TÜRKİYE ve dünyada benzerine rastlanmayan bir seçim
dönemini geride bıraktık. Yerel seçim olmasına rağmen, işlenen konular ve
kullanılan üslûp sanki genel seçim havasını andırıyordu. Kavgalar,
yakıştırmalar, haksızlıklar, kasetler, dinlemelerle halk ancak bu kadar
manipüle edilebilirdi. Bazı uygulamalar, küresel güçlerin de devrede olduğunu
ortaya koydu.
Bu seçimlerde tekrarın gücünden faydalanılarak büyük bir
beyin yıkama ameliyesine girişildi. Meclis te temsil edilen 4 parti büyük
imkânlarla seçim yarışına katıldılar. Türkiye ye belediyeciliğin ne olduğunu
öğreten Saadet Partisi sıfır imkânla yarışa katılmakla kalmadı; kutuplaştırma ve kamplaştırma yoluyla oyların
2 partide toplanmaya çalışılması oyununu da anlatmak zorunda kaldı. İşe eksiden
başladı. İmkânsızlıklar içinde seçim mücadelesi verdi.
Oyunlar Saadet Partisi üzerineydi. Çünkü Saadet Partisi
millî ve yerli çözümlerden yanaydı. Küresel güçlerle işbirliği halindeki siyasî
partilerin plânlarını bozacak tek partiydi. Ev sahibi özelliğindeydi.
AB Uyum Yasaları çıkaran, AB Anayasası nı imzalayan, AB
Bakanlığı kuran AKP nin millî ve yerli çözümlerden ürkmesi tabiî idi. Saadet
Partisi nin 2004 te Mardin de, 2009 da Şanlıurfa da belediyeyi kazanmasını
tahammül edememişler; kısa sürede başkanlarını partilerine transfer etmişlerdi.
Rize de sel felâketi yaşandığı zaman yalnız Saadet Partili Kendirli
Belediyesi nin zararları karşılanmamıştı.
Seçim öncesi Meclis teki 4 parti belediye imkânları ve
halkın parasıyla reklâmlarını yapmaya başladılar. Kendileri için her yolu mubah
gören AKP li belediyeler Fatih ve Başakşehir de Saadet Partisi nin afiş ve
pankartlarını toplatarak Millî Görüş e olan tahammülsüzlüklerini ortaya
koydular.
Peki, normal olmayan yöntemlerle gözden kaçırılmak
istenen neydi AKP nin belediyelerle ilgili yeni projelerinin bulunmayışı mı,
adaylarının yetersizliği mi, yoksa İçişleri Bakanlığı nın açıkladığı 678 AKP li
belediyenin yolsuzluk dosyası bulunması mı
DÖRT AY ÖNCE BAŞLADILAR
Yerel seçimlerle ilgili konuşulacak çok şey dururken
bütün dikkatler farklı bir noktaya çekildi. Muazzam bir gerilim, kutuplaştırma
ve manipülasyon kampanyası başlatıldı. Propaganda süresinden 15 gün önce, 17 Aralık 2013 te Rüşvet ve Yolsuzluk
Operasyonu ile bu kampanyanın start alması tesadüf müdür
Hükümet, 12 senedir beraber hareket bir grubu, bir anda
en büyük düşman gibi görmeye başladı. İnandırıcı olmayan sebeplerin ortaya
konması, olayda küresel güçlerin parmağının olduğunu akla getirdi. Sanki Said
Nursi nin (k.s) şu sözü doğrulanıyordu: Avrupa oradan üfler, bizimkiler burada
oynar.
Başbakan, 4 aydır paralel devlet yapısı oluşturdukları
gerekçesiyle bu gruba itham ve hakaretlerle yüklendikçe yükleniyor. Başbakan
gibi değil de, muhalefet üslûbuyla konuşuyor.
Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kamalak,
bu çarpıklığı eleştirdi: İktidar ağlama duvarı değildir. Çözüm yeridir. Siz
icra makamısınız, çözüm merciisiniz. Haftalardır paralel yapıdan
bahsediyorsunuz. Ben o zaman şunu sorarım: 12 yıldır iktidardasın, sen
geldiğinde böyle bir yapı vardıysa, neden müdahale etmedin. Yoktuysa, senin
döneminde kurulmuş demektir. Her iki halde de sorumlu sensin. Kimi kime şikâyet
ediyorsun
Seçimlerde orantısız ve âdil olmayan tanıtmaya şahit
olduk. AKP 177.1 milyon; CHP 92.3 milyon; MHP 46.2 milyon lira devlet yardımı
aldı. Hükümet, birçok açılış ı seçim dönemine kaydırdı; devlet imkânlarından
azami derecede faydalandı. Devlet memuru ve öğrencileri de seferber etti.
Belediye araçlarını mitinglere insan taşımak amacıyla kullandı. Basında AKP
mitinglerine katılanlara ödenen paraların miktarı bile yer aldı. Candaş ve
yandaş medya ile TRT, AKP nin borazanı gibi görev yaptı. Her gün ulusal ve
yerel basında sayfa sayfa ilânlar, boy boy resimler yayınlandı. Su gibi paralar
harcandı.
SAADET İN ONURLU DURUŞU
Karga sesinin bülbül sesini bastırdığı bir atmosferde
Saadet Partisi onurlu bir duruş ortaya koydu. Sorumluluğunu kuşandı. Halka
gerçekleri anlatmaya çalıştı. İtidalini bozmadı. Ülkenin menfaatlerini
önceledi. Devlet yardımı almadan, mütevâzi imkânları ile halkın yüzünün
gülmesi, huzur ve kardeşliğin sağlanması için efsanevî bir seçim mücadelesi
verdi.
Bu onurlu duruşu Denizli, Balıkesir, Burdur ve İzmir ve
bazı ilçelerinde takip etme fırsatı buldum. O ne büyük heyecan ve ibadet
aşkıyla çalışma azmiydi Yarabbi! Balıkesir Burhaniye de Ömer Önder Bey aday
olarak özel arabasını giydirmiş, tek başına yarışa katılmıştı. Nasıl
çalıyorsun diye sorduğumda, Ancak, günde yarım saatlik akaryakıt parasını
karşılayabiliyorum. Mahalle, belde ve köyleri sırayla ziyaret ediyorum
demişti.
Balıkesir Bandırma Adayı Mustafa Köse, Halkın bize büyük
teveccühü var, hepsine yetişme imkânı bulamıyoruz ifadesini kullanmıştı.
Manisa Saruhanlı Belediye Başkanı Adayı Kasap Mevlüt
Kocadağ, romanlara konu olacak bir mücadele örneği ortaya koyuyordu. Yan
camları kırılmış, dağ yollarında kullanıldığı belli olan emektar Renault sunun
üst bagajına çıkıyor; seçmenleri, bal kovanı tabir ettiği bir davaya davet
ediyordu.
Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı M. Akif
Kocamanoğlu, 690 bin seçmene bire bir ulaşmak için çırpınıyor; yorgunluk ve
bıkkınlık göstermeyen bir azimle çalışan ekibi, Keşke seçim biraz uzatılsa da
bütün seçmenlere ulaşabilsek arzusunu seslendiriyordu.
Bu seçimde, paraya boğulmuş siyasî partiler, giydirilmiş
araçlarının başına bir şoför koyarak akşama kadar mahalle ve sokaklardan ses ve
müzik eşliğinde 20 kere geçerek, Yalnız biz varız algısı oluşturmaya
çalıştılar.
İmkânsızlıklar içinde onurlu bir mücadele ortaya koyan
Saadet Partisi ni seçimin galibi olarak görüyor, Erbakan Hoca nın şu sözünü
tuttuklarına inanıyorum: Bu dava için çalışmak herkese nasip olmaz. İster
gecenizi gündüzünüze katıp çalışın; ister yan gelip yatın. Bu hak davanın
başarısını ne bir gün öne alabilir, ne de bir gün geciktirebilirsiniz. Bütün
mesele bu şerefli davada nasıl bir imtihan vereceğimizdir.