Romancıların tarih yorumu

Abone Ol

Romancıya sanatçı olarak bakmaya çalıştığımız için, onların amaçlarına uygun olarak hem tarihi olguları ve belgeleri, hem de içinde yaşadıkları toplumu ve dünyayı istedikleri gibi yorumlamalarına hak vermeye yatkınız. O yüzden de kendi dünya görüşlerine ve romanda vermek istedikleri mesaja uygun değişiklikleri tabii görürüz. Ama bunun da mâkul bir sınırı, kabul edilebilir yorum farkı olmalıdır. Öte yandan tarihçiye bilim adamı gözüyle bakmaya çalıştığımız için, tarihi olgularla belgeleri değiştirmelerine hak vermez, bunu bilim namusuna sığdıramayız. Fakat bazı tarihçilerin tarihi olgularla belgelere yaklaşımı öylesine politik ve ideolojik ki, estetik değerlere bağlı bir romancıda görülmeyecek yorum keyfiliği sergileyerek herkesi şaşırtırlar. Siyasilerin veya partizanların, benimsedikleri siyasi görüş için yaptıkları çarpıtma gayreti aslında gayet alışıldık bir durum, ama buna bilim adamlarının da katılması esef verici.

Tarihi olgularla belgeleri çarpıtarak keyfi yorumlar sergileyen romancı ile siyasi bir sonuç hedefleyen tarihçinin tavrını topluma ve insanlığa karşı sorumsuz bir art niyetlilikten başka türlü açıklamanın imkânı yoktur. Bu da elbette hak ve hakikat duygusu taşımamakla ilgili.

Bunun örnekleri bütün dünyada var. Fakat bize özgü bir hastalık halinde son yüzyılda oldukça çok sayıda görülmüştür. Özellikle Cumhuriyet le birlikte resmi ideoloji oluşturan sistem, her dönemde bu ideolojinin sözcülerini bulmayı bilmiştir. Kimisi gönüllü, kimisi ödenekli. Çünkü bu tavır hem basın tarafından popüler hâle getirilip müşteri bulunuyor, hem de resmi kurumlar tarafından ödüller veriliyor, besleniyor. Oysa gerçeği söylemenin bedeli çok ağır

Tarihi romanda tarih şuuru

Tarihin bir edebiyat türü sayıldığı ve tarih kitaplarının da teşbih ve istiare gibi edebî sanatlardan yararlanarak okuyucusunu etkilemeye çalıştığı dönemlerde, tarih kitaplarıyla tarihî roman arasında ciddî bir ayrımın olmadığı rahatlıkla söylenebilir. O yüzden, tarih ile roman, biyografi ve hatırat türleri birbiriyle akraba gibidir. Bu türler de artık bilimsel tarihin kaynakları arasında sayılır.

Tarihi roman kavramı, bu türlerin dil ve anlatım olarak kesin bir ayrıma tâbi tutulduğu bir dönemden sonra söz konusu olur. 19. yüzyılda Walter Scott, Ivanho ve benzeri romanlarıyla tarihi öğretmeye ve böylece bir tarih şuuru vermeye çalışır. Bununla da Fransız İhtilâli nden yola çıkan bütün romantikleri etkiler.

Bizde roman türüyle yaşıttır tarihi roman kavramı. Nâmık Kemal in Cezmi adlı romanıyla başlayan tarihî roman türü, Ahmet Mithat ile imparatorluk coğrafyasını tanıtmaya yönelir. Cumhuriyet ten sonra da resmi ideoloji ekseninde yeni ve sanal bir dünya ortaya koyar.

Öte yandan, tarihi öğretmek maksadıyla da pek çok popüler roman yazılır

Bizde tarihi roman yazanların iki amacı olduğunu söyleyebiliriz: Birincisi romancının belli bir ideoloji, dünya görüşü adına ortaya koyması, ikincisi de herhangi bir dünya görüşü kaygısı taşımaksızın post-modern bir anlayışla tarihi olguları ve belgeleri bir şov malzemesi gibi kullanması Son dönemde romanları kadar tarih tezleriyle de dikkati çekenler ise farklı. Bunlar hakkında Çetin Baydar dostumuzun bir tesbitini okuyucularımla paylaşmak istiyorum:

"Matrix in dışına çıkma numarası yaparak gerçekte sistemi işleten "Sahte Neo"larla mı karşı karşıyayız acaba Attila İlhan-Yalçın Küçük-Oktay Sinanoğlu-Turgut Özakman Hepsini tek paydada buluşturan söylemin şehâdet kelimesi: Yolda Yolakta Tevhid-i Gâzi Yâni Gâzi yi Birlemek!"

Olgular ve belgeleri çarpıtanlar

İlk kez Tanpınar ın Mahur Beste adlı romanıyla günümüz tarihte tartışılır. Abdülhamid döneminde yaşamış Behçet Efendi ile çevresini anlatan roman, tarihî değerlerimizden yeni bir insan tipi için ipuçları arama çabasını ortaya koymaktadır. Sahnenin Dışındakiler adlı ikinci romanı, Mahur Beste nin Millî Mücadele yıllarındaki devamıdır ve yakın tarihe ışık tutar. Huzur adlı romanı, bir aşk hikâyesinin çevresinde II. Dünya Savaşı yıllarındaki huzursuzluğu ele alır. Bu üçlemeden sonraki Saatleri Ayarlama Enstitüsü, bütün tespitlerini alegorik bir hikâyeye yüklemesi ve açıkça söyleyemediklerini sembollerle ifade etme çabasını yansıtması bakımından önemlidir. Yarım kalan Aydaki Kadın ise, çok partili hayatın eleştirisi gibidir.

Bu romanlara ne kadar tarihî roman denebileceği tartışmalıdır. Çünkü tarihî roman, tarih bilimi gibi bitmiş, etkileri ve sonuçları artık herkes tarafından kabul edilmiş, bir bakıma da kapanmış bir tarih dönemini olgular ve belgeler çerçevesinde, bilinen ve bilinmeyen kişilerle anlatan edebi bir eserdir. Bu bakımdan, tartışmaları bitmemiş yakın tarihi bir çeşit hatırat, otobiyografi veya savunma-saldırı tarzında ele alan ve romancıların tezlerine malzeme yapan eserlere tarihi roman demek de kavram açısından oldukça sakıncalıdır.

1960 sonrasında ilk kez Tarık Buğra, Küçük Ağa da resmî ideoloji gözlüğünü bırakarak olayları oluş tarzı ve kendi mantığı içinde ele almaya çalışır. Farklı tarih görüşüyle dikkati çeken Tarık Buğra, Küçük Ağa adlı romanıyla başladığı sanatçının çağına tanıklığını Firavun İmanı, Yağmuru Beklerken, Dönemeçte eserleriyle sürdürür, kendine özgü bir tarih şuuru ortaya koyar. Kemal Tahir Esir Şehir dizisiyle yakın tarihin romanını yazarken, Devlet Ana romanı ile Osmanlı tarihine yönelir. Bu iki romancının Osmanlı yı konu alan romanları, ortaya koydukları tarih tezleri kadar bize özgü roman dilleriyle de tartışmaya yol açtı. Daha sonra M.N. Sepetçioğlu ve Mehmed Niyazi gibi pek çok yazar tarihten yararlanarak eser verdiler.

Şiirinde kendine özgü bir ses yakalayan, ama estetik anlayışını metafizik bir temele oturtamayan Attila İlhan ın romanlarında da sığ bir politik tavır sergilediğini görüyoruz. Rusların Birinci Dünya Savaşı nda bize saldırdıklarını görmezden gelerek, Gazi ile Lenin arasında hayali dostluklar kuran ve Milli Mücadele de Sovyet desteği olduğunu savunan Attila İlhan ın romanları, özenti diliyle olduğu kadar tartışmalı mesajlarıyla da gerçeklik duygusu veremez. Post-modern tavırlarla tarihe ve topluma yaklaşan Orhan Pamuk ile Ahmet Altan ın ele alınacak ciddi bir dünya görüşleri ve sorumluluk duyguları olduğu söylenemez; tarih onlar için bir sirk adeta