22 Haziran 2012’de F-4 Phantom uçağımız keşif uçuşu yaptığı sırada Suriye’de düşürüldü. 2 pilotumuz şehit oldu. Türkiye buna karşı sert bir tepki verdi ve kendi angajman kurallarını açıkladı. Bunların en başında ise sınır ihlali yapan uçakların, ikinci bir uyarıya ihtiyaç duymadan vurulacağıydı. Uçağımızın vurulmasının ardından Suriye’de dengeleri değiştirecek bir gelişme oldu. Rusya Esad’ın talebi doğrultusunda Suriye’ye fiili olarak gireceğini açıkladı. Gerekçenin ise uluslararası toplumun tepkisini çekmemek adına DAİŞ’le mücadele olduğunu iddia etti. Aslında işin merkezinde Rusya’nın Akdeniz’deki mevzisini koruma hedefi olduğunu herkes biliyordu. Tartus Limanı Rusya Deniz Kuvvetleri tarafından teçhiz edilmişti ve Rusya için çok önemliydi. ABD’nin fren tutmayan girişimleri, PYD ile yakınlaşması, Suriye’nin kuzeyinde bir koridor açılması ihtimali Suriye’yi çok daha bilinmeyenli bir denkleme dönüştürmüştü. Cenevre’de sergilenen tiyatro da çözüme dönük beklentileri boşa çıkarmıştı. Tam da böylesine bıçak sırtı bir dönemde, 24 Kasım 2015’te Rus uçağı sınır ihlali yaptığı gerekçesiyle Türkiye tarafından düşürüldü. İlk yapılan açıklamalar angajman kurallarının uygulandığıydı. Ancak bu açıklamaya rağmen Türk yetkililerden gelen demeçler bazı çelişkiler içeriyordu. Bir yanda angajman kuralları deniyor, diğer yanda uçağın Rusya’ya ait olduğunun bilinmediği söyleniyordu. Rus uçağı sınırımızı 17 saniye ihlal ettiği için vurulmuştu. Aslında işin özü, Rusya bu ihlalleri Türkiye’nin tampon bölge veya güvenli bölge taleplerine karşı bilinçli olarak yapmış ve Suriye ile olan sınırını Türkiye’ye hatırlatmak istemişti. Fakat böylesine bir tepki de beklemiyordu. Suriye konusunu en başından BM, ABD, NATO ve AB nezdinde çözmek isteyen Türkiye, Güvenlik Konseyi Daimi Üyesi Rusya’nın duruşu nedeniyle BM’de zaten bir sonuç alamazdı. Aslında diğerleri üzerinden sorunun çözülemeyeceği de belliydi. Ortadoğu yeniden şekillendirilirken, daha çok karışması ve kan dökülmesi lazımdı. Etnik ve mezhepsel farklılıklar üzerinden yeni çatışma alanları oluşturulmalıydı. Türkiye’nin yanlışı, problemin asıl sorumlularına güvenmesi oldu. Rusya’nın Suriye’ye müdahalesi kartların el değiştirmesini de beraberinde getirdi. ABD’nin Irak’ta yaşadığı zorluklar, İngiltere’de Blair’in Irak’ın işgal sürecindeki yaptığı hataların raporlara yansıması, Suriye’de maşa kullanılması stratejisine dönüştü. PYD böyle bir süreçte ABD tarafından uzatılan koridor havucuna ram oldu. Rusya, Türkiye’yi cezalandırma dürtüsüyle PYD’ ye Moskova’da ofis bile açtırdı. Ancak ortada yanlış bir çıkarım vardı. PYD, ABD’nin müttefikiydi. Böyle bir durumda Putin nasıl olur da Suriye’de PYD ile yakınlaşabilirdi.
Diğer taraftan Rus uçağının düşürülmesinden sonra Türkiye, muhataplarına NATO üyesi olduğunu bir kere daha hatırlatmak zorunda kaldı. Çünkü işler karışıyordu. Fakat NATO Türkiye’nin ani bir savaş tehdidi ile karşılaştığında, destek konusunda çok da hevesli değildi ve beklendiği gibi ikircikli bir söylem içine giriyordu. Tansiyon her geçen gün yükseliyordu. Stratejik yatırımların hepsi rafa kaldırılmıştı. Türk Akımı, Mavi Akım, Akkuyu Nükleer Santrali, turizm, gıda, sanayi, inşaat, müteahhitlik ne kadar işbirliği alanı varsa hepsi bir anda belirsiz bir sürece girdi. Sonunda Türkiye, Rus uçağını düşürdüğü için üzüntülerini bildirmek durumunda kaldı. Sürecin devamında ise ilk resmi ziyaret gerçekleşti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Putin 9 Ağustos’ta St. Petersburg’ta buluştu. Şimdi bölge sorunlarının yerinde çözümü açısından bir fırsat doğduğuna dair işaretler var. Suriye konusu bir an önce masaya yatırılmalı ve İran’ın da dâhil olduğu çözüm arayışları başlatılmalı. Rusya ile yapılan görüşmenin hemen ardından İran Dışişleri Bakanı Cevat Zarif’in ülkemize yaptığı ziyaret de, böyle bir niyetin olduğunu gösteriyor. Bu bölge zaten yeteri kadar yüksek tansiyonla boğuşuyor. Bu da bünyelerimize zarar üstüne zarar veriyor. Bu açıdan Rusya ziyareti önemli ve ilk izlenimler açısından başarılı bir ziyarettir. Diplomasi yoğun çalışma, hele ki 15 Temmuz sonrası daha da önemli hale geldi. Putin’in darbeye karşı destek mesajı veren ilk liderler arasında olması da önemli bir yaklaşımdı. Şimdi tansiyonu makul derecelere düşürüp, akl-ı selim ile sorunlara yaklaşma ve çözümler için adım atma zamanı.