Reklamı Kapat

İlyas Tongüç: Türkiye, Kıbrıs’ta askeri varlığını artırmalı

Saadet Partisi Başkanlık Divanı Üyesi ve MİLKO Genel Sekreteri İlyas Tongüç, “Ada’daki Türklerin görüşü Annan Planı’nın tam tersi istikametine dönmüştür.” dedi.

Haber albümü için resme tıklayın

Saadet Partisi Başkanlık Divanı Üyesi ve MİLKO Genel Sekreteri İlyas Tongüç, stratejik, jeopolitik ve ekonomik önemi haiz Doğu Akdeniz ve Kıbrıs üzerine hazırladığı “Doğu Akdeniz’de Enerji Politikalarının Kıbrıs Üzerinden Türkiye’ye Etkileri” başlıklı tezi özelinde bölgeyi gazetemize değerlendirdi.

Sayın Tongüç, Doğu Akdeniz son dönemde Türkiye’nin ve dünyanın bir numaralı gündemi haline geldi. Tam da böyle bir gündemde sizin “Doğu Akdeniz’de Enerji Politikalarının Kıbrıs Üzerinden Türkiye’ye Etkileri” başlıklı önemli bir yüksek lisans teziniz var. Doğu Akdeniz’de neler oluyor? Bölgeye bakışımız nasıl olmalıdır?

Doğu Akdeniz havzası, tarih boyunca büyük devletlerin stratejik, jeopolitik ve ekonomik önem atfettikleri ve bu sebeple adına güç mücadelelerine giriştikleri bir bölge olmuştur. Son dönemde ise bilindiği üzere yeni keşfedilen yeraltı hidrokarbon kaynakları nedeniyle büyük ilgi odağı haline gelmiştir. Bu minvalde küresel güçler hem bölgedeki siyasi istikrarsızlıklara müdahil olabilmek hem de bölgeden geçen ticaret yolları ile enerji nakil hatlarının güvenliğini sağlamak, bölge ülkeleri ise keşfedilen enerji kaynaklarından kendi paylarına düşeni belirleyebilmek ve artırmak amacıyla bölgeye yönelik yoğun diplomatik ve siyasi faaliyet gerçekleştirmektedir. Tüm bu siyasi, askeri ve ekonomik diplomasi mücadelesinin merkezinde ise bölgede müdahillik peşinde olan tüm tarafların politikalarının bir parçası olan Kıbrıs adası da bulunmaktadır. Ada’da iki tarafın oluşu ve bölge ülkeleri arasındaki diplomatik ilişkilerin belirlediği diplomatik kamplar, tam da bu noktada teşkil olunmuştur. Bir tarafta Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), İsrail, Mısır ve Yunanistan ( Avrupa Birliği), diğer tarafta Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC), Türkiye ve Libya, Doğu Akdeniz’de enerji politikaları odaklı ve Kıbrıs merkezli yeni bir ekonomik, diplomatik ve uluslararası hukuksal mücadelenin içerisine girmişlerdir.

Aslında Doğu Akdeniz’e baktığımızda tarih boyunca büyük devletlerin stratejik olarak önem verdiği bir bölge. Bölgede bir taraftan da güç mücadelesi mi yaşanıyor?

Geleneksel jeopolitik yazınına baktığımızda Doğu Akdeniz havzasının, sahip olduğu zenginlikler ve stratejik konumu nedeniyle tarihin her döneminde büyük güç mücadelelerine sahne olduğunu, günümüzde de bu durumun değişmediğini, küresel ve bölgesel aktörlerin Doğu Akdeniz’i denetim altında tutma çabasının sürdüğünü rahatlıkla söyleyebiliriz.

İlyas Tongüç, Doğu Akdeniz’de Enerji Politikalarının Kıbrıs Üzerinden Türkiye’ye Etkileri başlıklı Yüksek Lisans tezi hazırladı

Peki, devletlerin Doğu Akdeniz’deki çalışmaları neler, nasıl bir güç mücadelesinin parçası halindeler, bunu biraz detaylandırır mısınız?

Öncelikle Doğu Akdeniz’de son dönemde ortaya çıkan enerji kaynakları hakkında bir parantez açmak lazım. Bilindiği üzere 2010 yılında ABD Jeoloji Araştırmaları Merkezi’nce yayınlanan bir raporda, “ Filistin, İsrail, Lübnan, Suriye, KKTC ve GKRY’yi kapsayan Levant Havzası’nda yaklaşık olarak çıkarılabilir 1,7 milyar varil petrol rezervi ve yaklaşık 3,45 trilyon metreküp doğalgaz rezervi bulunduğu” belirtilmiştir. Dünya üzerinde kanıtlanmış 198,8 trilyon m³ ilave doğalgaz vardır. Esasen Akdeniz gazı ilk olarak Filistin - Gazze açıklarında Noa Gaz Sahası’nda Tamar bölgesinde kısaca Leviathan bölgesinde keşiflerle başladı (1999-2010). Aralık 2011’de Kıbrıs’ın güneyinde Afrodit sahası ile doğalgaz keşifleri devam etti. 2015 yılında süper rezerv olarak Mısır’ın Zohr sahasında ciddi doğalgaz rezervleri bulundu. Ortadoğu’daki doğalgaz rezervi toplamının 75,6 trilyon metreküp olduğu düşünüldüğünde, Doğu Akdeniz’de bulunan kaynakların küresel politikayı etkileyecek bir büyüklükte olmadığı, enerjinin küresel ve bölge devletlerinin Ortadoğu’daki gelişmeleri kontrol etme uğraşlarına eklemlendiği ortaya çıkmaktadır.

ABD, BÖLGEDE İSRAİL’İN GÜVENLİĞİ İÇİN BULUNUYOR

ABD, Doğu Akdeniz’de dünya hâkimiyetini sürdürme, deniz ticaret yollarının açık tutulması ve İsrail’in güvenliği için varlık göstermekte; Arap ülkelerinin yer altı ve yer üstü kaynaklarının İsrail’in aleyhine gelişmeyecek ve güvenlik sorunu oluşturmayacak seviyede tutulmasına gayret göstermektedir. ABD, Yunanistan, İsrail ve Kıbrıs arasındaki ortaklık, enerjiyi de içeren ancak daha geniş askeri, ekonomik ve diplomatik işbirliğini garanti altına almakta, ilgili ülkelerin bölgede bir taraftan Rusya’yı diğer taraftan da Türkiye’yi dengeleme uğraşlarına katkı sunmaktadır.

RUSYA’NIN HEDEFİ DOĞU AKDENİZ ÖZELİNDE SICAK DENİZLERE İNMEK

Rusya ise artık klişeleşmiş ancak geçerliliğini hâlâ koruyor görünen, Doğu Akdeniz özelinde, sıcak denizlere inmeye, kara emniyetini güneyden sağlamaya, etki ve ilgi alanını genişletmeye ve bölgede gücünü artırmaya yönelik çabalar içindedir. Rusya’nın Suriye ve Libya’da Türkiye ile rakip tarafları destekliyor olmaları da Rusya’nın bölgedeki varlığını artırma uğraşlarını daha görünür kılmaktadır.

AVRUPA ENERJİ ÇEŞİTLİLİĞİNİ ARTIRMAK, ÇİN İSE KUŞAK-YOL PROJESİ İÇİN BÖLGEDE

Avrupa Birliği’nin bölgeye müdahilliği ya da Doğu Akdeniz’in birlik için önemli oluşu ise Kıbrıs sorununun birliğin bir iç sorunu oluşu, iki üyesinin soruna doğrudan taraf oluşu ve enerji ihtiyacını kendi kaynaklarından karşılayamamasının getirdiği sıkıntıyı aşma ve enerji çeşitliliğini sağlama istekliliğinden ileri gelmektedir. Çin ise özellikle Kuşak-Yol projesi kapsamında ve dünya ticaretinde etkin olma girişimleri çerçevesinde Doğu Akdeniz’e ilgi göstermektedir.

KIBRIS, DOĞU AKDENİZ İÇİN BÜYÜK ÖNEMİ HAİZ

Kıbrıs Adası’nın bölgedeki öneminden de söz edecek olursak. Birçok devletin söz sahibi olmak istediği Doğu Akdeniz’in en önemli limanı Kıbrıs Ada’sı diyebilir miyiz? Türkiye açısından Ada aynı zamanda önemli bir üs hüviyeti taşıyor mu?

Tabii! Kıbrıs Ada’sı, Doğu Akdeniz’de gerek stratejik gerekse de askeri üstünlük sağlama yolunda büyük önemi haiz. Zira tarihsel olarak baktığımızda Ada, Ortadoğu’nun enerji kaynakları ile Süveyş Kanalı dâhil önemli deniz ticaret yollarına yakınlığından dolayı Doğu Akdeniz havzası için en önemli bir konumdadır. İngiltere’nin Ada’da askeri varlığını sürdürmesinden de anlaşılabileceği üzere Kıbrıs, Türkiye, Lübnan, Suriye, Mısır, İsrail, Cezayir ve Tunus’a erişebilirlik için hâkim bir konumdadır. Bu açıdan Kıbrıs, stratejik önemdedir. Yeni keşfedilen hidrokarbon kaynakları bu önemi pekiştirmiştir.

Tezinizde Doğu Akdeniz ve özelde Kıbrıs üzerinde yaptığınız bire bir anket çalışması olduğunu biliyoruz. Anketi değerlendirebilir misiniz?

KKTC vatandaşlarının güncel gelişmeler karşısında kendilerine, Ada’ya ve ülkelerinin bölgesel ve küresel aktörlerle ilişkilerine atfettikleri anlamın ne olduğunun ve nasıl dönüştüğünün ortaya konulması olmuştur. Bu çalışma tam da bu eksikliğin giderilmesine katkı sunmak gayesiyle, KKTC kamuoyunun enerji merkezli güncel bölgesel gelişmeler karşısındaki tutumunun ne olduğunu ve Kuzey Kıbrıs Türk halkının bu gelişmelerden nasıl etkilendiğini anlamaya çalışmaktadır. Çalışma, bahse konu algıyı ve etkilenmeyi anlayabilmek amacıyla yerel halkla gerçekleştirilen 324 yüz yüze anketin bulguları üzerine bina edilmiştir. KKTC anket seçmeninin binde ikisini (% 0,02) içine alır. Seçilen denek sayısı KKTC halkının görüşlerini tespit etmek bakımından yeterlidir. Anket görüşmeleri Lefkoşe, Lefke, Girne, Mağusa ve Güzelyurt’ta gerçekleştirilmiştir.

ANKETTEKİ SORU BAŞLIKLARI NELERDİ?

Anket kapsamında cevap aranan sorular, bu çalışmanın amacı olan “Kuzey Kıbrıs halkının güncel gelişmeleri nasıl algıladığını ve bu gelişmelerden nasıl etkilendiğini anlamaya çalışma”ya cevap verecek şekilde şu genel hatlar çerçevesinde oluşturulmuştur: Küresel güçlerin bölgedeki varlıkları ve tehditler, bu kaynakların bölgedeki ülkelere etkisi ve Kıbrıs Adası’nın etrafındaki hidrokarbon kaynaklarının KKTC halkı için ne anlam ifade ettiği, meydana getireceği sonuçlar ve bunun Türkiye’nin garantörlük ve askeri varlığına yönelik etkileri. Bu konularda güncel refleksleri ölçebilmek adına sıklıkla dillendirilen: “Hidrokarbon yataklarının AB, ABD, Yunanistan ve Rumlar tarafından Türkiye’nin Kıbrıs’taki garantörlük hakkından vazgeçmesi ve askerî varlığını çekmesi için şart olarak kullanılacağı”, “Doğu Akdeniz’de hidrokarbon rezervlerinin AB ülkelerine taşınacak ekonomik büyüklükte olmadığı, bunun Annan Planı ile yapılamayan birleşmenin hidrokarbon yatakları (gaz ve petrol) bahanesiyle yapılacağı girişimleri ve iddiaları”, “İngiltere’nin bölgedeki deniz üslerine karşılık Türkiye’nin deniz ve hava üssü kurması ve Maraş’ın iskâna açılması” tartışmalarına da sorularda yer verilmiştir. Araştırmada özellikle 1974’ten önce Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlığı bulunanlar ile 1974 Barış Harekâtı sonrasında adaya giden vatandaşların fikirleri eşit oranda tutularak araştırmanın güvenilirliği önemsenmiştir.

Kıbrıs Türk halkının sorularınıza verdiği cevapları değerlendirecek olursak, katılımcıların KKTC yerine KTC (Kıbrıs Türk Cumhuriyeti) denilmesine ilişkin görüşleri neler?

“KKTC yerine KTC (Kıbrıs Türk Cumhuriyeti) denilmesi konusunda katılımcıların % 58,6’sı KTC denilmesi hususunda olumlu düşünmekte; % 18,8’inin bu konuda bir fikri yok ya da nötr kalmakta; % 22,5’i ise bu ifadeye karşı çıkmaktadır. Kıbrıs halkının önemli bir kesimi ‘Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ denmesini desteklemektedir.

KKTC HALKI TÜRKİYE İLE BİRLEŞMEK İSTİYOR

Kıbrıs Türk’ünün KKTC ile Türkiye’nin birleşmesine ilişkin görüşleri nasıl?

İlk soruda katılımcılara Rum kesimiyle birleşme üzerinden kimlik algılarını ölçmeye çalıştığımız bir soru sormuştuk. Bu soruyu takiben onlara bu kez de Türkiye ile olası bir birleşme kararına nasıl baktıkları sorulmuş ve alınan cevaplar değerlendirilmiştir. Bu soru yukarıdaki kimlik algısını bir bütün olarak görebilmek noktasında önemlidir. Katılımcıların % 67,3’ü olumlu düşünmekte; % 7,4’ü “herhangi bir fikrim yok” diye belirtmiş; % 25,3’ü “olumsuz düşünüyorum” demektedir.

Peki, KKTC halkı GKRY’nin bölgedeki çalışmalarını tehdit olarak görüyor mu?

KKTC halkının % 22,3’ü bu faaliyetlerin tehdit oluşturmadığını, % 13’ü konu hakkında bir fikirleri bulunmadığını ve % 64,7’si tehdit olarak gördüklerini ifade etti. KKTC halkı GKRY’nin Kıbrıs adına tek başına yürüttüğü faaliyetleri büyük bir çoğunlukla tehdit olarak görmektedir.

Bölgedeki Türkler, Doğu Akdeniz’de bulunan gaz kaynaklarının bölgeye ve KKTC’nin önemine katkısı hakkında ne düşünüyor?

Ada’daki Türk halkının % 60,1’i kaynakların olumlu yönde etki yapacağını, % 21,2’si kararsız olduğunu ve % 18,7’si de olumsuz yönde etkisi olacağını düşünüyor.

TÜRK ASKERİ KIBRIS’TAN HİÇBİR ŞARTTA ÇEKİLMEMELİ

Kıbrıs Türkleri, Türk askerinin Ada’dan çekilmesi konusunda ne düşünüyor? 

Katılımcıların % 66,9’u hiçbir şartta Türk askerinin Ada’dan çekilmemesi gerektiğini, % 7,1’i enerji kaynaklarının bu yönde bir plan için kullanılabileceğini, % 23,2’si konu hakkında fikri bulunmadığını ve % 2,8’i Türk askerinin Kıbrıs’tan her halükârda çekilmesi gerektiğini ifade ettiler.

ADA’DAKİ TÜRKLER GKRY İLE BİRLEŞME İSTEMİYOR

Kıbrıslı Türkler Doğu Akdeniz’deki yeraltı kaynaklarının Annan Planı ile bağlantısını nasıl görüyor?

Katılımcıların % 31,6’sı GKRY ile birleşme olamayacağını, % 22,6’sı gaz kaynaklarının böyle bir planın parçası olarak kullanılabileceğini, % 35’i konu hakkında fikir sahibi olmadığını ve % 10,8’i bölgede AB’ye ihraç edilecek bir gaz potansiyeli bulunduğunu ve böyle bir durumun söz konusu olmadığı görüşlerini ifade etti.

TÜRKİYE’NİN KIBRIS’TA ÜS AÇMASI DESTEKLENİYOR

Anketle ilgili son olarak, Kıbrıs’ta Türkiye’nin üs açması ve Maraş’ın iskâna açılması hakkında Kıbrıs Türklerinin görüşleri neler?

Katılımcıların % 67,9’u Türkiye’nin Kıbrıs’ta üs açmasını doğru bulduğunu, % 15,1’i kararsız olduğunu ve % 17’si bu konuya olumsuz yaklaştığını söyleyerek cevap vermişlerdir.

Sonuç olarak genel bir değerlendirme yapacak olursanız, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs hakkında neler söylemek istersiniz?

Hidrokarbon kaynaklarına ilişkin gelişmeler Kıbrıs Türkleri için, hem Rum kesimi ile ilişkileri hem de Türkiye ile ilişkileri yeniden tanımlayan bir hüviyeti haizdir. Rum kesimi ile birleşme noktasında, halkın büyük bir kısmı birleşmeye karşı şüpheci bir tavır sergilemektedir. Türkiye ile ilişkiler noktasındaysa, tarihsel olarak marjinal bir söylem olagelmiş ve Annan Planı sürecinde Ada’daki Türk askeri varlığına muhalefete rağmen, güncel bağlamda Türkiye ile birleşme fikri insanlara olumlu gelmektedir. Bu, Kıbrıslılık kimliği yerine etnik kimliğin Ada Türkleri için daha belirleyici bir kimliklenmeyi temsil etmeye başladığını göstermektedir.

TÜRKİYE, ADA’DA DENİZ VE HAVA ÜSSÜ AÇMALI

1974 öncesi ve sonrası yerleşimlerde birleşmeye ilişkin tutumun oranı değişse de sonucu etkileyecek bir farklılık bulunmamaktadır. Kaderi Türkiye’ye bağlama noktasındaki bu eğilim Türkiye’nin güncel Doğu Akdeniz politikalarının Ada üzerindeki etkilerinin evrildiği yeri göstermesi açısından anlamlıdır. Bunu doğrular şekilde hidrokarbon kaynaklarının Rum yönetimi ve beraberindeki devletlerce Ada’dan Türk askerinin çekilmesi amacıyla Annan Planı ile yapılamayanı doğalgazla bulunan gazın “elmaşekeri” olarak kullanılabileceği noktasındaki tavrı dikkate değer. Kıbrıs Türkleri mevcut ortamda Türk askerinin Kıbrıs’tan çekilmesini, hidrokarbon kaynakları kozuna rağmen istememektedirler. Dahası, Türkiye’nin Ada’daki askeri varlığını, açacağı bir deniz ve hava üssüyle çeşitlendirmesini, yani artırmasını olumlu görenlerin oranı fazlaca yüksektir.

ADA’DAKİ TÜRKLERİN GÖRÜŞÜ ANNAN PLANI’NIN TAM TERSİ İSTİKAMETİNE DÖNMÜŞTÜR

Maraş’ın açılması gibi pro-aktif girişimler kamuoyunu bu yönde motive edici niteliktedir. Bu da KKTC halkının gelecekte daha da entegre KKTC-Türkiye ilişkisi görmek istediği şeklinde değerlendirilebilir. Türkiye ile birleşme konusundaki pozitif eğilim bu tespiti kuvvetlendirmektedir. Son olarak, şu açıklıkla görülmektedir ki; keşfedilen hidrokarbon kaynakları temeline dayanan enerji politikaları Kıbrıs Türklerinin kendi ülkeleri ve komşularıyla ilişkilerini yeniden tanımladıkları bir dönem başlatmıştır. Bu yeni dönem esasında Annan Planı’nın tam tersi istikamettedir.

03 Eki 2020 - 12:09 -


TÜM RÖPORTAJLAR GÖSTER

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Covid-19 aşısı bulunursa yaptırır mısınız?