Saadet, seçimler ve ilkeler - 2

Abone Ol

Seçimler üzerinden ülkemiz siyasetini ve özelde Saadet Partisi’ni konuşmaya devam edelim. Milli Görüş geleneğinin son partisi olan Saadet Partisi’nin son 20 senedir nicelik olarak varlık gösterememesi hem şaşırtıcı ve hem de üzerinde düşünülmesi gereken bir durumdur. Bunu bir taraftan siyasetin genel sosyolojisiyle açıklamaya çalışırken bir taraftan da özeleştiri yapabilme olgunluğuna sahip olmalıyız. 

Fazilet Partisi’nin kapatılmasıyla oluşan ilk ayrılıktan sonra Milli Görüş’ün temsilcisi olarak yola çıkan Saadet Partisi’nin Parlamenter sitemde de mevcut Cumhurbaşkanlığı sisteminde de seçimlerde sayısal olarak bir varlık gösterememesini açıklamak kolay değil. Ancak bu coğrafyanın ve ülkemizin dinamiklerine özgü hususların bunda etkisi mutlaka vardır. Bir defa ülkemiz seçmen profili dikkate alındığında kişi odaklı siyasetin önemini kimse yadsıyamaz. İlk ayrılışla birlikte girilen seçim yarışında da lider profilinin önemli olduğunu gördük. Görünen sebebin koalisyon anlaşmazlıkları olduğu bir ekonomik krizle debelenen halkın ilk beklentisi güçlü bir lider profilinin bu krizi aşmasıydı. Bunun için Saadet ve AK Parti ayrışmasında halkın ekseriyeti AK Parti’yi tercih etmiştir.

Bundan sonra devam eden tüm seçim süreçlerinde bildiğimiz gibi çatışma üzerine kurulu bir siyaset anlayışı egemendi. 28 Şubat’ın yasakçı tutumunun ve 2001 ekonomik krizinde koalisyon hükümetinin yönetme sorununun ortaya çıkardığı travma AK Parti’nin vesayetten kurtulma ve istikrar adına güçlü bir şekilde desteklenmesine neden oldu. Tüm seçim süreçlerinin olağanüstü bir havada ilerlemesi AK Parti’nin başarısının önemli sebeplerindendir. Bu olağanüstü havayı tüm seçimlerde görsek de tek sebebi buraya bağlayamayız.

Özellikle siyaseti idealize etmeden halkın hayatın içindeki somut sorunlarına ve beklentilerine yönelik ürettiği çözümler ve uyguladığı projeler uzun yıllar AK Parti’nin seçim propagandasını teşkil etti. Halk üretilen projelerin hakkaniyetiyle değil somut sonuçlarıyla ilgilendi. Bu yüzden yolsuzluklar, usulsüzlükler, kayırmalar seçmenleri olumsuz anlamda etkilemedi. Aslında AK Parti siyasetin idealizmini 28 Şubat’ın sorunları üzerinden yürütürken siyasetin pragmatizmini ekonomi ve gündelik sorunların çözümü üzerinden yürütmeyi başardı. AK Parti’nin en büyük başarısı seçmen kitlelerini hem idealize edebilmesinden hem de sorunlarına pragmatik çözümler sunabilmesinden geliyor. Son yıllarda halka somut projeler sunamayan AK Parti’nin beka üzerinden siyaset anlayışını güncellediğini görüyoruz.

Peki, Saadet Partisi bu düalizmi gerçekleştirebilir miydi ya da gerçekleştirmeli miydi? Milli Görüş’ün temel misyonu buna izin veriyor muydu ya da vermeli miydi? Bu sorulara verilecek cevapları her Milli Görüşçü az çok tahmin ediyordur. O zaman Saadet Partisi’nin siyaset yapmadaki amacıyla, elde ettiği başarı arasındaki çelişkiyi nasıl aşması gerekiyor?

İlkeli siyaseti tercih eden bir hareketin başarısı ancak temel ilkelerle halkın beklentilerinin karşılıklı uyumuyla sağlanır. Bu uyumun sağlanmasında nasıl bir yol izlenmesi gerektiği partinin istikametini de belirleyecektir. Sistemin dayattığı hareket alanı partinin ilkesel duruşuna muhalif olmadığı sürece siyaseten sorun teşkil etmemesi gerekiyor. Son dönemde Saadet Partisi’nin ittifak çalışmaları bunun bir örneğidir. İttifaklar üzerinden partinin ilkesel duruşuna dair söz söylemek insaflı bir eleştiri olmayacaktır. Asıl üzerinde durulması gereken husus hareketin ilkelerine dönük partinin ne gibi siyasi üretimler yaptığıdır. Bu yüzden ittifak tercihleri ile ilkeler üzerinde daha da konuşulması gerekiyor.