Saadet Partili başkan adaylarına neler anlattım?

Abone Ol

Yaklaşık 30 yıldır yazıyorum.

Binlerce yazıya, habere, yoruma imza attım, konuştum.

Gazetecilik yıllarımın büyük kısmı Ankara’da geçti, yaklaşık 10 yıldır da İstanbul’dayım.

Sayısız, siyasi parti kongresi, miting takip ettim, etmeye de devam ediyorum.

Mesleğim gereği, liderlerin, başkanların, adayların konuşmalarını yakından izledim, izliyorum.

Genel Yayın Yönetmenimiz Mustafa Kurdaş, geçen gün, “Saadet Partisi Belediye Başkan adaylarına Medya Dili konusunda bir sunum yapabilir misin ” teklifini getirdi.

Ve önce Ümraniye’de, İstanbul Anadolu yakasının Saadet Partisi Belediye Başkan adaylarına, ardından da Cevizlibağ’daki  Saadet Partisi İstanbul İl Başkanlığı’nda, Avrupa yakasının Saadet Partisi Belediye Başkan adaylarına şunları anlattım; (Özetle)

* Ekibinizde yer alan takım arkadaşlarınız aday olduğunuzu bölgenin seçmen profilini, düşüncesini, ihtiyaçlarını, sosyo ekonomik düzeyi konusunda bilgili ve fikir sahibi olmalıdır

* Ekibinizde yer alan herkes kazanacağınıza inanmalıdır.

* Ekipte yer alan tüm üyeler kendi alanında uzman olmalıdır. Alanına hakim gibi görünen ancak hakim olmayan ekip üyeleri kampanyanızın zarar görmesine neden olabilir.

* Ekip üyeleri arasında takım çalışması olmalıdır. Bazı ekip üyeleri bilgi ve düşüncelerini karşısındaki diğer ekip üyesinin kar elde edebilir düşüncesiyle saklamaya çalışabilir. Bu da ekip içerisinde güvensizliğe neden olabilir.

* Ekip üyeleri seçim kampanyası boyunca özel hayatlarından feragat etmeleri gerektiğini bilmelidir.

* Ekip üyelerinin seçmenle, basınla, sivil toplum kuruluşları ile iyi iletişim kurmaları gereklidir.

* Ekip üyelerinizin siyasi görüşleri, doğru karar almalarını engellememelidir. Siyasi görüş ve duyguları sosyal ve psikolojik gerçeklerin önüne geçmemelidir.

* Gerek mahalli gerek ulusal basın olsun gazete ve TV (vb) ismi vermeden medya politikaları eleştirilmeli.

* Kim olursa olsun soldan ya da sağdan ya da hangi meşrepten gazeteci gelirse gelsin sorularını sakin sakin dinlemeli…

* Sorulara cevap vermek istemiyorsa da “Şu an cevap vermek istemiyorum. “, ya da, “Bu sorunun buraya uygun olmadığını düşünüyorum.” gibi cevaplar vermeli…

* Şunu hiç unutmamalı: “ilk kızan kaybeder”

* Konuşurken ya da bir konuyu anlatırken sese dikkat etmek lazım.

* Ses ne çok yüksek ne de çok düşük olmalı, ortadan gitmek en iyisi. Ancak konunun gidişatına paralel olarak vurgularda ses yükselebilir ya da düşürülebilir…

* Kelimelerin tane tane ağızdan çıkması…

* Konuşmanın ayet, hadis, fıkra, deyim, atasözü ile desteklenmesi…

* Takım elemanları ekip ruhuna uygun mu

* Ekipte mahallin sorunlarını çok iyi bilen ve yerine göre çözüm önerileri getiren elemanlar var mı

* Ekip elemanları da giyimine ve fiziki görünüme gereken önemi veriyor mu

* Ekip elemanları iş yapma ve iş bitirme noktasında ne durumda

* Miting alanında, kahvede, TV’de, gazetede, dergide, radyoda, evlerde yapılan konuşmalarda verilen mesajlar net mi

n Bu amaçla iyi metin yazarlarından istifade ediliyor mu

* Çağın ileri teknolojik imkanlarından yararlanılıyor mu (toplu mesaj, büyük balonlar, tayyare reklamları, twitter, facebook…)

* Yerine göre verilecek mesajlar üzerinde iyi çalışılıyor mu

* “Cek-cak”lardan ziyade “dır” ve “dir”’li mesajlar veriliyor mu

* Mümkünse koyu takım elbise…

* Mümkünse beyaz gömlek

* Ve de kesinlikle beyaz gömleğin üzerine süveter, kazak (vb) giymemeli

* Ayakkabılar boyalı olmalı, altı delik olmamalı, topukların özellikle arka kısımlarına dikkat…

Türkiye’nin diğer bölgelerinde seçimlere hazırlanan Saadet Partisi Belediye Başkan adaylarına da faydalı olur temennisiyle bu sunumu kısmen köşeme aldım.

Faydası olur inşallah… 

En az Cemaat-İktidar çatışması kadar önemli bir konu…

Bir taşeron firmaya bağlı olarak çalışan Tıbbi Laboratuvar Teknikerlerinden mektup aldım. Şunları anlatıyorlar;

1-) Bizler Üniversite mezunu olmamıza rağmen, kağıt üzerinde ilkokul mezunu vasıfsız ve statüsü olmayan elemanlarmışız gibi gösteriliyoruz.

2-) Kamu hastanesinde görevli Tıbbi Laboratuvar Teknikeriyiz; ama gelin görün ki temizlik ve haşere ilaçlama LTD. şirketine bağlı olarak çalıştırılıyoruz(!)

3-) Kadroluların geliri; 2000 TL maaş + 1000 TL döner sermaye = 3000 TL. Biz taşeronların maaşı;  900 TL maaş + 0 TL döner sermaye =  900 TL.

4-)Kadrolular servis araçlarına ücretsiz olarak binebiliyorlar, biz teşeron çalışanlarına ise yol parası diye 90 TL maaşlarımızdan ödettiriyorlar.

5-) Bizler kadrolularla bire bir aynı işi yani işi yapıyoruz fakat Temizlik Elemanı olarak görünüyoruz.

6-) Bizler taşeron şirkete bağlı olarak çalışmak istemiyoruz artık, bu şekilde hiçbir statümüz yok. KPSS’yi kazanamıyoruz diye bu kadar insanı sürünmeye mahkum etmeyin.

7-) İş garantimiz yok, sendikamız yok, toplu sözleşme hakkı yok, söz söyleme hakkı hiç yok.

8-) Maaş aldığımız banka her sene değişiyor, fakat bize hiçbir faydası yok. Çünkü bankadan kişi başı verilen promosyon ücreti birileri tarafından “iç” ediliyor.

9-) Mesai ücreti yok…

10-) Senelik izinler kadroluların 1/3’ü kadar, 10 gün izin hakkımız var sadece. Kaç sene çalışırsan çalış hep aynı kalıyor, hiçbir artış yok.

11-) Kadrosuz yeni işe başlayan bir hemşire bile en az 1500 TL. ile göreve başlıyor. On yıllık sağlık teknikeriyim, 900 TL maaş - 90 TL yol ücreti alınıyor - 10 TL’de bilmem ne kesintisi = 800 TL net elimize geçen para.

12-) Maaşlarımız hiç bir ay zamanında ve tam yatmıyor.

13-) Biz taşeron sağlık çalışanları kadro istiyoruz.

14-) Sigorta primlerimiz de en düşük seviyeden yatırılıyor.

Bir ifsad çalışması olan “Süt Bankası” projesini çıkarmak için bin bir yolu deneyen Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu azıcık da bu konuların üzerine eğilse, ya!

NOT: Bugün 02 Aralık  2013 Pazartesi … İktidar ve TBMM’de grubu bulunan partiler, 2012 yılında yeni ve sivil anayasa vaadini yerine getiremedi. Sınıfta kaldı. Umutlar bu yıla sarktı. Ama bir son dakika gelişmesi; Cemil Çiçek, “Ben artık yokum, bu Meclis yeni ve sivil Anayasa yapamaz” diyerek çekildi. Yenilgiyi kabul etti. Şu ana kadar gelinen yol, kocaman bir sıfır. Du bakali n’olacak Her şeye rağmen yine de takipteyiz…