Saadet Partisi’nin “Türkiye’nin Konut Sorunu ve Çözüm Yolları” raporunu okurken ‘mahalle’den komşumuz evinin önündeki zerdali ağacından topladıklarını ‘komşu’larına dağıtıyordu. ‘Bizim mahalle’ bir on sene öncesine kadar genellikle bahçeleri olan müstakil tek katlı evlerden oluşuyordu. Komşuların birbirlerinin güneşini engellemediği, rüzgarını kesmediği, mahremiyetini ihlal etmediği, mahallenin çocuklarına herkesin göz kulak olduğu, her sabah herkesin kendi evinin önünün temizlediği, temizlemeyenin de yandaki komşu evden görerek temizlemeye çalıştığı bir mahalle idi. Son on senedir mahallemiz müteahhitlerin insafında. Tek katlı, bahçeli, müstakil, evlerinin önü temiz sokaklarımız artık apartman daireli, sokakları çöplükten geçilmez bir halde.
Saadet Partisi, konut raporunda son aylarda astronomik şekilde artan ev ve kontu fiyatlarına ele alarak çeşitli tespit ve çözümlerde bulunmuş. Raporda “Yeterli konuta erişimin gittikçe zorlaştığı son on beş yılda, küresel ölçekte yaşanan bir dizi olay, konut alanında varlığını koruyan paradigmaların gözden geçirilmesini zorunlu kılmıştır. Konutu bir yatırım ve servet aracı olarak gören yaklaşım, finans piyasalarının konut sektöründe artan hâkimiyetiyle birlikte konutun finansallaşması sonucunu doğurmuş; ancak yaşanan ekonomik krizler, özellikle de 2008 Küresel Mali Krizi, bu yaklaşımın toplum ve ekonomi üzerindeki olumsuz etkilerini net bir şekilde ortaya koymuştur.” Raporda yaşanan krizin ‘konuta ekonomik erişebilirlik krizi’ olduğuna dikkat çekerken “Bu kriz karşısında konutun daha ziyade sosyal bir mal olduğunu vurgulayan, konutu bir insan hakkı olarak gören yaklaşım güncel tartışmalarda ağırlığını yeniden hissettirmeye başlamıştır. Yaşamış ve yaşamakta olduğumuz küresel salgın koşullarıyla birlikte tüm hayatın; yaşanan konutun sınırları içine sığması gerekliliği, konutun en temel işlevi olan barınma işlevini ve bu işlevin yeterli ve karşılanabilir olmasını savunan yaklaşımı tekrar gündeme getirmiştir” ifadelerine yer veriliyor.
Konut meselesine sadece ekonomik bir mal olma üzerinden bakılması eksik bir bakış açısıdır. Mekanlar kimliklerin yeniden üretildiği, gelecek kuşaklara o mekanların inşa edildiği dönemdeki sahip olunan inanç, ideoloji ve yaşam formları aktarılmaktadır. İnsan yaşadığı çevreyi ve icat ettiği nesneleri sahip olduğu inanç ve düşünce değerlerinden bağımsız yapamaz. Bu sebeple konutlarımızı, şehirlerimizi inşa etmeye çalışırken sadece ekonomik değerler, sadece anlık barınma ihtiyaçları olarak görmek yanlıştır. Yapılan her iş ile insanlar bir fikri, bir inancı, bir ideolojiyi, bir düşünceyi ifade ediyordur.
Bu sebeple konut ve şehir inşasında “rant merkez”li, birilerine daha fazla kazandırma amaçlı işlerden bir an evvel vazgeçilmelidir. Bir konut sadece ekonomik bir mal değildir. Bir insanın barınma meselesi, o insanın başını sokabileceği bir çatının yanında insanca var olacağı, kendini güvende hissedebileceği, çocuklar sokakta oynarken ebeveynlerin endişe duymayacağı, sokakta yaşayan eli ayağı tutmayan yaşı büyük insanların gözetileceği, ihtiyaçlarını o mahallede bulunanların karşılayacağı, birbirinin haklarının ihlal etmeyeceği, sevincin, üzüntünün, düğünün, hastalığın, doğumun, ölümün beraber yaşanacağı insanın sosyal bir varlık olduğu esasına dayalı mekanlar inşa edilmelidir.
Ülkemizin tarihi Anadolu, Balkan ve Osmanlı’dan geri kalan coğrafyalar konut ve şehirleşme adına çağımıza da çözüm üretecek tarihi anlayışlar mevcuttur. Giderek azalsalar da, elimizdeki bu tarihi bilgi birikiminden yeni bilgiler üreterek kendi çözümlerimizi ortaya koyabiliriz. Sosyal açıdan, kültürel açıdan, ekonomik açıdan insanın ve ailenin yaşayabileceği inanç ve düşünce dünyamıza ait yaşam alanları kurabiliriz. Düşünceyi de yeniden üretebilecek. Konut ve şehircilik açısından Avrupa eski alışkanlıklarından ve standartlarından vazgeçerken ülkemizde bunların yapılıyor olması büyük bir tahlilsizliktir.
Dar gelirli ve sıradan insanların bu konuyla alakadar olmaları zordur. Ama kürsülerde din adına konuşan, akademidelerde bilim üretmeye çalışan, milletten yönetme yetkisini almış kurum ve kuruluşlar, insanın haklarını dava edinmiş sivil toplum kuruluşları acilen bu konulara eğilmelidir. “İslam önce evlerde kurulur” diye vaaz veren hocaefendiler “İslam’ın kurulacağı evlerin” inşası için pratik uygulamaların yapılmasını sağlayacak faaliyetler de yapmalıdırlar, konuşup anlatmanın yanında. Mimarlık ve şehircilik üzerine çalışanlarımız gerekli ve yeterli çalışma yapmak için desteklenmelidir.
İnsanın barınması en temel haktır. Bu hakkın bir takım tekellerin eline terk edilmemesi için kanunlarda gerekli düzenlemelerin yapılması öncelenmelidir. Kentsel dönüşümlerin rantsal dönüşümler olmasından çıkarılması, şehirlerin sosyal dokularının, sosyal yapılarının bozulmasının önüne geçilmesi gerekmektedir.
Saadet Partisi’nin konut sorunu için maddelendirdiği şu hususlar hemen ele alınması gereken konulardır: “Geliştirilecek konut projeleri müteahhit değil; vatandaş odaklı olmalıdır. Konut sorunlarına sürekli olarak yıkmak ve yapmak üzerinden yaklaşılmamalı; ekolojik, tarihi, toplumsal ve kültürel miras ve ülke kaynakları israf edilmemelidir. Toplumsal-mekânsal eşitsizliklerin önüne geçilmeli, toplumun genelindeki adalet ve aidiyet duygusu zedelenmemelidir. Konutu yatırım ve spekülasyon aracı olmaktan çıkaran, toplumsal gruplar arasında konut varlığına dayalı servet ve gelir eşitsizliğini ortadan kaldıran, tüm paydaşları bir araya getiren, bütünleşik planlama yaklaşımı ışığında konutla ilgili strateji, hedef ve politikalar belirlenmelidir. Türkiye’nin düzensiz kentleşme ve gecekondu gibi sorunlarına son dönemde çözüm olarak sunulan büyük ölçekli kentsel dönüşüm projeleri ve toplu konut uygulamaları insan merkezli olarak acilen gözden geçirilmeli ve revize edilmelidir.”
Tabi bunların yapılabilmesi için de büyük bir zihniyet dönüşümü gerekli!