Batı nın ilk başta pejoratif bir anlayışla yaklaştığı Putinizm doktrini, özellikle 2008 deki Güney Osetya Savaşı ndan sonra Batı yanlısı Rus entelijansiyanın da büyük oranda bu düşünceden uzaklaşarak onun yerine Rusya da, Putin oryantasyonlu kuvvetli bir merkezi güç (Derzhavnost) anlayışına sıcak bakmasıyla yeniden şekillenmeye başladı.
Rusların, Fransız Napolyon Bona-parte ın güçlü ordusu karşısında 1812 de elde ettikleri Krasnoi zaferinin motivasyonu üzerinden yeniden global bir güç aktörü olma isteği Rusya yı yeni hamlelere itmeye zorunlu kılmaktadır. Kırım ın ilhakı ve Suriye deki Rus varlığının yeniden tahkimini, ortaya konmaya çalışılan Putinizm doktrini kapsamında değerlendirmek mümkün olsa gerek.
Rusya Devlet Başkanı Putin, Nikolay Danilevsky nin ortaya koyduğu Batılılaşma (Zapadnichestvo) anlayışının ortaya çıkardığı Batı ya karşı duyulan korku (Zapadophobia) ve Batı nın da benzer şekilde Rusya ya karşı duyduğu Rusyafobia (Russophbia) anlayışı, Rusya yı global ölçekte ister istemez farklı mecralara itmektedir.
Rusya nın, Suriye de ve özellikle Kafkasya da jeopolitik önceliklerini dikkate alarak oluşturmaya çalıştığı yeni politik anlayışı ister istemez en çok Türkiye yi yakından ilgilendirmektedir. Özellikle Rusya nın en büyük müttefiki konumundaki Ermenistan, Türkiye nin yoğun diplomatik çabalarıyla Nabucco boru hattı projesi dışında tutulurken, bir bakıma Azerbaycan ile olan Karabağ sorununu çözmesine zorlanmıştı. Şimdi ise Rusya, özellikle Suriye sınırında Türkiye tarafından düşürülen Rus uçağından sonra askeri, enerji ve ekonomik konularda bu ülkeye yönelik bazı somut adımlar atmaya çalışmaktadır.
Bundan amaç, Türkiye ile yakın komşuluk ilişkileri içerisinde olan Gürcistan ı da Rusya ya yakınlaştırmak, Azerbaycan a karşı da Ermenistan kartını yeniden karmaya çalışmaktır. Bu yolla, Türkiye- Azerbaycan arasındaki yakınlaşmaya sekte vurmak ve TANAP( Trans Anadolu doğalgaz boru hattı) projesini akamete uğratmak hedeflemektedir.
Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev in Ankara saldırısı sonrası Türkiye ye gerçekleştirdiği ziyaret, her ne kadar Ankara daki terör eylemiyle ilgili Cumhurbaşkanı Erdoğan ın ikinci kez ertelediği Azerbaycan ziyaretine karşı bir jest ve iyi niyet göstergesi olsa da, bir bakıma Rusya nın Kafkasya ve özellikle Ermenistan konusunda takındığı tavra karşı kuvvetli bir cevap niteliği de taşımaktadır.
Son günlerde Ukrayna Devlet Başkanı Petro Proşenko ve Azerbaycan Devlet başkanı İlham Aliyev in peş peşe Ankara ca vaki ziyaretleri ister istemez Türk-Rus ilişkilerini de yakından ilgilendirmektedir. Bu nedenle, Türkiye nin Kafkasya politikasının zaafa uğratılmadan ve siyasi güç gösterisine dönüştürülmeden bu ziyaretlerin yeni bir konjonktürde değerlendirilmesi gerekir düşüncesindeyiz.
Batı, Türkiye-Rusya arasındaki yumuşak zeminden faydalanarak Türkiye yi hızlı şekilde kendi eksenine çekmeye çalışması yaratıcı yıkıcılıktan başka bir faydası olmasa gerek. Batı nın uyguladığı yaptırımlar sonucu iç ve dış güçlüklerle mücadele içinde olan Rusya, aynı jeopolitiği paylaştığı Türkiye ile olan ilişkilerinin yeniden olumlu bir seyir içerisine girmesi her iki devlet açısından büyük önem arz etmektedir.
Batı, Rusya ya uyguladığı yaptırımlarla bir bakıma Rusya nın eski emperyalist ruhunu yeniden canlandırmaya vesile olmaktadır. Rusya, bu cendereden çıkabilmek için, özellikle Kafkasya ve Orta Asya politikalarında kendine özgü (à la russe) demokrasi veçhesini ortaya koymaya çalışırken, merkezi otoriter ana kronik anlayışını ise gizlemeye çalışmaktadır. Rusya, bu yolla Ortadoğu, Kafkasya ve Orta Asya Cumhuriyetleri nde yeniden önemli bir güç merkezi olma çabası içerisindedir.
Batı, Türk-Rus ilişkilerinin inkıtaa uğraması amacıyla Türkiye üzerinden oluşturmaya çalıştığı siyasi patoloji ile amacına ulaşmaya çalışırken, Türkiye nin Batı ya koruyucu zırh olmaktan uzak durması ve siyasi misilleme yoluyla ilişkileri daha girift hale sokmaması için bir an önce Rusya ile diplomasi kanallarını açması hayati önem arz ettiği kanaatini taşıyoruz.