Gerçek fetihte intikam yoktur, iktidar hırsı yoktur

Muhammed Emin Yıldırım Hocamızla Mekke'nin fethini ve fetih şuurunu konuştuk.

Haber albümü için resme tıklayın

Nedim Odabaş

Hocam, miladi yılbaşına denk gelen günlerde Mekke’nin Fethi’ni idrak edeceğiz. Mekke’nin Fethi’yle Resulullah (sav) bütün gönülleri fethetti. Mekke’nin Fethi şuurunu nasıl anlamalıyız?

Tabii Peygamber aleyhissalatuvesselamın hayatındaki her kare bizim için önemli. Kendisinin doğumundan 40 yaşına kadar, nübüvvet öncesine kadar geçirdiği zaman önemli olduğu gibi, 40 yaşında insanlık tarihinin en önemli hadisesi olan vahye muhatap olmasıyla başlayan nübüvvet süreci önemli olduğu gibi, ondan sonrası 23 yıl boyunca süren nübüvvetin her tablosu da önemli. Bu önemlilerin içindeki bazıları biraz daha önemli. Ona ehem mühim denir. Bazıları mühim üstü mühimdir. İşte onlardan bir tanesi de önem üstü olan Mekke’nin Fethi’dir. Sebebine gelince… Peygamber Efendimiz (sav) doğduğu topraklarda 53 yaşına kadar yaşamış, bunun 13 yılında kavminden görmediği işkence, baskı, iftira her türlü sıkıntıyı yaşamış. Ve 13 yıl sonra doğduğu toprakları terk etmek zorunda kalmış. Terk ederken de Sevr dağında Peygamber Efendimiz’in (sav) Hz. Ebu Bekir (ra) yanında… Bu tablo gerçekten insanın yüreğini yakan bir tablodur. Gözyaşları içinde Mekke’ye bakmış. “Ey Mekke” demiş, “Şehirler içinde bana en sevgili olan sensin, eğer kavmim beni senden ayırmasaydı ve sürüp çıkarmasaydı, ben asla seni terk etmezdim. Bu sözleri söyledikten sonra, “Muhakkak bir gün sana döneceğim” demiş. “Döneceğim” sözü işte bir fetih müjdesidir. O gün olaya şahit olan Hz. Ebubekir (ra) yıllar sonra bunu söyleyecek. “O gün Resulullah (sav) efendimizin daha can güvenliğimiz yokken, nereye gideceğimiz belli değil. Yesrib diye bir yere gideceğiz ama neyle karşılaşacağımız belli değil. Böyle bir süreç yaşarken, muhakkak sana döneceğim sözü bize farklı bir ümit, farklı bir umut oldu” demiş. Ve böylelikle Resulullah (sav) Mekke’den ayrılıyor. Ayrılıştan sonra Yesrib Medine’ye dönüşüyor. Dönüşme sürecinde Bedir yaşanıyor. Yani kendi kavminden olan insanlarla savaş yapabilecek bir nokta oluşuyor. Ama hak ile batılın birbirinden en derin şartlarla ayrılacağı için Bedir’in - babadır, oğuldur, akrabadır, amcadır- bunların hiçbir önemi yok. İman ile inkâr, hidayet ile dalalet noktasında bir ayrışım yaşanıyor. Bedrin arkasından bir yıl geçiyor Uhud yaşanıyor. Kendi akrabalarıyla Uhud dağının eteklerinde bir savaş yaşanıyor. Bu savaşta 70 tane Müslüman şehit oluyor ki; başlarında, Hz. Hamza’nın (ra) olduğu bir taife var. Aradan iki yıl geçiyor Uhud’un üzerinden Hendek gazvesi oluyor.

HENDEK SAVAŞI’NDA MÜ’MİNLERİN ÖNÜNE ÇIKAN KAYA

O Hendek gazvesi sırasında hendek’ler kazılırken, koca bir kaya çıkıyor Müslümanların önüne, ne yaptılarsa o kayayı yerinden edemiyorlar. Resulullah (sav) Efendimize haber gidiyor. Efendimiz geliyor, kayanın büyüklüğünü görüyor. O Hendek kazılma fikrinin sahibi olan Selman- ı Farisi (ra) elinden balyozu alarak o kayaya üç kez vuruyor. Üçünde de kıvılcımlar semaya çıkıyor. Ve derken kaya paramparça oluyor. Sonra Resulullah (sav) Efendimiz soruyor... “Gördünüz mü o kıvılcımlar ı?” Gördük diyorlar… Neydi onlar? “Allah ve Resulü daha iyibilir “diyorlar. Efendimiz, “Birinci kıvılcım, size Kisra’nın saraylarının ve topraklarının fetih müjdesidir” diyor. İkinci kıvılcım Kayser’in saraylarının fetih müjdesidir diyor. Üçüncü kıvılcım Yemen’in fetih müjdesidir” diyor. O anda münafıklar bir yaygara koparıyorlar Medine’de, “Muhammed daha kendi yaşadığı topraklarına giremiyor, Kayseri, Kisra’yı kendi arkadaşlarına vaat ediyor” Ama arkadaşları dediğimiz Sahabe-i Kiram Resulullah (sav)’in mübarek dudaklarından çıkan her şeye iman ettikleri gibi, ona da iman etmişler. Bir gün muhakkak bu olacak diyorlar. Bu olacak derken Mekke onların akıllarında ama Peygamber ufku bu. Daha büyük fethi müjdeliyor, o olursa zaten o da olacak. En başta Mekke konulmuş olsaydı hedefe, Mekke’yle sınırlı kalacaktı. Ama Efendimiz Kisra’ları, Kayserleri sahabenin önüne koyuyor. “Siz buralara varacaksınız” diyor, Mekke’nin Fethi hayda hayda olacak diyor. Ve Hendek gazvesinin üzerinden 3 yıl geçtikten sonra, tabii arada Hayber gazvesi var, Hudeybiye var… Efendimiz (sav) büyük bir ordu hazırlıyor, ama ordunun nereye gideceğinin bilgisini hiç kimseye vermiyor. Bu da Peygamber stratejisidir… Biz buna nebevi strateji diyoruz. Sebebi de şu… Aslında İslam’daki fetih anlayışında kan dökülmeden gönüllerin fethedilmesiyle ilgili bir mesaj var. Şuur dediniz ya şuur işte bu. Gönüllerin fethedilmesiyle ilgili bir şey var. İslam’daki bütün fetihler böyledir. Eğer bir medeniyette İslam fethine uygun bir şekilde bir adım atılacaksa, ne kadar az kan akmışsa o bizim medeniyetimizin fetih anlayışına uygun bir fetihtir. İstanbul’un fethi de buna dâhildir tabii ki. Resulullah (sav) gizli tutuyor ki, karşı taraf hazırlığa girmesin, herhangi bir çatışma ortamı olmasın. Kansız bir biçimde bu olsun. Ama Hatip bin Beltaa isimli sahabe fark ediyor, fethin Mekke tarafına olacağını, o da Mekkeli olmayan birisi, ailesini korumak maksadıyla, o günkü Mekke’nin siyasi lideri sayılan Ebu Süfy’a bir mektup yazıyor. Tabii mektup Cebrail tarafından Resulullah (sav)’e haber veriliyor. Hatip bin Beltaa’nın bu suçu ortaya çıkınca Efendimiz yine yargısız infaz yapmıyor. Aslında cezası kesinlikle ölüm olan, çünkü vatana ait bir sır karşı tarafa verilmiştir, Allah (c.c) ve Resulü’ne (sav) sevgisinden dolayı onu bağışlıyor…

ELHAMDÜLİLLAH, KİM BAŞLATTIYSA ALLAH RAZI OLSUN EMEKLERİNDEN

Bedir gazilerinden olduğu için değil mi hocam?

Evet… Bedir gazilerinden de olduğu için onu bağışlıyor. Ve derken 10 bin kişilik bir orduyla Resulullah (sav) Efendimiz Mekke’ye doğruyola çıkıyor. Çıkış tarihi tam 1 Ocak’tır. Bu 31 Aralık gecesinde kutlamaların yapılması da ona kıyasendir. Bu tarih, fethin tam yıldönümü değil ama İslam askerleri bir gün sonra 1 Ocak’ta Medine’den yola çıkacaklar. O yola çıkışın bir hatırasına binaen insanlar o geceyi farklı biçimde geçirmesin –Allah korusun- gaflete düşmesinler, güzel bir biçimde, fethin ruhuyla hatırlanmasına sebep olsun, o ruhla miladi anlamdaki yılbaşı Mekke’nin Fethiyle daha güzel şekilde hatırlansın diye böyle bir gelenek başladı Türkiye’de. Elhamdülillah, kim başlattıysa da Allah razı olsun emeklerinden.

BU BİR SALTANAT DEĞİL, BU BİR NÜBÜVVETTİR. ANCAK ALLAH’IN (C.C.) VERGİSİYLE BU OLABİLİR

Ebu Süfyan’ın yakalanışı nasıl oluyor?

Böylelikle 10 bin kişilik bir ordu yola çıkı yor. Mearüzzehran denilen bir yere geldikleri zaman Ebu Süfyan fark ediyor, Mekke’den ki bir hareketlilik var. Ve gece vakti tek başına olanları gözlemek için bir şekliyle ordugâha doğru gidiyor. Orası Mekke’ye yaklaşık 60-65 km uzaklıktadır, oraya doğru geliyor. Tabii orada keşif yaparken o anda İslam askerleri tarafından tutuklanıyor, Resulullah (sav) Efendimizin huzuruna getiriliyor. Hz. Abbas (ra) aracı oluyor, onun öldürülme noktasında bir durumu var. Orada aracı olarak onu kurtarıyor. Ebu Süfyan, sadece dille iman ediyor. Ebu Süfyan daha sonra gerçekten mü’min olacak, ama o anda korkudan dille iman ediyor. Resulullah (sav) Efendimiz de bunu fark ediyor, orduların güzergâhında onu şu noktada tutun, İslam ordularının gücünü görsün, böylelikle İslam medeniyetinin ne olduğunu iyice anlasın. Resulullah Efendimizin(sav) dediği gibi yapılıyor. Tam bir yamaçta duruyorlar Hz. Abbas (ra) ile beraber… Geçen kabileleri gördükçe hayran oluyor Ebu Süfyan. Huzaalarda mı Müslüman oldular? Beni Bekir de mi Müslüman oldu?…Bunları dedikçe kendinden geçiyor Ebu Süfyan… Orada bir cümle söylüyor… “Êy Abbas” diyor, “Kardeşinin oğlunun saltanatı ne kadar büyümüş” O anda Hz. Abbas’ın söylediği bir söz aslında fetih ruhuna da bir işarettir. Diyor ki, “Sus öyle deme, bu bir saltanat değil, bu bir nübüvvettir. Ancak Allah’ın ( c.c.) vergisiyle bu olabilir” . Saltanat ile nübüvvet arasındaki farkın ne olduğunu anlamış birisi olarak bu sözü söylüyor. Orada hayranlığı artıyor Ebu Süfyan’ın… Resulullah (sav) Ebu Süfyan’ın ayrıcalığını iptal etmiyor. Ve şöyle bir emirmane çıkarıyor. “Her kim Kabe’ye sığınırsa emniyettedir. Her kim kendi evine kapanır, İslam askerlerine karşı durmazsa emniyettedir, Her kim Ebu Süfyan’ın evine sığınırsa emniyettedir”… Böylelikle Mekke’dekiler bir karşı durmayı düşünmüyorlar. Sadece bir kaç noktada ufak bir sıkıntı oluşuyor. Yeryüzünün en kansız fethi böylelikle gerçekleşmiş oluyor. Böylelikle İslam ordusu Mekke’ye giriyor. Ve orada “Allah (c.c.) vaat ettiğini kuluna verdi, kuluna zafer nasip etti, kulunun karşısında toplanan bütün hizipleri de hezimete uğrattı” diye sloganlar atarak bir büyük coşkuyla dile getirerek İslam ordusu Kabe’ye girmiş oluyor. Tabii Resulullah (sav) Efendimiz Kabe’ye girer girmez, yanında Hz. Ali (ra) ile beraber Kabe’nin içindeki putları bir bir yere deviriyor. “Hak geldi batıl zail oldu” ayet-i kerimesi orada Resulullah (sav) Efendimizin dilinde.

KÂBE PUTLARDAN TEMİZLENDİ

Böylece Kâbe putlardan temizleniyor. Bilali Habeşi’ de (ra) Efendimiz emir vererek Kabe’nin damında kıyamete kadar susmayacak ezan-ı Muhammediye’yiböylelikle orada duyurmuş oluyor. Ve Resulullah (sav) Efendimiz bir iki tane ufak hadise dışında, kovalandığı, sürüp çıkarıldığı Mekke’yi böylelikle fethetmiş oluyor. O anı sahabe bize şöyle tasvir ediyor: Belki de İslam’daki fetih ruhunu ne olduğunu anlayabileceğimiz bir tablodur, fetih gerçekleşeceği anda Resulullah (sav) Efendimiz devesinin üzerindeydi. Mübarek başı devesinin hörgücüne yaslanmış bir vaziyette, gözünde yaş, dilinde ise istiğfar ve Nasr suresi. Fethi bize nasip eden Allah (c.c.) dür. Biz burada büyüklenmeye, bunu bir gurur, haşa bir kibir göstermeye asla yeltenmeyiz. Eğer fetih gelirse biz istiğfarla Rabbimize sığınırız buyruğunu bir anlamda canlı tefsirini yaparak böylelikle fetih gerçekleşmiş oluyor. Ve ondan sonra gönüller fethediliyor. Kabe’nin putlardan temizlenmesinden sonra herkes korkuyla avluya birikiyorlar. Resulullah (sav) Efendimiz, “Şu anda benim size ne yapmamı istersiniz” diyor. Bunu dediği insanların içinde yürüdüğü yola dikenler serpenler var, mübarek başına deve işkembesi koyanlar var, yüzüne gelip tükürenler var, alay edenler var, kızı Zeynep validemizi attan düşürüp onun düşük yapmasına sebep olanlar var, neler neler… Korkuyorlar bu insanlar, acaba “Muhammed bizden intikam mı alacak?” diye… O anda böyle bir sorunca Efendimiz (sav), “Sen kerim bir babanın kerim bir oğlusun” diyorlar, “Senden ancak güzellik beklenir”. Resulullah (sav) “Bugün size bir kınama yoktur, izhebuentümtüleka” Gidiniz hepiniz salıverildiniz. Benim size söyleyeceğim şey, Yusuf‘un (as) kardeşlerine söylediğidir.. Ve o gün orada endişeli bakışların sahiplerinin hepsi fethin mü’minleri oluyorlar. Başta Ebu Süfyan (ra) olmak üzere. Bütün oraya şahit olanlar ki, istisnasız mü’min olarak kalmayan yok. Mekke’nin fethinden alacağımız derslerde aslında bir iktidar hesabı yok. Bir hesaplaşma, intikam yok.… Yaşananlar yaşanmıştır. Bir insan tevbe etmişse, o günahı savunmuyorsa, İslam ondan bir hesap sormaz, af, müsamaha inanılmaz düzeydedir. Bunu da Resulullah (sav) Efendimiz bütün mü’minlere yaşatmıştır.

30 Aralık 2017 -


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Samet - Allah razı olsun Çok güzel bir yazı olmuş inşallah milli gazetede yazarlık yapar

Yanıtla . 0Beğen 31 Aralık 00:24

Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?