Rusya ve ABD Suriye rejimini meydana sürüyor

Abone Ol

Son zamanlarda Suriye İdilb’de Türkiye’nin gözlem noktalarına rejim güçleri tarafından saldırılar gerçekleştiriliyor. Bu saldırıların sonuncusunda bir askerimizin şehit olduğu, iki askerimizin yaralandığı açıklandı. Bu arada, pek çok sivil de saldırılardan zarar gördü/görüyor. Dikkat edilirse, Suriye rejiminin gözlem noktalarımıza saldırıları ve bu saldırılar sonunda can kayıplarının yaşanması karşısında Suriye’deki güçlerini her gün artıran ve yeni askeri üsler oluşturan ABD ve Rusya kayıtsız. Suriye rejimine karşı ciddi bir tepki sergilemiyorlar. Belli ki her iki güç de Suriye rejimi ile aralarında belli bir anlaşma yapmışlar, bu anlaşmanın esasını da ABD ve Rusya’nın bu ülkedeki güçlerini kalıcı olarak artırmaları oluşturuyor. Bu anlaşma, isterseniz buna mutabakat da diyebiliriz, aynı zamanda İsrail’in de işine yarıyor. Böyle olmasaydı, Suriye rejimi ABD ve Rusya’dan açıktan olmasa da destek görmeseydi söz konusu saldırıları gerçekleştiremezdi.

Bölgemizdeki gelişmeler değerlendirilirken İsrail dikkate alınmadan doğru sonuç almak mümkün değildir. Çünkü daha iki gün önce Filistin ile ilgili toplantıda Suriye rejimi temsil edilirken Türkiye’nin bulunmayışı dikkat çekiciydi. Suriye rejimi ABD ve Rusya’ya İsrail konusunda teminat vermiş olacak ki, Esad yönetimi ayakta kalabilmek adına Filistin davasını da satmış durumda. Bu noktada Suriye rejiminin saldırılarının sadece TSK’nın gözlem noktaları ile sınırlı kalmadığını, Suriye’nin pek çok bölgesinde muhalif güçlere yönelik saldırılar sonucunda büyük bir bölge harabeye dönmüş, milyonlarca Suriyeli hayatta kalabilmek için gerek Suriye içinde gerek dışında güvenli bölgelere göç etmişlerdir. Bu gerçeğin bilinmeyen bir yanı yoktur ama başta ABD ve Rusya olmak üzere AB ülkelerinden de ciddi bir tepki gelmemektedir. Denebilir ki, Haçlı ittifakı Suriye’de akan kandan rahatsız değil, aksine memnundur.

Bu bakımdan ABD ve Rusya’nın arada bir gösterdiği güler yüze kanmamak gerekiyor. Çünkü onlar için önce kendi, daha sonra da İsrail’in çıkarları önemlidir. Özellikle Trump yönetimindeki ABD için İsrail’in hedeflerine ulaşması büyük önem taşıyor. Aksi olsaydı, Trump Kudüs’ü İsrail’in başkenti, yine İsrail’in işgali altındaki Golan Tepeleri’nin İsrail’e ait olduğunu ilan eder miydi? Elbette bu ilanların ardından dünyadan ve özellikle de İslam dünyasından ciddi bir tepki gelmediği için kafalarındaki İsrail ile ilgili planı hayata geçirmek için açıktan adımlar atabiliyorlar. Atılan tüm adımlar karşısında Rusya’nın tavrı da dikkat çekicidir. ABD’ye karşı S-400 konusunda gösterdikleri tepki kadar seslerini yükseltmiyorlar. Belli ki Rusya için ticaret çok daha önemli.

Bunları olumsuz bir tablo çizmek için sıralıyor değilim. Çünkü mevcut tabloyu olumsuzlaştırmak için özel bir çabaya gerek yok. Batı’da oluşan İslam düşmanlığı, buna karşılık İsrail sevgisi aslında bütün olaylarda belirleyici oluyor ve belirlenen bu tabloda Müslümanlar ve İslam dünyası için iç açıcı değil. Bu bakımdan bu düşmanları ille de dost edineceğiz diye çaba sarf etmek yerine bu Haçlı ittifakından hayır gelmeyeceğini görerek, İslam dünyasını bir araya getirmek çok daha yararlı olacaktır. Bunun kolay olmayacağını biliyorum. Ama kendimizi kabul ettirebilmek için AB kapısında geçirdiğimiz yılların bir kısmını İslam dünyasını birleştirmek için harcamış olsaydık sanıyorum şu anda İslam dünyası çok daha belirleyici olur, üç beş şeyh koltuklarını korumak adına petrol gelirlerini başta ABD olmak üzere Haçlı ittifakının emrine vermek durumunda kalmazlardı. Sonuç olarak diyorum ki, Haçlı ve Siyonist ittifakı belirleyici olduğu sürece İslam ülkeleri kullanılmaya devam edilecektir.