Saatin gelince ipin kopunca

Abone Ol

Gözü yelkovanı takip etmekten yoruldu adamın, akrep ise sessiz ve derinden yürüdü menziline. Önü alınamaz, yolu kesilemez bir gidiş bu. Resul-i Zişan buyurdu: “Bu dünya baştan sona kadar yırtılıp da sonunda bir iplik ile tutan elbiseye benzer ki o da neredeyse kopmak üzeredir.” İpin ucu, yolun sonu geldi gelecek. Boşalmış zamanın zembereği.

Attığımız bir sonraki adımın dünyaya denk gelip gelmeyeceği bize meçhul iken ihtirasla tırmalamaktayız dünya toprağını. Tuttuğumuzu varsayalım ipin bir ucundan, çeksek gelecek mi elimize diğer ucu? Hayal perdesinde gölgeler geçidi hayat. Uzun, kısa fark etmeyecek boyu gölgemizin, feri kesilince perdenin. Bir seyirlik oyunda rol kapma çabası esası tüm kavgalarımızın. Eşrefoğlu Rûmî’nin gönlünden diline süzülen şu dünya deyince: “İmdi sana bir misal dahi budur ki, bu dünya bir gölgeye benzer, sen onu durur sanırsın, velâkin yürür, amma yürüdüğün görmezsin, birazdan sonra görürsün kim gitmiş. Şimdi dünyayı dahi insan durur sanır, birazdan görürsün kim hiç olmuş, gitmiş. Ey aziz, inanma bu gölgeye, zira bu gölgenin zevâli tezdir. Onun için Resûl Hazreti buyurdu: “Bu dünya, bir saattir, geçirin bu bir saati taatle.” der. (Müzekk’i-Nüfûs’tan) Saati şaşmayacak ecelin müşterisiyiz. Onun alacağı belli fakat biz üstüne ne vereceğiz?

Adam dünyanın sonu ile ilgili korku senaryolarını dinledi açık kalmış televizyonda. Küresel ısınma dedi biri, iklim değişikliği ile devam etti. Buzlar eriyecek, sular kabaracak, afetler boydan aşacak. Ne olduysa kendi elimizle ettiğimiz dedi öteki. Çok bildiğimizden her şeyi. Aklımızın erdiği, elimizin yettiği kadar çabadayız nasıl olsa çivisini çıkarmak için dünyanın. Öyle ya gözümüz açık gidecek, bir iz bırakmazsak dünyadan. En azından bir sesimiz kalsın diye bağırıp durmaktayız olanca sesimizi. Hz. Ömer’e sordu biri “Dünya nedir?” diye, mübarek cevap verdi: “Sen yediklerinin sonunu görmez misin?”

İmam Gazalî’nin aktardığına göre, İsa aleyhisselâma atfedilen bir söz de şu: “ Dünya bir köprüdür, üzerinden geç, tamirine bakma.” Benden sonrası tufan değil fikrimce sözün işaret ettiği. İncitmeden yürü yeter, hırsla doldurmadan, arkada koymadan gözünü; yürü ve git, kalmak gönlün kârı değil arada.

Gözünü diktiklerin, kulağını astıkların ve kalbini bağladıkların hep geride kalacak. Hz. Ali efendimiz Selmân-ı Farisî’ye yazdığı bir mektupta şöyle diyor, ver de gönlünü dinleyelim: “Dünya yılan gibidir, cildi yumuşak fakat zehri öldürücüdür. Hoşuna giden şeylerden vazgeç ki, sana yaklaşmasın.” Dünya yüzüne güldü yahut sandın ki bana küstü. Gülmesinden umma bir murâd, küsmesinden mahzun olma. Sesleniyor sanki şimdi Erzurumlu İbrahim Hakkı Marifetnâmesi’nden:

“Çekme gam ger halk âlem olsalar düşman sana/Cümleden erham hem eşfak dost imiş rahman sana /Her ne gelse hoş gelir Hak’tan gelir mihman sana/ Gelse aşkın derdi mesrur ol odur derman sana/Hayrete var kim yakındır Hak’ka ol yol ey gönül/Bahr-ı aşka dal deminden dembedem dol ey gönül”

Gönlümüze bir yol bulmak ümidinde isek, hayrete yakın olmaya çağırıyor hazret. Dünya’da geçerse bir ümidin akçesi geçer keseden, masadan, laftan öteye. Bidayette ne eyledi ise nihayette de güzel eyler, eyleyen. Sen eğlenme yeter, yolundan kalma geri.