Ruhani?nin Türkiye Ziyareti

Abone Ol

Türkiye ve İran, Suriye Krizi nin ortaya ilk çıktığı

günden bu yana hem dar anlamda krizi hem de daha geniş anlamda Arap Baharı

sürecini farklı okumuş ve uzun bir müddettir aralarında devam eden didişmeme

politikasını bir kenara bırakmışlardı. Suriye Krizi derinleştikçe Türkiye ve

İran arası ilişkiler de gerilmiş ve iki ülke arasında büyük bir güven bunalımı

ortaya çıkmıştı. Bu da ister istemez sadece politik arenada değil, iki ülke

arasındaki ekonomik, sosyal ve kültürel tüm işbirliği alanlarına yansımıştı.

Ancak Ruhani nin İran da Cumhurbaşkanı seçilmesinin ve başta İran ın komşuları

olmak üzere tüm bölgeye ılımlı mesajlar vermesinin ardından Türkiye ile olan

ilişkiler yumuşama evresine girmeye başlamış ve bu yönde iki taraf da önemli

adımlar atmıştı.

İşte böyle bir yumuşama döneminde ilk olarak Ocak ayında

Başbakan Erdoğan İran a gitmiş ve Ruhani nin de en kısa zamanda Türkiye ye

ziyarette bulunacağı ifade edilmişti. Ancak hem Türkiye nin bir türlü içinden

çıkamadığı seçim gerginlikleri hem de İran ın Batı ile yoğun müzakere trafiği

nedeniyle planlanan ziyaret bir türlü gerçekleştirilemedi. Nihayet Ruhani nin

10 Haziran tarihinde yapacağı ziyaret iki taraf tarafından açıklanınca,

ziyarete ilişkin beklentiler en ütopik şekilde dile getirilmeye başlandı ve ziyaretin

iki taraf için de yeni bir başlangıç olarak algılanması gerektiği vurgulandı.

Bu yönde büyük beklentilerle gerçekleşen görüşmelerin ilişkilerde ne kadar

anlamlı değişiklikler ortaya çıkarıp çıkarmadığını önümüzdeki dönemlerde

göreceğiz.

Ziyarete Her İki Ülkeden Bakışlar

İlk olarak ziyaretin Türkiye ile ilgili boyutuna bakacak

olursak, Türkiye nin daha çok ekonomik liberalizmi önceleyen Hayekyen yaklaşımı

sebebiyle, her fırsatta İran ı da bu yönde politikalarını yeniden gözden

geçirmeye teşvik etmesi yeni bir vaka değil. Dolayısıyla daha çok ekonomik

konuların ağırlıklı olarak konuşulacağı ve bu yönde mevcut problemlerin

aşılacağı önceliğiyle öne çıkarılan ziyarete Türkiye nin olumlu bakmaması bile

düşünülemezdi.

Bu noktada asıl önemli olan, Batı ile yakınlaşmasına

içerdeki geleneksel muhafazakâr ve yeni muhafazakâr kesimlerden büyük tepkiler

alan Ruhani yönetimine karşı bu ziyaretin İran ın iç dengeleri tarafından nasıl

karşılanacağıydı. Burada gözden kaçırılamayacak ilk nokta, bir gün önce İran

İstihbarat Bakanı nın Rehberlik Makamı tarafından ABD ile girişilen yakınlaşma

siyaseti konusunda izahat vermesi istenirken, Türkiye ile ilgili yakınlaşma

politikası hakkında hiçbir açıklama istenmemiş olmasıdır. Bu durum İran da

derin İran ın Türkiye ile yakınlaşma taraftarı olduğu şeklinde yorumlandı.

Ayrıca İran da geleneksel muhafazakârların görüşlerini yansıtan kimi kalemlerin

Türkiye yi İran ın yeni dönemde dünyaya açılan kapısı olarak değerlendirmeleri

ve Batı pazarı için vazgeçilemez köprü olarak görmeleri İran ın ziyaretten ne

kadar stratejik çıktılar beklediğinin en önemli kanıtlarıydı.

Ziyaretin Ruhani Açısından Önemi

Ziyaretin Ahmedinejad sonrası Ruhani yönetimi için kısaca

iki farklı önemi var. Öncelikle Ruhani yönetimi içerdeki yapısal kimi bürokratik

unsurlara karşı hâlâ istediği politikaları gütmekten aciz bir durumda

görünüyor. İran yönetim sisteminde aslında Cumhurbaşkanı nın yetkileri oldukça

sınırlıyken, yine de sahip olduğu kimi politika yapımı haklarını da tam olarak

uygulamaya koyamadığı bir gerçektir. İşte Türkiye ziyareti, her ne kadar derin

İran tarafından karşı çıkılmasa da, yine de Ruhani nin kazan-kazan politikası,

karşılıklı bağımlılık, bölgesel istikrar ve ekonomik refah gibi öncelik vermek

istediği kimi ilkelere kapı açan bir başlangıç olarak değerlendirilebilir. Bu

doğrultuda ikinci olarak önemli olan geleneksel dış politika anlayışından

farklı bir çizgide ilerlemeyi arzulayan Ruhani için bölgede gerilim üzerine

kurulan ilişkiler yerine daha ılımlı politikalar gütmek mümkün olabilir. Ancak

her iki ihtimal de kısa vadede Ruhani ve yönetimi için çok zor olarak

değerlendirilmekte ve bu sebeple de ziyaret İran ın Ortadoğu politikaları

açısından çok büyük önem arz etse de kökten bir değişikliğe karşılık gelmesi

çok zor bir ihtimal olarak görülmektedir.

Lice deki Olaylar

Ruhani nin ziyareti Türkiye de önemli bir gündem

yaratmışken, acaba ülkenin diğer ucunda Lice de gerçekleşen olaylar bu

diplomatik yakınlaşmalarla ilişkili görülebilir mi Bu doğrultuda tabiî ki

böyle bir şeyi iddia etmek kolay değil. Ancak bir gerçek var ki, Türkiye ve

İran gibi bölgenin iki önemli gücünün yakınlaşması, bölgede hedefleri olan

diğer küresel ya da yerel aktörlerin işlerini zorlaştıracaktır. Daha açıkça

Türkiye ve İran hükümetlerinin yakınlaşması halinde Kürt siyasetinin bölgede

güç kaybedeceği, birbirleriyle didişmesi halindeyse Kürt siyasetinin güç

kazanacağı iddia edilebilir. Nitekim Ruhani gibi Pakistan Cumhurbaşkanı nın da

Türkiye de olduğu bir anda Pakistan da bir anda gerçekleşen patlamalar bu

iddianın en açık delilleridir. Bölgedeki ülkelerin ipleri ellerine alması

hiçbir zaman arzu edilen bir gelişme değildir. Bu durum maalesef İslam ülkeleri

modernleşme süreçlerinin en bariz yanlarından biridir.