Saadet Partisinin siyasi ağırlığı

Abone Ol

Saadet Partisi Pazar günü Ankara’da “Seçime Hazırlık ve Planlama Toplantısı” yaptı. Baştan beri Milli Görüş içinde bulunan Yasin Hatiboğlu, Oğuzhan Asiltürk, Fethullah Erbaş gibi ağır toplarla; günümüzde bu ulvi davayı omuzlamayı şeref bilen kadrolar hep bir aradaydı. Programda Türkiye ve İslam dünyasının problemleri masaya yatırıldı; bir doktor titizliğiyle çözümler sunuldu.

Pursaklar’daki Selçuklu Kültür ve Kongre Merkezi, davasının heyecanını duyan, sorumluluk şuuruna sahip samimi kadrolara ev sahipliği yaptı. Dert ehli, fedakâr kadroların kıt imkanlarıyla Türkiye’deki yangını söndürmek için seferber oldukları görüldü.

Programa sadece, Saadet Partisi ve Milli Görüşçü kuruluşların genel merkez ve illerdeki üst düzey yetkilileri davet edilmişti. Saadet Partisi Genel Merkezi’yle arazide hizmet veren kadrolar arasındaki kaynaşma zirveye çıktı. YİK Başkanı Oğuzhan Asiltürk’ün olaylara vukûfiyeti, itidalli tavrı yüreklere su serpti. Genel Başkan Prof. Dr. Mustafa Kamalak’ın her cümlesi, yangın yerine çevrilmiş ülkemiz insanının yüreklerindeki ateşi söndürmeyi amaçlıyordu. Asiltürk ve Kamalak Milli Görüş kadrolarına “can kardeşlerim” şeklinde hitap ettiler.

Toplantıda gençler ağırlıktaydı. Salonu “Başbakan Kamalak”, “Bir hilal, beş yıldız; iktidara hazırız” sloganlarıyla çınlattılar.

Ağır bir yükü taşıdıklarının farkındaydılar. Meclis’te temsil edilen siyasi partiler hükümeti kuramamış, acil bekleyen yasaları Meclis’ten çıkaramamış; söz düellosuyla vuruşmayı tercih etmişlerdi. Halkın dikkati yüzde 2’yle temsil edilen Saadet Partisi’ne çevrilmişti.  Ankara’da sorumluluklarını yeniden kuşandılar, bilendiler; seçim startı alarak yangına su taşımak amacıyla araziye dağıldılar.

MEDYANIN İLGİSİZLİĞİ

Toplantıdaki dert ehli, içi yanan insanlar, yangını söndürmek için her türlü fedakârlığa hazır bir itfaiye erinin gayretini andırıyordu. Genel Başkan Mustafa Kamalak şöyle diyordu:  “4 siyasi parti, 3 aydır ‘problemlerimizi nasıl çözebiliriz ’ yerine; ‘oyumuzu nasıl artırabiliriz ’ üzerinden çalışma yaptı. İnatlaşma, kamplaşma Türkiye’ye fayda sağlamaz. Bu ateşi söndürmek için birbirimizi anlamaya, omuz omuza vermeye mecburuz.”

Kamalak; Saadet Partisi kadrolarının sorumluluk almaya hazır olduğunu söyledi: “Ülke için elimizi değil, vücudumuzu taşın altına koyarız. Yangını söndürmeyi amaçlayan her türlü seçim işbirliğine varız.”

Genel Başkan’ın 40 dakikalık sunumu her şeyi özetliyordu. Olaylara, ateşe düşen evladını kurtarmak için çırpınan anne şefkatiyle yaklaşıyor, 77 milyonluk ülkenin tamamını kucaklıyordu.

Bu yüksek sorumluluğa, çözüm, çözüm! diyerek milletin acısına ortak olduğu görüntüsündeki nice medya kuruluşu ilgisiz kaldı. İyi niyetlileri istisna ederek söylüyorum, 50 kişilik toplantıları takip eden medya, acılarımıza neşter vuran bu volkan patlamasını niçin görmüyordu acaba

Samimiyetlerini, yüreklerini, heyecanlarını ortaya koyarak sunulan çözüm reçeteleri dikkate alınmalıydı! O 40 dakikalık konuşmanın gazete sayfalarına, TV ekranlarına yansımasını efendileri mi engelledi dersiniz

Medya, birbiriyle anlaşamayan, uzlaşamayan, hükümet kuramayan, Meclis’teki görevini unutan siyasi partilerin peşine takılmayı ne zaman bırakacak

MİLLİ GÖRÜŞSÜZ OLMUYOR!

Son 3 ayda daha yakından gördük ki, Milli Görüş’ün bulunmadığı bir Meclis ve hükümet problemlerimize çözüm sunamıyor. Saadet Partisi’nin aldığı yüzde 2.1’lik oyun siyasi denklemdeki ağırlığı şimdi daha net anlaşılıyor.

Hayret! 7 Haziran’da halktan vekâlet alan tek kişiden “Gelin! Asgari müştereklerde birleşelim” sözünü duyamadık. Bu nasıl sorumluluk, nasıl vekâlet alma anlayışı, nasıl emanete sahip çıkma duygusu

Halktan vekâlet alan her siyasi parti ve her milletvekilinin; halkın seçerek temsil yetkisi verdiği diğer siyasi parti ve milletvekilleriyle birlikte çalışma, anlaşma, uzlaşma ve çözüm üretmeleri asli görevleri arasında!

Koalisyon kurma becerisinden yoksun 4 parti, 1974’teki CHP - MSP Koalisyonu’nun hangi zorluklarla kurulduğunu incelesinler. MSP irticacı olarak yaftalanıyor, laiklik baskısı yapılıyor, seçmene “Komünistlerle bir oluyorlar” mesajı veriliyor, İslami gruplar tahrik ediliyor, dış güçlerin tuzakları bitmiyor… Milli Görüş erlerinin millete hizmet aşkına bakın ki, zorlukları aşıyor; hükümete girerek “Kıbrıs Barış Harekatı’nı gerçekleştiriyor, ülkeyi fabrikayla donatıyorlar.

Erbakan Hoca’nın kadim değerlerimizden beslenen görüşleri Milli Görüşçülere ışık tutmaktadır. O, “Tanıyan herkes Milli Görüşçü olur” diyordu. Şimdi Milli Görüş’ü anlama zamanı.

Saadet Partisi’nin gücünü kırmayı amaçlayan, şer güçlerin servis ettiği maksatlı haberlere karşı uyanık olmalıyız.

Her türlü imtihanı geçerek bugünlere gelen Milli Görüş’ün şuurlu, tecrübeli, fedakâr ve vefakâr kadroları! Çözümü bilen sizsiniz! Bu ülke bizim! Ülkemizdeki yangını söndürmek için görev başına!