BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM;
Türkiye'de siyaset çoğunlukla normal ve tabii seyrinde yürümüyor. Gidişata müdahale edilerek çarpık bir yapı oluşturuluyor. Kaos ve kargaşa ortamında halkın sağlıklı karar vermesi önleniyor. Toplum mühendisliği devreye sokularak algı operasyonlarına girişiliyor. Millî irade manipüle ediliyor. Bu işte medya ve troller kullanılıyor. Devletin bütün imkânları iktidar partisinin emrinde… Seçimler âdil ve eşit olmayan şartlarda yapılıyor. Buna “seçim” denirse!
Oluşturulan çarpık atmosfer ülkede güven kaybına yol açıyor. İnsanlar birbirine soğuk davranmaya başlıyor. Bayram havasında geçmesi gereken seçimler gerilime, kutuplaşmaya sebep oluyor. Millî birlik ve bütünlüğümüz zarar görüyor. “Yine mi huzursuz olacağız?” düşüncesiyle “seçim” sözünü duyunca ürperir olduk.
Saadet Partisi’nin yapıcı, birleştirici, kucaklayıcı tavrı her türlü takdirin üstünde… Önce, 82 milyon memleket evlâdını birbirinin kardeşi olarak kabul ediyor. Hepsinin iyiliğini istiyor. Yanlışlıkları “kardeşane” uyarıyor. Sevgi, şefkat, merhamet dilini kullanıyor. Kimseye hakaret etmiyor; insan onurunu korumaya özen gösteriyor.
Önümüzde yenilenecek İstanbul seçimleri var. Genel Başkan Yardımcısı Ömer Faruk Yazıcı İstanbul için partisinin seçim konseptini “İstanbul Saadet’le huzur bulacak” olarak duyurdu. Üslûbu ise, “Ayrıştırmaya değil, birlikte yaşamaya; çatışmaya değil, dayanışmaya ihtiyaç var” şeklinde açıkladı.
İstanbul BŞ Belediye Başkanı Adayı Necdet Gökçınar, konsepte şu sözlerle eşlik etti: “Bizim en başta adalete, huzura, barışa, özgürlüğe ihtiyacımız var.”
BİZİM BİR DAVAMIZ VAR
İstanbul seçimleri konusunda Saadet Partisi’yle ilgili spekülâtif sözler edenler oldu. Bazı partilerin yarıştan çekilmelerinden örnekle, Saadet’in de bir parti lehine seçimden çekilmesini istediler.
Saadet Partisi sıradan bir parti değildi. Davası, topluma verecek mesajı vardı. Konjonktürel proje partisi olamazdı. Türkiye’nin ihtiyacından doğmuştu. Ayakları bu topraklara basıyordu. Millî ve yerliydi. Milletimizin sesi, soluğu; mazlum ve mağdurların ümidiydi. Her seçime girmek prensibiydi. Halkla iletişimi kesemezdi.
Buna rağmen, genel merkez istisnaî durum olarak gördüğü için konuyu istişareye açtı. Yetkili organların görüşünü aldı. YİK ve GİK’ten sonra İstanbul’un 39 ilçesinde geniş istişareler yapıldı. İstanbul seçimlerine girilmesi benimsendi. Genel merkez, sonucu kamuoyuna duyurdu.
YİK Başkanı Oğuzhan Asiltürk spekülâsyonlara cevap verdi: “Biz Millî Görüşçüler şu parti kazansın, diğeri kaybetsin diye değil; Allah rızası için çalışır, kendi adayımız, kendi partimiz kazansın diye gayret ederiz. Bunun dışındaki hiçbir konuşma ve açıklama partimize ait değildir.”
Türkiye’deki seçim sistemi 2 partiden birinin seçimi kazanması üzerine kurulmuş. Sistem birini bindiriyor, diğerini indiriyor. Tahterevalli misali. Biri koyu faizci; diğeri ona benzeyen solcu görüş.
Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu Millî Görüş’ün de bulunduğunu hatırlattı: “Yok arkadaş! 3. bir yol daha var. O da hak yol. Biz, işte o hak yolun yolcularıyız. Biz, birilerine inat aday göstermeyiz. Bizim bir davamız var.”
KARDEŞLİĞİMİZ BAKİ
Her fırsatta söylüyoruz. Millî Görüş milletimizin inancı, tarihi, özü, kendisidir. Türkiye’nin aslî değeridir. Millî Görüşsüz geçen her gün kayıptır.
AKP’nin 31 Mart’taki ve şimdiki tavrına bakın! O zaman Saadet Partisi’ne akla zarar itham ve karalamalar yapanlar; şimdi “Saadet’li kardeşlerimiz” demeye başladılar. Bu, AKP adına güzel bir gelişme. Ancak, kardeşlik çıkar için değil; “karşılıksız” olur. Biz, AKP’nin iyiliğini ister; yanlışları konusunda hakaret etmeden, kardeşane uyarırız. AKP, Saadet Partisi’nin uyarılarından değil; içlerindeki çıkarcıların yanlışlıklara, “İsabet buyurdunuz efendim!” diyenlerinden korksun!
AKP; Saadet Partisi’yle birlikte hareket etmek istiyorsa, önce yaptığı hakaret ve ithamlar için özür dilemeli. “Particik” dediniz, bakın muhtaç oluyorsunuz. “31 Mart’ta Saadet Partisi İstanbul’da seçime girmiyor” dediniz; bir düzeltme yapmadınız. Ya, “eSPi” deyişiniz! Saadet Partisi Genel Merkezi’nin tahliyesi karşısında “geçmiş olsun” diyecekken, “Tabelası var; binası yok” alayında bulundunuz. Hâlbuki “Yiğide ar değil bahtın kazası.” Düzeltilmesi gereken nice yanlışlıklar!
Şimdi, AKP’ye içinden de uyarılar yapılıyor. Davutoğlu ve Binali Yıldırım da trollerden yakınıyor. Abdurrahman Dilipak her fırsatta “ehliyet ve liyakate uyulmadığını” anlatıyor. Hayrettin Karaman, “Dindarlar lüks ve israfta dinsizleri geçti” ifadesini kullanıyor. Haşim Kılıç, “Ne ahlâk, ne hukuk bıraktınız” sözünü ediyor. Hükümet hiç değilse içinden olanları dinlemeli.
Partisi bütün partilerle görüşmeye, olayları birlikte müzakere edip çözüm üretmeye hazırdır. Siyasette küslük olmaz.