Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamd, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.
İslam, hakkı üstün tutan yeni bir toplum inşa etmiştir. İlkelerini Kur’an-ı Kerim ve sünnetten alan İslam’ı itikat ve düzen olarak yaşadıkları müddetçe Müslümanlar izzet sahibi olmuşlardır. Kur’an-ı Kerim’in, sünnetin ve salim fıkhın yerine başka şeyleri ikame ettiklerinde de fesada uğrayarak zillete düşmüşlerdir. “İslam’ın yarısı kendisi değildir” sözünü sıkça tekrarlayan Erbakan Hocamız yıllarca; ibadetlerinde Müslüman, ticaret, sosyal hayat, siyaset ve uluslararası ilişkilerinde batıcı olan anlayışı tenkit etmiş ve toplumu uyarmıştır. Hakka batıl karıştırmak olan bu zihniyet Müslümanları rezil duruma düşürmüştür. Müslümanlar; itikattan ahlaka, tesettürden edep ve hayâya, iktisattan hukuka, eğitimden siyasete, sanayileşmeden üretime ve gıdadan uluslararası ilişkilere kadar ne varsa, içinde bulundukları durumu yeniden gözden geçirmek zorundadırlar. Bir nefis muhasebesi yaptıktan sonra, yeniden İslam’ca bir hayat için emredilen İslam’ı öğrenip, amacından saptırılmış Müslümanlık anlayışının yerine ikame etmelidirler. İşte o zaman Müslümanlar, örnek bir saadet toplumu olabilirler.
GÜVEN
Güven; yani emniyet içinde olmak fert ve toplumun huzuru için başta gelen bir esastır. Zira ilişkilerin yürümesi, can, mal emniyeti gibi hakların korunması güvene bağlıdır. Güven ortamının kaybolduğu bir toplumda haksızlık, zulüm, birbirini kandırma, aldanma ve aldatma gibi olumsuz davranışlar yaygınlık kazanır, birlik beraberlik ortadan kalkar. Yalan, faiz, içki, kumar, zina, israf, rüşvet ve gasp gibi durumlar güven ortamını bozan kötülüklerdir. İslam; fert ve toplumun akıl, can, mal, ırz ve namus ve inanç teminatını sağlamak için gelmiş ve bunu ihlal edenleri de ağır bir şekilde cezalandırmıştır. İslam; güven üzerine tesis edilmiş emin bir nizamdır. Müslüman bir idarecinin esas görevi, toplumun emniyetini sağlamaktır. İlk örneğimiz Peygamberimiz; “Medine Sözleşmesi” ile hem şehirde yaşayan tüm inanç gruplarının güvenini kazanmış, hem de şehri güvenli hale getirmiştir.
KARDEŞLİK
İman kardeşliği, toplumu birleştirecek en kuvvetli bağdır. İslam’da kimse kendisi için yaşamaz, ailesi, iman kardeşi ve bütün insanlık için yaşar. Müslümanlar, iman kardeşi olduklarını hatırladıklarında, birbirlerine arka çıkarlar ve kenetlenirler ve bütün insanlığın saadeti için mücadele ederler. Allah, kendi yolunda kenetlenmiş bir yapı gibi saf bağlayarak savaşanları sever. Bu kardeşliğin esası şudur. Enfal 46: “Allah ve Resulüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider. Bir de sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” Peygamberimiz tarafından ensar ile muhacirin kardeş ilan edilmesiyle ortaya çıkan kardeşlik hukuku, Müslüman millet ve devletini diğer toplumlardan ayırmıştır.
YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA
Müslümanlar, yardımlaşma ve dayanışma sayesinde güç ve kuvvet bulup yükselmiştir. İslam toplumu, muhtaç insanlara yardım etmeyi her zaman bir görev bilmiştir. Çalışma gücü olmayan, çalıştığı halde ihtiyaçlarını karşılayamayan fakir ve yetimlerin, muhtaç ve düşkünlerin temel ihtiyaçları ümmet tarafından karşılanır. Müslümanlar, günah ve düşmanlıkta değil, iyilik ve takvada yardımlaşıp dayanışırlar.
İYİLİĞİ EMRETME, KÖTÜLÜKTEN SAKINDIRMA
İslam’da iyilik ve kötülük hakkında ortak bir duygu ve düşüncenin meydana gelmesini sağlayan bu esas, İslam milletinin temel dinamiklerindendir. İslam’da devlet, bu esasın hayata geçmesi için gayret eder, iyilik olan adil düzeni yürütür ve faizci kapitalist düzeni reddeder. İslam milleti tarihin her safhasında kötülükler ile mücadele etmiş, iyilikleri emretmiştir.
HAKKI GÖZETME
Hak; korunması, gözetilmesi, sahibine ödenmesi gereken maddi veya manevi menfaatler, görev ve borç gibi anlamlarda kullanılmıştır. İslam’da hiçbir sebep, bir hakkın ihlalini mazur gösteremez. O nedenle Peygamberler vahyin emrettiği şekilde hakkaniyeti temin edip toplumun menfaatini önde tutmuşlar, toplumlarına zulmeden zalimlerle mücadele etmişlerdir.
MÜSAMAHA
İslam, her yerde olduğu gibi burada da orta yolu tutarak hiyerarşi ve disiplinle beraber halka müsamahalı, yani hoşgörülü olmanın kurallarını vermiştir. Toplumu hayra yönlendirirken ikrah ve zorlama yolunu değil, ikna yolunu tercih etmiştir.
VATAN
İslam milletinin üzerinde inandığı gibi yaşayabildiği, hak ve hukuku, adaleti hâkim kıldıkları toprak parçasına “vatan” denilmiştir. Müslümanların canı ve malı pahasına bin bir zahmetle elde ettikleri ve İslam’ın kurum ve kurallarıyla yaşandığı bir yer, sıradan bir toprak parçası olmaktan çıkar “vatan” olur. Hac 41: “Onlar (müminler) ki, eğer kendilerine yeryüzünde iktidar verirsek namazı kılar, zekâtı verirler, iyiliği emreder ve kötülüklere engel olurlar. İşlerin sonu Allah’a varır.” İslam hukukçuları, itikat ve düzen olarak İslam’ın yaşandığı coğrafyaya “Dar’ül İslam” adını vermişlerdir.
MİLLİ GÖRÜŞ VE BEŞ ŞEY
Huzur, barış, kardeşlik: Bunlar yönetimin ana ilkesinin kin, hırs, intikam değil, sevgi ve şefkat olmasına bağlıdır. Milli Görüş’ün temel ilkesi sevgi ve şefkat’tir. Toplumda huzur, barış, kardeşlik ancak Milli Görüş ile gerçekleşebilir.
İnsan Hakları ve Hürriyetler: Milli Görüş herkese hürriyet, herkese insan hakkını vermenin mücadelesini verir. Bunun için toplumda insan hakları ve özgürlükler ancak Milli Görüş ile gerçekleşir.
Adalet: Adalet mülkün temelidir. Adalet, insanın temel haklarının güvence altına alınması ve korunmasıdır. Toplumda adalet ancak Milli Görüş ile gerçekleşir. Çünkü Milli Görüş; yanlış hak anlayışını değil, “Doğru Hak” anlayışını esas alır.
Refah: Bu, insanların ihtiyaçlarını ucuz ve bol elde etmeleri demektir. Toplumda refah ancak Milli Görüş ile gerçekleşir. Çünkü faiz ekonomisini değil, üreten ve kalkındıran reel ekonomiyi esas alır.
İzzet, şeref ve onur: İzzet: Kuvvet, üstünlük, şeref ve onurluluk anlamındadır. Toplumda izzet ancak Milli Görüş ile gerçekleşir. Çünkü Milli Görüş, materyalist değil, maneviyatçıdır. Selam hidayete tabi olanlara…