Alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah (c.c)›a hamd ederim. Salât ve selâm, peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)’ya, âline ve sahabelerine olsun.
AK Parti 15 yıldır ülkeyi tek başına idare ediyor. Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşları, Erbakan Hocamızın “hayat iman ve cihaddır” esasına dayanan siyaset yolunu, hedefledikleri iktidar için tehlikeli bir macera olarak görmüşler ve Erbakan Hocamız ve samimi Milli Görüş kadrolarıyla yollarını ayırmışlardır. Farklılıklarını ifade etmek için çıkardıkları “Milli Görüş” gömleği yerine “muhafazakâr demokratlık” gömleğini giymişlerdir. 2002 seçimlerine giderken AK Parti Genel Başkanı olan Erdoğan, aldığı bir ceza nedeniyle milletvekili adayı olamamış ve milletvekili seçilememişti. Seçimden iktidar çoğunluğu ile çıkan AK Parti Genel Başkanı, milletvekili olamadığı için hükümet Abdullah Gül başkanlığında kurulmuştu. Erdoğan’ın seçilme yasağının kaldırılması için CHP’nin himmeti ve katkısıyla bir anayasa değişikliği yapıldı ve bu işlemden sonra Siirt seçimleri yenilendi ve Erdoğan, Siirt milletvekili olarak TBMM’ye girdi. CHP’nin kendisine sağladığı bu imkânla ve Abdullah Gül’ün vefalı davranışı ile Başbakanlık koltuğuna oturdu. CHP’nin himmeti ve katkısı olmasıydı Erdoğan bu günlere ulaşabilir miydi? Bu anayasa değişikliği ile Erbakan Hocamızın da siyasi yasağı kalktı ve Saadet Partisi Genel Başkanı oldu. Ve trilyon davası diye bilinen bir sürecin sonunda Erbakan Hocamız AK Parti iktidarı döneminde yeniden siyasi yasaklı haline getirildi. Ve cezası kesinleştiğinden (AK Parti iktidarı döneminde) tutuklanması için evi polisler tarafından kuşatıldı. Araya birileri girdi de, olay tatlıya bağlandı. Biz kimseyi o dönemde Erbakan düşmanı olarak ilan etmedik. Yine Milli Görüş’ün önemli kuruluşlarından MGV yine AK Parti iktidarı döneminde kapatıldı. Ve yine biz bu meseleden dolayı kimseyi davaya ihanet ile suçlamadık. Biraz herkesi düşünmeye davet ediyoruz. Saadet Partisi Milli Görüş’ün tek temsilcisi olarak inandığı davası için görev yapmaya çalışıyor. Hak söz söylüyor. Ve barış ve kardeşlik için, milletimizin ve bütün insanlığın saadet bulması için siyaset yapıyor. Yol gösteriyor, kimseye çamur atmıyor, gördüğü yanlışlıkları kendi üslubuyla dile getirmeye çalışıyor.
REFERANDUM
Saadet Partisi, yapılmak istenen anayasa değişikliği ile ilgili tekliflerini bizzat ziyaret ederek makamında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, Genel Başkan Temel Karamollaoğlu tarafından iletmiştir. Denmiştir ki; biz esasta başkanlık sistemine karşı değiliz. Ancak bu başkanlık sisteminin bir sigortası olarak güçlü bir meclisin varlığını ve yargı bağımsızlığını önemsiyoruz. Meclis kanun yapmalı, denetim yapmalı, bütçe yapmalıdır. Ve bu meclis, kendi iradesi dışında başka bir irade tarafından seçime götürülmemelidir. Yargı ise ne meclisin ne de yürütmenin etkisi altında olmamalıdır. Çünkü adalet mülkün temelidir. Kanun, mecliste görüşülürken başta Cumhurbaşkanı olmak üzere Parti Genel Başkanlarına, TBMM Grup Başkan vekillerine, bu kanaatlerimizi yansıtan mektuplar yazmışız. Ve kanun meclisten geçtikten sonra biz, bu haliyle bu anayasa değişikliğine EVET demeyeceğiz, çünkü getirilen değişikliklerin, Türkiye’yi çok sıkıntılı bir sürece sokabileceğinden endişeliyiz demişiz.
Bir başka olay, Erbakan Hocamızın vefatının 6. sene-i devriyesi münasebetiyle Saadet Partisi tarafından 25 Şubat akşamı Ankara’da yapılan bir anma programı sonrasında koparılan fırtınadır. Bu programa Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı, Başbakan Binali Yıldırım’ı Parti Genel Bakanlarını, Sivil Toplum Kuruluşlarının Genel Başkanlarını, İslam ülkelerinin büyükelçilerini davet etmiştir. Davet, ayrım yapılmaksızın herkese yapılmıştır. Davete, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu ile Barolar Birliği Genel Başkanı Feyzioğlu icabet etmişlerdir. AK Parti’yi ve Başbakan’ı temsilen ise eski meclis başkanı Mehmet Ali Şahin katılmıştır. Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı ve Başbakan programa anlam yüklü mesajlar göndermişler ve bu mesajlar olduğu gibi okunmuştur.
Bu program için yapılan davete icabet eden Kılıçdaroğlu ve Feyzioğlu üzerinden Saadet Partisi’ne had bildirmeye vazifeli kesimler kılıçlarını kuşanmışlar ve saldırıya geçmişlerdir. Ne saldırı bir bilseniz, aman Allah’ım.
FANATİK KİN
ABD’nin, AB yöneticilerinin, İsrail’in Erbakan’a Milli Görüş’e ve Saadet Partisi ve kadrolarına duydukları kin ve nefreti anlarım. Çünkü Rabbimiz bize MAİDE 82: “İnsanlar içerisinde iman edenlere düşmanlık bakımından en şiddetli olarak Yahudiler ile şirk koşanları bulacaksın…” diye haber veriyor. Bu ülkede “Adil Bir Düzen” kurulsun, bizim birliğimiz “İslam Birliğidir” diyen bir hareketin temsilcisi Saadet Partisi’ne; bize benzeyen, bizim gibi inandığını söyleyen insan ve kesimlerin duyduğu ve izhar ettiği kini, nefreti anlamakta zorlanıyoruz.
Adı Mehtap soyadı Yılmaz olan bir bayan yazar Saadet Partimizin bilge başkanı Temel Karamollaoğlu hakkında bir yazı kaleme almış. “İngilizlerin iç güveyisi...” diye başladığı yazısında çok incitici, aşağılayıcı, tepeden bakan, baştan sona hakaret içeren alaycı bir dil kullanarak bu yazıyı yazdığı günlük gazetenin sahibinin de Milli Görüş davasına ve Erbakan Hoca’ya duyduğu FANATİK KİNİN gereğini yerine getirmeye çalışmış… Anlamak istediğimiz şey bu bayan yazar, yazdığı bu yazıyı hangi kutsal kitabı, hangi muteber edep ve ahlak kurallarını esas alarak yazmıştır, bilmek isteriz. Biz de yazılarımızı yazarken bu kaynaklardan istifade edelim derim. Bir de bu yazar, yazısının sonunda “Sizin dininiz size, benim dinim bana sizin efendileriniz size, bizim liderimiz bana” deyivermiştir. Şimdi ben diyorum ki Saadet Partililer olarak bizim dinimiz İslam’dır ve biz elhamdülillah Müslümanlardanız, efendimiz ise Hz. Muhammet Mustafa (s.a.v)’dır. Biz kendimizin ne olduğunu açıkladık. Rabbimiz buyuruyor: AHZAB 58: “Mümin erkeklere ve mümin kadınlara, işlemedikleri bir şeyden dolayı eziyet edenler, şüphesiz bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.” İyi ki hesap günü var. Selam hidayete tabi olanlara…