum, "anne gözlerimin hakkını nasılı ödeyebilirim?"
Saçlarımı okşadı Annem. Sonra dedi ki, "Gözleri görmeyenlere yardım ederek" dedi. "Bir de gözlerini yaratan Allah‘a şükrederek."
"Nasıl şükredebilirim?"
"Benim namazdan sonra yaptığım gibi yap: Ellerini aç ve ‘Allah‘ım,‘ de. ‘Beni nisan olarak yarattığın için sana şükürler olsun. Bana göz verdiğin için sana şükürler olsun" de.
Ellerimi açtım, duamı ettim. Şimdi çok mutluyum!
(Bir Kıssa Bin Hisse)
Hırsızlık ve Allah‘ın sopası
Hz. Mevlana çok ibret dersi veren bir hırsızın başına gelenleri şöyle anlatır.
"Vaktiyle hırsızın biri, bir bahçeye girer. Bahçede en güzel meyve ağacının başına çıkar. Meyvelerin iyi ve olmuşlarına uzanamaz. Dalları sallayarak meyveleri yere dökmeye başlar. Dalların hışırtısından bahçe sahibi durumu görür Koşarak ağacın yanına gelir.
Adama bağırır:
"Hey, ne yapıyorsun? Kimsin sen? Bütün meyvelerimi yere serdin. Allah‘tan korkmaz mısın?"
Ağaçtaki hırsız hiç oralı olmaksızın, üstelik pişkin pişkin konuşur:
"Ne bağırıyorsun be adam. Allah‘ın bağından Allah‘ın kulu bir meyve yerse bu suç mudur?" der.
Bahçe sahibi:
"İn bakalım aşağıya, in de görüşelim" der.
Hırsız adam yüzsüz bir şekilde gayet sakin ağaçtan aşağı iner. Bahçe sahibi hırsızın elini kolunu güzelce bağlar. Hizmetçisini çağırır:
"Al şu sopayı, vur şu herife!" der.
Hizmetçi sopayı vurdukça, hırsız başlar bağırmaya:
"Aman efendim ne olur yapmayın etmeyin! Allah‘tan korkun." Diyerek bağırıp çağırır.
Bahçe sahibi gülerek:
"Ne bağırıp çağırıyorsun be adam! Sopa Allah‘ın... Vuran Allah‘ın bir kulu... Allah‘ın bir emrini yerine getiriyor... Bunun ne günahı var?" der.
(Tarih Dede Yazıyor)
Sultan Mahmud Han‘ın Fermanı
Dinimiz, büluğa ermeden önce çocuklara dini ve dünyevi bilgilerin verilmesini emretmektedir. Ecdadımız buna çok dikkat ederdi sevgili çocuklar. Bunun en güzel örneğini Sultan 2. Mahmut Hanın ülkenin her tarafına gönderdiği bir ferman teşkil eder.
Bu fermanda şöyle deniyor:
"Dini vecibeleri öğretmek ve seçeceği mesleğin bilgilerine sahip kılmak babaların çocuklarına karşı ilk vazifesidir. Ne yazık ki bir zamandan beri bir çok ana ve baba bunu unutarak, çocuklarını daha beş altı yaşında kazanç hırsı ile sanat sahiplerinin yanına çırak olarak veriyorlar veya başıboş bırakıyorlar. Çocuklar çağında cahil kalanlar ise büluğ çağlarında hem kendileri için hem de memleket için dert oluyorlar. Bu, iki dünyada cezayı gerektiren bir ihmaldir. Sizlere emrediyorum ki bu ferman elinize değdiği anda bölgenizde 6 yaşını bitirmiş ne kadar çocuk varsa bunları tesbit ediniz. Mevcut mahalle mektepleri yetmiyorsa bina ve hoca bularak mektepsiz çocuk bırakmayınız. Mektep çağında olduğu halde bu çocukları yanlarına alıp çalıştıranların şiddetle cezalandırılacaklarını ilan ediniz! Anasız ve babasız olanlarla, okumaya gücü yetmeyenlerin tahsilini devletin temin edeceğini ilan ediniz!.."
Bu ferman, 1854‘de Sultan Abdülmecid Han ve 1873‘de Sultan Abdülaziz Han tarafından da tekrarlanmıştır.
Osmanlıya "gerici padişahlar" diyenlere bu fermanı hatırlatmak istiyoruz.
(Bu Gün Ne Dua Edelim)
Ey Allah‘ım:
Mutlak hakim, ebedi hayat sahibi, uyumayan, ölmeyen, ebedi, baki, sonsuz, bütün mahlukatın Kendisini tesbih ettiği her türlü noksandan uzak, bizim meleklerin ve Ruh denilen Cebrail‘in Rabbi olan Allah‘ım!
Bize ilmini öğret isim ve sıfatların hakkında bize anlayış ver bize yardımın zırhını kuşandır!
(Mini Test)
Hasta ziyaretine gittiğinizde ne yaparsınız?
Bu günde hasta ziyaretine gidip ne yaptığınızı test edelim, olur mu?
1-Hasta ziyaretine gittiğinizde hediye götürür müsünüz?
Evet Hayır
2-Durumu ne olursa olsun iyi olduğunu söyleyip moral vermeye çalışır mısınız?
Evet Hayır
3-Ziyaret sırasında onu neşelendirecek şeylerden bahseder missiniz?
Evet Hayır
4-Hastanın yanında iken devamlı neşeli göremeye gayret eder misiniz?
Evet Hayır
5-Neşesini kaçıracak şeylerden bahsetmemeye dikkat gösterir misiniz?
Evet Hayır
6-Hastalığın günahlara kefaret olduğunu hatırlatır mısınız?
Evet Hayır
7-Hastanını durumu ümitsiz bile olsa onu çok iyi bulduğunuzu söyler misiniz?
Evet Hayır
8-Hastaların iyi bakılmadığından yakınır mısınız?
Evet Hayır
9-Kendi dertlerinizi anlatır mısınız?
Evet Hayır
10-"Bu hastalık da bula bula seni mi buldu?" gibilerden yakınır mısınız?
Evet Hayır
Değerlendirme
9. ve 10. sorulara "Hayır" diğerlerine "Evet" şeklinde cevap vermişseniz, çok iyi bir hasta ziyaretçisisiniz demektir.
Hasta dostlarınız sizi görmekten mutlaka memnun oluyorlardır.
Yok eğer, tersini yapmışsanız dikkatli olmanız lazım. Hastalara kendi dertlerini açmamalısınız. Üzüntüleriniz ebeli etmemelisiniz. Daima neşeli görünmelisiniz ve hastalığına uygun bir hediye götürmelisiniz.
(Hoca Nasreddin‘in Biri Bir Gün)
Hangi sazın sesi güzel?
Nasreddin hoca bir sanatçı arkadaşının evine gitmiş... Arkadaşı sazlarını Nasreddin Hoca‘ya tek tek göstermeye başlamış.
İlk önce Uygur sazı çalmış... Sonra tambur, ondan sonra rebap... Derken akşam da bağlama çalmış... ama Hoca‘nın gözü kurulacak olan sofrada... Ne sofra kuruluyor ne ikram varmış... Nasreddin Hoca‘ya bir lokma yemek bile vermemiş.
Sonunda arkadaşı sormuş:
"Hocam sazların hepsini dinlediniz, sizce hangi sazın sezi daha güzel?"
"Bence, şimdi hiçbir sazın sesi kaşıkla tencerenin sesinden daha güzel olamaz" diye cevap vermiş.
(Masal)
Peli ve Pelo / Zekiye Çoban
Anne Pelikan, o gün de erkenden uyanmış. Yüzünü ve kanatlarını bir güzel yıkamış. Yeni günün taptaze ışıklarıyla beyaz kanatları parıl parıl parlamış. Çocukları Peli ve Pelo hala uyuyorlarmış. Bu gün önemli bir günmüş, pelikan aileleri için. Hızla kirlenen bu bataklıktan bugün ayrılmak zorundalarmış. Baba Pelikan, birçok arkadaşıyla temiz bir nehir kenarında yeni bir yuva hazırlığındaymış. Anne Pelikan bir yandan kahvaltıyı hazırlarken, sabah şarkısına başlamış bile. Bu şarkı, her zamanki şarkılarından farklıymış:
Yeni güne sevinçle " merhaba" demeli,
Hemen uyanmalı Pelo ve Peli.
Kahvaltıda tadı kaçmış balıklar,
Yenmek için hazırlar.
Geç kalmayalım, hemen kalkalım.
Odalarımızı derleyip, toplayalım.
Gagalarımızı, kanatlarımızı yıkayalım.
Bu önemli günü çocuklara anlatalım.
Çocuklar belki anlar derdimizi,
Temiz tutmak ister çevremizi.
Gidiyoruz buralardan,
Kuşsuz, balıksız kaldın,
Çok şey kaybettin kirli adam.
Bu şarkıyı duyar da yavru pelikanlar uyanmaz mı? Ooo, uzun kanatlar açılmış, küçük siyah gözler parlamış, kuş yürekler pıt pıt atmış. Hüzünlü hava, dalga dalga yayılmış. Şarkının sonunda Anne Pelikan‘ın sesi titremiş, gözlerinden akan yaşları gizlemiş.
Kahvaltıda her geçen gün azalan ve giderek tadı bozulan balıklar varmış. Sevimli kuşlar, her şeye rağmen yeni bir güne daha kavuştukları için Allah‘a şükretmişler. Bir çırpıda yataklarını düzenleyip, toparlamışlar. Her yemekten önce ve sonra yaptıkları gibi gagalarını ve kanatlarını bol su ile yıkamışlar. Anne Pelikan‘ın titrek sesi duyulmuş:
-Haydi sofra başına.
Anne Pelikan, gagasının hemen altındaki deri torbasından büyüklü küçüklü balıklar çıkarmış, yavruları için. Kendisi için ayırdıklarını hap hup bir lokmada yutmuş. Pelo ile Peli, kocaman balıkları bir lokmada yutan annelerine bakıp gülmüşler. Annesi zoraki gülerek:
- Büyüyünce sizi de görürüz, diye cevap vermiş.
Kahvaltı sonrası göç başlamış. Zaten fazla eşyaları da yokmuş. Peli, kuş tüyü yastığını; Pelo da uyurken üstüne örttüğü büyük yaprağını almış. Bataklıkta onlar gibi göç etmeye hazırlanan yüzlerce pelikan ailesi varmış. Kimi ağlıyor, kimi insanlara çok kırgın olduklarını söylüyor, kimi temiz bir çevre için çalışanların daha çoğalması için dualar ediyormuş. Her biri yaşadıkları bu yerden ufak tefek hatıra eşyalar almışlar yanlarına. Uzun kanatlar, gökyüzüne doğru açılmış, açılmış...Göç başlamış.
Peli ve Pelo bataklıktan ayrılmadan önce kocaman bir taşa, yerde buldukları bir çiviyle bir şeyler yazmışlar. Annesi uçmak için hazırlanırken, çocuklarının gagalarında tuttukları çiviyle ne yazdıklarını merak edip, okumuş:
"Burada bir zamanlar çok güzel kuşlar, çok değerli canlılar yaşardı. Çevreyi kirletenler, bunların birçoğunun ölümüne veya göç etmesine sebep oldu. Giderek kirlenen ve yoksullaşan çevrenin acısını -yazık ki- bütün canlılar hep birlikte çekeceğiz. Buraları terk ederken, temiz bir çevre için çırpınan insanların, kuşların emek veren bütün canlıların çoğalması için dua ediyoruz.
Siz insanları çok seven, kıymeti bilinmeyen canlılar adına
Peli ve Pelo"
Masal biterken; temiz kalpli çocuklar ve büyükler, Peli ve Pelo‘nun duasına "amin" demişler. Daha temiz bir çevre için, daha çok çalışacaklarına söz vermişler.
Kelime kelime dinimiz
Arafat:
Mekke‘ye 12 mil uzaklıkta bulunan hacıların hac mevsiminde arefe günü üzerinde bir süre durdukları dağ. Hac ibadetinde bir süre durdukları dağ. Hac ibadetinin iki farsından biri de Arafat‘ta durmaktır.
Arş:
Taht, çatı,tavan gibi manalara gelir. Ayet-i Kerime ve hadis-i şeriflerden öğrendiğimize göre arş bütün göğü kuşatan bir makamdır. Aynı zamanda Cennetin tavanıdır.
Ashab:
Sahabe de denir. Peygamberimizi Müslüman olarak gören kişilere verilen isimdir.
Aşere-i mübeşşere:
Hayatlarındayken Allah tarafından Cennetle müjdelenen on sahabidir.
Bunlar: Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Abdurrahman Bin Avf Hz. Ebu Ubeyde Bin Cerrah, Hz. Talha Bin Ubeydullah, Hz. Zübeyr Bin Avam, Hz. Sa‘d Bin Ebi Vakkas, Hz. Said Bin Zeyd.
Aşure günü:
Hicri aylardan Muharrem ayının 10. gününe denir. Bu güne Müslümanlarca hürmet gösterilir. Çünkü o günde Peygamberlerin bazılarının başından hayırlı hadiseler geçmiştir. Aşure adı verilen tatlı da o gün dağıtılır.
(Sizden Gelenler)
Çocukluğum
Dün dün diye birşeyler çalınır,
Kulaklarıma,
Duyarım,
Çocukluğum.
Bir masal gibi her gece girer,
Rüyalarıma,
Görürüm,
Çocukluğum.
Gülşende güller teselli verir,
Hüzünlerime,
Ağlarım,
Çocukluğum.
Hayal: mavi bir perde kaldırır
Hülyalarıma
Gözlerim,
Çocukluğum.
Yaşanmış bir mazi var, sezilir,
Duygularıma
Bilirim,
Çocukluğum.
Bir hasret kırık dökük okunur,
Satırlarıma,
Yazarım,
Çocukluğum.
Hüseyin Çağan, Polatlı
Yaralı
Ambulans ilk yardım hastanesinin kapısında durdu.
Nöbetçi doktur sordu:
"Bir yaralı diye telefon edilmişti. Neden ambulansta dört yaralı var?"
Ambulans şoförü bir iki kekeledi. Ofladı, pufladı, cevap verdi:
"Şey doktor bey, öbür üçü de benim yoldaki yaralılarım."
Metin Ak, Afyon
Bilmeceler
Sakalı etten,
Kendisi beden,
Bağırır cenkten.
(Horoz)
Hacca giden hacıdır,
Gitmeyen duacıdır,
Dal verir budak vermez,
Bu neyin ağacıdır?
(Geyik)
Pencereden gün doğdu,
Görenler hayran oldu,
Annesi beşikteyken
Kızının kızı oldu.
(Gül)
Serap Yumlu, Bitlis
Bizden Size (12 Şubat)
Sevgili çocuklar;
Bilgisayar kullanan çocuklarda dikkat eksikliği gözleniyormuş.
Siz siz olun bilgisayarı ölçülü kullanın. İnternete girip saatlerce vaktinizi öldürmeyin. Eğer gününüzü programlı kullanmak istiyorsanız, mesela yarım saat bilgisayara ayırın, bir saat kitap okumaya, bir saatte derse ayırırsanız dikkatinizi otomatik olarak toparlayabilirsiniz. Bir deneyin, ne kaybedersiniz?
Gözlerinizdeki nur hiç sönmesin, Allah‘a emanet olun!