Türkiye, cumhurbaşkanlığı seçimine kilitlenmiştir.
Meclis, cumhurbaşkanını halkın seçmesi yönünde bir düzenleme yaptı. Fakat halkı
vesayet altına almaya yol açan bir yapı meydana geldi. Halkın tercihlerinde
daralma oluştu. Cumhurbaşkanlığına aday olabilmek için 20 milletvekilinin
imzalı onay vermesi şartı getirildi. Barajlar koymaktan hoşlanan zihniyet bu
konuda da tıynetinin gereğini yaptı. Halka denilmek istendi ki, ancak benim
uygun gördüklerimi seçebilirsin. Demokrasi (!) var ya!
Böyle bir atmosferde halk günlerdir Saadet Partisi nin
seçimlerdeki tavrını merak ediyordu. Saadet Partisi, adaylar netleştikten sonra
geniş çapta istişareler yaptı. Konuyu enine boyuna ele aldı. 23. 7. 2014 günü,
hem düzenlemedeki usûl yanlışlığını, hem de adayların prensiplerine uygun
olmadığını belirterek, hiçbir adaya oy vermeyeceklerini açıkladı. Bu kararını
sağlam gerekçelere dayandırdı.
YİK Başkanı Oğuzhan Asiltürk, düzenlemenin ortaya
çıkaracağı yanlışlıkları şöyle anlattı: Sadece bizim gösterdiğimiz adaylara oy
vereceksiniz denildiği için böyle bir seçimle iş başına gelen zat halkın
cumhurbaşkanı değil, kendini aday gösterenlerin cumhurbaşkanı olarak
algılanır.
Asiltürk, Millî Görüşçülerin oy vereceği cumhurbaşkanı
adayının özelliklerini de şöyle açıkladı: Türkiye nin menfaati, AB nin
kapısında beklemekten yana değil; dünyadaki güç dengelerini gözetecek bir
politikadan yana olması lâzımdır. En önemlisi Millî Görüşçülerin oy vereceği
adayın toplumun inançlarına, ahlakî ve manevî değerlerine sahip çıkması
lâzımdır.
Saadet Partisi olaya sorumluluk şuuruyla yaklaşmaktadır.
Hem usûl yanlışlığına dikkat çekerek zımnen Meclis i göreve davet etmekte; hem
de mevcut adayların halkın beklentilerine cevap veremeyeceğini ortaya
koymaktadır. Oy vermek, onay vermektir diyerek adayların muhtemel
yanlışlıklarına ortak olamayacaklarını belirtmektedirler.
Zihniyet Değişmeli
Anayasa, siyasî partileri, demokrasinin vazgeçilmez
unsurları olarak görmektedir. Siyasî partilerin çoğunun dışlandığı bir
düzenlemeye demokratik denilebilir mi Üç adayla sınırlı bir seçime gidilmesi
de bunun ispatıdır. Cumhurbaşkanını halk seçecek deniliyorsa, halka geniş bir
tercih imkânı sağlamak gerekmez mi
Saadet Partisi Genel Başkanı Mustafa Kamalak; bu
düzenleme ile 50 yıllık dönüşümde etkili olmuş, ülkemizin en köklü ve en
dinamik hareketi olan Saadet Partisi başta olmak üzere pek çok partiye de aday
gösterme imkânı tanınmadığı için hukuk dışına çıkıldığını ve millet iradesinin
yok sayıldığını söyledi: İleride yapılacak yeni bir düzenlemeyle hem seçime
girme hakkı kazanmış olan siyasî partilere, hem de belli miktardaki imza ile
halka, cumhurbaşkanlığı için aday gösterme hakkının tanınması en öncelikli
temennimizdir.
Saadet Partisi, usûl yanlışlığının halkı belirli adayları
seçmeye mahkum bıraktığını savunurken, mevcut adayları da şöyle değerlendiriyor:
Her üç adayın üçünün de özde ve istikamette birbirinden farkı yoktur.
Birbirine zıtlarmış gibi gösterilmeleri iyi kurgulanmış bir hileden ibarettir.
Mevcut adaylardan hiçbiri maalesef, Millî Görüş ün hassasiyet ve beklentilerine
cevap vermiyor. Örneğin, adaylardan hiçbiri `Bana ne Amerika dan diyebilecek
ve asıl vesayete karşı koyabilecek bir kararlılık ortaya koyamamaktadır.
Saadet Partisi sorumlu siyaset anlayışını benimsemiştir.
Milletimizin tarihî misyonunun farkındadır. Kabilecilik mantığı ile değil,
büyük devlet olma şuuruyla hareket etmektedir.
Gerçekte cumhurbaşkanını halkın seçmesi konusunu ilk defa
gündeme getiren Millî Görüş partileri olmuştur. Bu amaçla 2.5.1991 de geniş
katılımlı bir miting yaptılar. Bu mitingle halkın tercihlerinin net olarak
sandığa yansımasını amaçladılar. Bu, halka değer vermektir.
Nasıl bir cumhurbaşkanı
Bugünkü düzenleme, Başbakan Recep Tayip Erdoğan ın elini
güçlendirmek için yapıldığı izlenimini vermektedir. Bunu, bütün şehirlerdeki
bilboardlara kimin yerleştiğine bakarak hemen fark edersiniz. Orantısız bir güç
kullanımı söz konusudur.
Sayın Başbakan, 12 yıllık iktidarı döneminde kendine
bağlı medya kuruluşları oluşturmuş, pek çoğunu da bypass ederek etkisiz hale
getirmiştir. Ülke menfaatlerini parti menfaatlerinin önüne alan medya sayısı
oldukça azalmıştır. Tayyib in medyası anlayışı yerleşmeye başlamıştır. Bu
siyasî ihtiras ve bencillik, bırakın özel TV leri, devlet TV lerinde bile
Saadet Partisi nin -son yerel seçimlerde- bir cümleyle bile tanıtılmasına izin
vermemiştir. Millî Görüşçüler, son 12 yılda görülmemiş bir medya ambargosuna
tabi tutulmuştur.
Cumhurbaşkanlığı hassas bir kurumdur. Şaibeden uzak
tutulması gerekir. Son senelerde sayın Erdoğan ve bazı yakınlarına, hiçbir
başbakanda görülmediği ölçüde yolsuzluk iddiaları isnat edilmiştir. Bunlara
karşı, İşte ben ve yakınlarımın mal beyanı diyerek hiçbir yolsuzluğa
karışmadıklarına dair bir açıklama yapamamıştır.
Ayakları Anadolu topraklarına basan Saadet Partisi nasıl
bir cumhurbaşkanı istediği ile ilgili görüşlerini kamuoyu ile paylaştı:
Cumhurbaşkanı millî ve yerli olmalıdır. İcraatlarında
hayra motor, şerre fren olmalıdır. Güçlünün değil, haklının yanında yer
almalıdır. Önce ahlâk ve maneviyat düsturunu benimsemelidir. Cumhurbaşkanı
millî, güçlü, süratli ve yaygın kalkınmadan yana olmalıdır. Sömürgeci ekonomiye
değil, Adil Düzen i savunmalıdır. Batı kulübüne girmenin değil, İslâm
Birliği ni kurmanın mücadelesini vermelidir.
Millî Görüş geniş bir tercih alternatifinin önünü
açmakta, halkı yanlış gördüğü üç zihniyetten birine mahkûm hale gelmekten
kurtarmaktadır.